BİR GÖNÜL YOLCULUĞU 12

Nalan Kara

Merhaba,

Aşağıdaki alıntı hafta ortasında gittiğim, yaklaşık bir yıldır ayrı olduğum gönül dostları ile bir arada olma olanağı yakaladığım toplantıda en önemli çağrılı tarafından açılış konuşmasının başında okundu.

“Siz en güzel ve en güçlü varlıksınız.

İnsan olmaktan kıvanç duyun.

Her şeyi kendi  içinizde arayın, bulacaksınız.

Kendinizi, başkalarını ve yaşamı sevmeyi öğrenin.

Sevgiye zaman ayırın ve onu başkaları ile paylaşın.

Yaşam sevgi,

Sevgi yaşam demektir.”

Yaklaşık üç buçuk saat süren sevgi yüklü söyleşi, konuk konuşmacının “hepinize sevgi için barış diliyorum” temennisi ile sona erdi. Sıkça yaşamı, kendimi, hayatı sorgulayarak nedenlere ve niçinlere yanıt aramayı sürdürdüğümü, içinden çıkılmaz gibi görünen hayal kırıklıkları ardından çıkış yollarını zorlarken “Hayatın artık benim için yapabileceği bir şey kalmadı mı ?” sorusundan çok mutlaka hayatın benim adıma yapacakları olmalı diye önce kendi üzerime yürüdüğümü bilirsin. Bu toplantı sonrası oturup biraz düşündüm ki; eğer hayatın benim için yapabilecekleri varsa (ki mutlaka var) ve ben bunu istiyorsam (elbette bütün yüreğimle) benim de hayata, insanlara, yaşama, aşka, sevgiye, dostluğa, umuda, değerlere, aydınlığa, mutluluğa, müziğe, şiire, çiçek, böcek, kuş aklına gelebilen her canlıya, denize, rüzgara, yağmura, geceye, akıp giden güne kısaca hayata dair bildiklerim, yaşadıklarım, duyumsadıklarım, önemsediklerim olmalı ki hayattan bir şey isteme hakkını görebileyim kendimde.

İnsanın hayatla ilişkisi, insanın insanla ilişkisine benziyor. İyi hazırlanabil ki hayat sana gülebilsin. Hayatına güzellikler sun ki hayatın bunu daha büyük güzelliklerle sana geri verebilsin. Aradaki farkın ise kendi hayatının, insanlar kadar nankör olmaması. Biraz daha incelikli hayatın sana geri dönüşü. Belki de bu hayatını sadece senin, kendinin belirleme hakkının olmasından kaynaklanıyor. Bu ve benzeri düşüncelerle cebelleşip yoğunlaşırken bir yandan eski dergileri karıştırıyorum bir yandan da gecenin duru sessizliğini dinliyorum. Değişmez iki yoldaşım var yanımda. Kahvem ve kısa Samsun marka sigara paketim. Kağıt, kalem onlar yoldaştan da öte ben oldular git gide.

Elime 97  yılı Aralık ayına ait bir dergi geçiyor. Çoğu zaman şaşırmışımdır. İletişim yalnızca tanıdık insanlar arasında sağlanmıyor. Kimi zaman hiç sağlanmıyor da denebilir ya!!!

Nasıl oluyor, apansız bir dergiye uzanıyorsunuz ve hiç tanımadığınız biri gece yarısı sizinle aynı düşünceleri paylaşan satırlarla yalnızlığınıza “merhaba” diyor gülümseyen harfler, yüreklendiren kelimeler, düşündüren cümlelerle.

Bir süre yazılanlara göz gezdiriyorum. Uzun zamandır neredeyse iç içe, alt alta olduğumuz

hayatımızın benim /senin adına yapabileceği  ne çok şey olduğunu görüyorum. Peki hayatın senin adına yapamayacakları?

Kulak vermek ister misin hayatın senin için yapamayacaklarına?

Neden yapamayacağına?

Şimdi bu da nereden çıktı dediğini duyar gibiyim. Ne kadarını önemsersin, ne kadarı aklında kalır, kulağına küpe olur bunu bilemem ama, ben yazmaya değer buldum. Gerisi sana kalmış. Yalnız unutma hayat bu, şakaya gelir yanı yok anlayacağın. Sonra sana dönüp “üzgünüm senin için yapabileceğim pek bir şey yok” deyiverir.

Sen istersen  iki üç dakikanı ayır da bir göz at, hayat sana ne zaman “senin için yapabileceğim pek bir şey yok” demekte!!!!

“Akıllı, zeki görünme abukluğuna aldanıp, salaklığın aslında bahşedilmiş bir meziyet olduğunu es geçiyorsan, hayatın senin adına yapabileceği pek bir şey yok demektir.”

“Ciddi imajlarla denize açılıp, akvuryumdaki balık kadar mizahtan anlamıyorsan, hayatın senin için yapabileceği bir şey yok demektir.”

“Aşk için aşk, metozori aşk, alkol üstü aşk, çetrefilli aşk, üçlü, beşli aşk gibi girdapları tercih edip, kendi halinde, usul usul geliveren  yaratıcı aşkı ıskalıyorsan, hayatın senin için yapabileceği bir şey yok...”

