|
Merhaba,
Aşağıdaki alıntı hafta ortasında gittiğim, yaklaşık bir
yıldır ayrı olduğum gönül dostları ile bir arada olma olanağı yakaladığım
toplantıda en önemli çağrılı tarafından açılış konuşmasının başında
okundu.
|
 |
“Siz en güzel ve en güçlü varlıksınız.
İnsan olmaktan kıvanç duyun.
Her şeyi kendi içinizde arayın, bulacaksınız.
Kendinizi, başkalarını ve yaşamı sevmeyi öğrenin.
Sevgiye zaman ayırın ve onu başkaları ile paylaşın.
Yaşam sevgi,
Sevgi yaşam demektir.”
Yaklaşık üç buçuk saat süren sevgi yüklü söyleşi, konuk
konuşmacının “hepinize sevgi için barış diliyorum” temennisi ile sona erdi.
Sıkça yaşamı, kendimi, hayatı sorgulayarak nedenlere ve niçinlere yanıt aramayı
sürdürdüğümü, içinden çıkılmaz gibi görünen hayal kırıklıkları ardından çıkış
yollarını zorlarken “Hayatın artık benim için yapabileceği bir şey kalmadı mı ?”
sorusundan çok mutlaka hayatın benim adıma yapacakları olmalı diye önce kendi
üzerime yürüdüğümü bilirsin. Bu toplantı sonrası oturup biraz düşündüm ki; eğer
hayatın benim için yapabilecekleri varsa (ki mutlaka var) ve ben bunu istiyorsam
(elbette bütün yüreğimle) benim de hayata, insanlara, yaşama, aşka, sevgiye,
dostluğa, umuda, değerlere, aydınlığa, mutluluğa, müziğe, şiire, çiçek, böcek,
kuş aklına gelebilen her canlıya, denize, rüzgara, yağmura, geceye, akıp giden
güne kısaca hayata dair bildiklerim, yaşadıklarım, duyumsadıklarım,
önemsediklerim olmalı ki hayattan bir şey isteme hakkını görebileyim kendimde.
İnsanın hayatla ilişkisi, insanın insanla ilişkisine benziyor.
İyi hazırlanabil ki hayat sana gülebilsin. Hayatına güzellikler sun ki hayatın
bunu daha büyük güzelliklerle sana geri verebilsin. Aradaki farkın ise kendi
hayatının, insanlar kadar nankör olmaması. Biraz daha incelikli hayatın sana
geri dönüşü. Belki de bu hayatını sadece senin, kendinin belirleme hakkının
olmasından kaynaklanıyor. Bu ve benzeri düşüncelerle cebelleşip yoğunlaşırken
bir yandan eski dergileri karıştırıyorum bir yandan da gecenin duru sessizliğini
dinliyorum. Değişmez iki yoldaşım var yanımda. Kahvem ve kısa Samsun marka
sigara paketim. Kağıt, kalem onlar yoldaştan da öte ben oldular git gide.
Elime 97 yılı Aralık ayına ait bir dergi geçiyor. Çoğu zaman
şaşırmışımdır. İletişim yalnızca tanıdık insanlar arasında sağlanmıyor. Kimi
zaman hiç sağlanmıyor da denebilir ya!!!
Nasıl oluyor, apansız bir dergiye uzanıyorsunuz ve hiç
tanımadığınız biri gece yarısı sizinle aynı düşünceleri paylaşan satırlarla
yalnızlığınıza “merhaba” diyor gülümseyen harfler, yüreklendiren kelimeler,
düşündüren cümlelerle.
Bir süre yazılanlara göz gezdiriyorum. Uzun zamandır neredeyse iç
içe, alt alta olduğumuz
hayatımızın benim /senin adına yapabileceği ne çok şey olduğunu
görüyorum. Peki hayatın senin adına yapamayacakları?
Kulak vermek ister misin hayatın senin için yapamayacaklarına?
Neden yapamayacağına?
Şimdi bu da nereden çıktı dediğini duyar gibiyim. Ne kadarını
önemsersin, ne kadarı aklında kalır, kulağına küpe olur bunu bilemem ama, ben
yazmaya değer buldum. Gerisi sana kalmış. Yalnız unutma hayat bu, şakaya gelir
yanı yok anlayacağın. Sonra sana dönüp “üzgünüm senin için yapabileceğim pek bir
şey yok” deyiverir.
Sen istersen iki üç dakikanı ayır da bir göz at, hayat sana ne
zaman “senin için yapabileceğim pek bir şey yok” demekte!!!!
“Akıllı, zeki görünme abukluğuna aldanıp, salaklığın aslında
bahşedilmiş bir meziyet olduğunu es geçiyorsan, hayatın senin adına yapabileceği
pek bir şey yok demektir.”
“Ciddi imajlarla denize açılıp, akvuryumdaki balık kadar mizahtan
anlamıyorsan, hayatın senin için yapabileceği bir şey yok demektir.”
“Aşk için aşk, metozori aşk, alkol üstü aşk, çetrefilli aşk,
üçlü, beşli aşk gibi girdapları tercih edip, kendi halinde, usul usul geliveren
yaratıcı aşkı ıskalıyorsan, hayatın senin için yapabileceği bir şey yok...”
“Pencere önü çiçeği olarak kalmakta direnip, insanı insan yapan
içindeki çocuktur gerçeğini atlıyor ve kendi yaşam öykünün kahramanı olmayı
beceremiyorsan, hayatın senin için yapabileceği pek bir şey yok demektir”
“Her soruya bir yanıt bulma telaşına kapılıp, müziği kendi ruhun,
şarabı kendi kanın, kadını/erkeği kendi güzelliğin için damıtmıyorsan, hayatın
senin için yapabileceği pek bir şey yok demektir”
“Sana sunulanları unutup, şeytanla girdiğin işbirliği ile
nankörce davranıp meleklerle dans etmeyi, Tanrıyı ense kökünde hissetmeyi pas
geçiyorsan hayatın senin için yapabileceği pek bir şey yok demektir...”
“Az seçilmiş yollarda yürümekten vazgeçip, herkesin
yürüyebileceği düz, sapa olmayan yolları adımlamayı seçiyorsan....
Kritikleri tokatlamaktan korkup, bedenindeki enerjiyle çekip
gidiyor, az ama renkli yaşayan bir tutku kelebeği kadar olamıyorsan....
Herhangi bir rant uğruna türlü olmazlıklar yapıp, kendi
karanlığını kendin yaratıyorsan hayatın senin için yapabileceği pek bir şey yok
dostum”
“Bir fahişenin sadece bir fahişe olduğunu düşünüp, aslında
herkesi kendini temize çekme telaşı içinde yargıladığını unutuyorsan....
Dünde nedamet, yarında umut arayıp, bu günü yaşamayı yok
sayıyorsan ve hatta zamanın dışına taşmayı beceremiyorsan.....
Başkalarının karanlığına kadrolu sokak lambası olup, kendi haleni
karatıyor, gün günden tükenen sadece sen oluyorsan, hayatın senin için
yapabileceği pek bir şey yok”
“Hazzı başka bedenlerde arayıp, bazen sadece kendi saçını
okşamakla, kendi sırtını sıvazlamakla, kendi dizine yatmakla yetinemiyorsan....
Mutluluğun hep başka yerde, senin dışında olduğunu düşünüp, içini
ihmal ediyor ve hatta sırt üstü uzanıp yaldızlı kumsala yıldızlı gökyüzünü
seyrederek sigara dumanından halkalar yapmayı aklına getiremiyorsan....
Her şeyle oyun oynamaya kalkıp, kendinin ve başkalarının hayatını
bir kumar gibi görüyorsan ve oyunun sadece kumarda olduğunu unutuyorsan, hayatın
senin için yapabileceği pek bir şey yok...”
“Arzu tramvayında kaçak bir yolcu gibi her tutku durağında bir
kez inip, sabrı, özeni, özveriyi en azından bir kez bile denemiyorsan.....
Sokaklar kadar ıssız yalnızlıklarla baş başa yaşamayı göze alıp,
gecenin tül rengi hafifliğinde sana açılan bir yüreği ihanetlerle, terk
edilmelerle bir başına bırakabiliyorsan...”
Ve..........
“Asıl yaratının, kendini bulmanın çelişkilerde olduğunu unutup,
yaratılmışlarla ve şimdiki senle idare etmeye çalışıyorsan, hayatın senin için
yapabileceği pek bir şey yok demektir......”
İçinde kendi kendinle yaptığın konuşmalarda, başkalarının onurunu
koruyamıyorsan, birini, bir insanı ya da her neyi seviyorsan ve bunu diğerlerini
harcayarak yapıyor üstelik de ne yaptığının ayrımına varamıyorsan, herhangi bir
konuda bir kez kara verdin mi bütün seslere, olasılıklara ve hatta en iyi
temellendirilmiş bir karşı çıkışa bile kulakların tıkalıysa ve bunu da güçlü bir
karakterin işareti olarak kabul ediyorsan..
İçindeki kötünün en iyi olduğunu söyleme yürekliliği gösterdiğin
zamanı hayatının en büyük dönemi olduğunu kabul edip bu övgüden hoşlanıyorsan
ruhundaki boşluğun farkına varmadan,
boş bir gururla neyi iyi yapabiliyor da onun senin için en zor
şey olduğunu kabul edip, işte bu benim anlayışım diyorsan hayatın senin için
yapabileceği pek bir şey yok demektir.
Evet işte böyle sevgili dost. Bir kısmı alıntı, bir kısmı
düşünürlere ait, bir kısmı da benden. Çoğaltılabilir, arttırılabilir, neden
hayatın senin için yapabileceği pek bir şey yoklar .....
O zaman ne yapmalı insan hayat bu denli elini eteğini çektikten
sonra üstünden?
Hayat, üzgünüm senin için yapabileceğim pek bir şey kalmamış
dediğinde....
Örneğin;
Toplamalı bavulları insan
Yeter mi peki bavulları toplamak? Ya sonrası? Bavulları
topladıktan sonraki yolculukta haftaya buluşmak üzere şimdilik hoşça kal...
Seni öperim, yüreğini de..............
|