“Pencere önü çiçeği olarak kalmakta direnip, insanı insan yapan içindeki çocuktur gerçeğini atlıyor ve kendi yaşam öykünün kahramanı olmayı beceremiyorsan, hayatın senin için yapabileceği pek bir şey yok demektir”

“Her soruya bir yanıt bulma telaşına kapılıp, müziği kendi ruhun, şarabı kendi kanın, kadını/erkeği kendi güzelliğin için damıtmıyorsan, hayatın senin için yapabileceği pek bir şey yok demektir”

“Sana sunulanları unutup, şeytanla girdiğin işbirliği ile nankörce davranıp meleklerle dans etmeyi, Tanrıyı ense kökünde hissetmeyi pas geçiyorsan hayatın senin için yapabileceği pek bir şey yok demektir...”

“Az seçilmiş yollarda yürümekten vazgeçip, herkesin yürüyebileceği düz, sapa olmayan yolları adımlamayı seçiyorsan....

Kritikleri  tokatlamaktan korkup, bedenindeki enerjiyle çekip gidiyor, az ama renkli yaşayan bir tutku kelebeği kadar olamıyorsan....

Herhangi bir rant uğruna türlü olmazlıklar yapıp, kendi karanlığını kendin yaratıyorsan hayatın senin için yapabileceği pek bir şey yok  dostum”

“Bir fahişenin sadece bir fahişe olduğunu düşünüp, aslında herkesi kendini temize çekme telaşı içinde yargıladığını unutuyorsan....

Dünde nedamet, yarında umut arayıp, bu günü yaşamayı yok sayıyorsan ve hatta zamanın dışına taşmayı beceremiyorsan.....

Başkalarının karanlığına kadrolu sokak lambası olup, kendi haleni karatıyor, gün günden tükenen sadece sen oluyorsan, hayatın senin için yapabileceği pek bir şey yok”

“Hazzı başka bedenlerde arayıp, bazen sadece kendi saçını okşamakla, kendi sırtını sıvazlamakla, kendi dizine yatmakla yetinemiyorsan....

Mutluluğun hep başka yerde, senin dışında olduğunu düşünüp, içini ihmal ediyor ve hatta sırt üstü uzanıp yaldızlı kumsala yıldızlı gökyüzünü seyrederek sigara dumanından halkalar yapmayı aklına getiremiyorsan....

Her şeyle oyun oynamaya kalkıp, kendinin ve başkalarının hayatını bir kumar gibi görüyorsan ve oyunun sadece kumarda olduğunu unutuyorsan, hayatın senin için yapabileceği pek bir şey yok...”

“Arzu tramvayında kaçak bir yolcu gibi her tutku durağında bir kez inip, sabrı, özeni, özveriyi en azından bir kez bile denemiyorsan.....

Sokaklar kadar ıssız yalnızlıklarla baş başa yaşamayı göze alıp, gecenin tül rengi hafifliğinde sana açılan bir yüreği ihanetlerle, terk edilmelerle bir başına bırakabiliyorsan...”

Ve..........

“Asıl yaratının, kendini bulmanın çelişkilerde olduğunu unutup, yaratılmışlarla ve şimdiki senle idare etmeye çalışıyorsan, hayatın senin için yapabileceği pek bir şey yok demektir......”

İçinde kendi kendinle yaptığın konuşmalarda, başkalarının onurunu koruyamıyorsan, birini, bir insanı ya da her neyi seviyorsan ve bunu diğerlerini harcayarak yapıyor üstelik de ne yaptığının ayrımına varamıyorsan, herhangi bir konuda bir kez kara verdin mi bütün seslere, olasılıklara ve hatta en iyi temellendirilmiş bir karşı çıkışa bile kulakların tıkalıysa ve bunu da güçlü bir karakterin işareti olarak kabul ediyorsan..

İçindeki kötünün en iyi olduğunu söyleme yürekliliği gösterdiğin zamanı hayatının en büyük dönemi olduğunu kabul edip bu  övgüden hoşlanıyorsan ruhundaki boşluğun farkına varmadan,

boş bir gururla neyi iyi yapabiliyor da onun senin için en zor şey olduğunu kabul edip, işte bu benim anlayışım diyorsan  hayatın senin için yapabileceği pek bir şey yok demektir.

Evet işte böyle sevgili dost. Bir kısmı alıntı, bir kısmı düşünürlere ait, bir kısmı da benden. Çoğaltılabilir, arttırılabilir, neden hayatın senin için yapabileceği pek bir şey yoklar .....

O zaman ne yapmalı insan hayat bu denli elini eteğini çektikten sonra üstünden?

Hayat, üzgünüm senin için yapabileceğim pek bir şey kalmamış dediğinde....

Örneğin;

Toplamalı bavulları insan

Yeter mi peki bavulları toplamak? Ya sonrası? Bavulları topladıktan sonraki yolculukta haftaya buluşmak üzere şimdilik hoşça kal...

Seni öperim, yüreğini de..............

Bir Önceki Sayfa... Ana Sayfa Köşe Yazıları Arkadaşına Gönder

Yukarı Çıkmak İçin...