|
|
|
Merhaba sevgili,
İnsan bazen yaşamın gerçeklerinden sıyrılıp başka hayallere
yelken açmak istiyor. İşin sonunda yelkenlerin suya değeceğini hesap
etmeden ama.... Nereye gideceğini bilmeden, sona ermesini istemeden,
beklentisiz. Yazmadan, okumadan, aşksız, parasız, paylaşımsız yaşamak
istiyor. Oturup derin düşüncelere daldığım hayatın gerçeklerinden bir an
için sıyrılıp hayallere yelken açmaya çalıştığım şu zaman diliminde ne
diyorum kendi kendime biliyor musun? Hayat; ortak birşeyleri olmayanların
ortaklığı ile sürüp gitmekte. Gerçekte sürüp gitmekte olmadığının
farkındayız hepimiz de, ortak birşeyleri olmayanların ortaklığına mecbur
kılındığımızdan, ‘ben sana mecburum’ dizesinin inceliğini bile kavramaktan
uzak ‘ben sana mecburum’ları varlık nedenimiz sayar olduk...... |
 |
Seninle bir önceki yarenliğimde bir merhabaya açmıştık yüreğimizi
sonra yoldaşlığa giden yolda adımlaşmıştık. Geldiğimiz nokta dostluk. Ancak bu
dostluk ‘ben sana mecburum’ dizesindeki anlamda yoğunlaşmamızı getirecek
beraberinde. Ben ötekini/seni dost kabul ediyorum ya, daha doğru bir anlatımla
ben kendimi sana dost olarak sunuyorum ya, sana sevgi duyuyorum. Gerçek, yalın,
bembeyaz bir sevgi. Ben kendimi sana dost kılıp, dost olarak sunuyorum ya! Senin
başarılarından haz alıyorum, seni önemsiyorum, benim için dikkate alınacak,
korunacak insanlar arasında baş sıraya yükseliyorsun. Seni büyütüyorum. Seninle
olmak hayallere yelken açmakla eş değer benim için.....
Öteki/sen, bana günün herhangi bir diliminde (benim için bu
noktada zaman zamansızlaşmakta) gereksinim duymuşsun, iki elim kanda olsa seni
yanıtlıyorum kimi iç fırtınalarını dindirmek adına, kimi seni koşulsuz mutlu
kılmak adına bende var olanı sunuyorum sana. Bütün maddesel değerlerin ötesinde
bir yerde taçlanıyorsun. Seninle olan dostluğuma emek veriyorum, sevgi
katıyorum, özen sunuyorum, hoşgörü ekliyorum, incelikle büyütüyorum yüreğimin en
güzel yerinde.
Seni önemsiyorum, aşk oluyorum sana, hayat oluyorum, kucak,
gözyaşı, evren de dinginlik aradığın en kuytu mekan, ses, sessizlik, şiir
oluyorum, türkü oluyorum, ne olmak lazımsa o oluyorum hülasa başımız, gözümüz
üstüne dostum diyerek......
Ve nihayet yoldaşlığa geçeceğiz diyorsun değil mi? Ben geçiyorum
da, senin için kararı yine sana bırakacağım her zamanki gibi. Belki de sen
kendin için öteki bana karşı hala arkadaşlıkta kalmış olabilirsin. Ancak dostluk
güzel dostum, yaşandığı şekli ile bir denemeden geçerse (ki bu deneme istemli,
bilinçli değildir kendiliğinden oluverir) sadece dostluğu deneyen bir krizden
başarı ile geçerse yoldaşlık mertebesine erişebiliyor ancak. O nedenle ben
yazdığım kimi dizelerde ‘can yoldaşım’ betimlemesini rahatlıkla kullanabiliyorum
kendi adıma, çekingesiz.
Önce kendimi kendime yoldaş, git gide kendimi sana yoldaş
kılarak.... Tut ki; dostluk süreci içerisinde bu dostluğu deneyen kriz
döneminden geçmekteyiz.. Bu süreçte ortaya çıkan duyarlılıklar (bu tek taraflı
tek olabilir, bu çok ‘iki’ taraflı tek olabilir, bu tek taraflı çok olabilir)
saygıyla karşılanabildiği oranda yerini derin bir güven duygusuna terk edecek
olan yoldaşlık evresi söz konusu olabilsin.Yoldaşlık senin kendinle, insanın
insanla beraberliğinin en derinidir. Nasıl mı? İkili ilişkiler içerisinde
kişilerden biri kendini yanılgılar, çelişkiler, zayıflıklar içerisinde
buluvermiştir birden. Aşırı duyarlı olduğu bir dönemden geçiyordur belki de,
olur a hatalar, yanlışlar yapmıştır, dengeler bozulmuştur, bütün bildiklerini
yaşadıklarını sorguladığı bir devreye girmiştir. Hiçbir şeyin yolunda gitmediği
zamanlardan birindedir belki de. O zaman ben kendimi kendime/sana yoldaş
kılmışsam, adamışsam bilirim ki benim ilgime, anlayışıma, sevgime ihtiyacın
vardır. Bilirim ki eğer kendime/sana yoldaşsam ben; sevdamla, desteğimle,
dengemle yanındayımdır. Sana vereceğim sonsuz güzellikleri paylaşmaya açığımdır.
Kendimi sana kapamam sana yoldaşsam, bütün zamanlarımı sana vermek için hazır
olduğumu bilirsin bu birlikte yol aldığımız süreçte.
Sana yoldaşsam hatalarının, yanlışlarının hesabını tutmam. Ama
sana yoldaşsam bir hatalı konum içerisinde gördüğümde seni ikaz etmekte de
tereddüt etmem. Bu ikazın senin gelişmen yolunda yapıcı bir ikaz olduğunu
bilirsin sen.
Sana yoldaşsam seni yıpratmaya, çökertmeye, incitmeye,
aşağılamaya, örselemeye daha başta yanaşmam. Sana yoldaşsam bana güveniyorsun
demektir, bu güvenini kötüye kullanmam, dahası senin güvenine ihanet etmem, seni
kullanmam.... Sana yoldaşsam eğer bana yönelik kimi ihmallerine karşı seni
suçlamam. Ancak kendince nedenlerin olduğunu düşünüp sonsuz bir hoşgörü ile
açarım kollarımı sana. Sana yoldaşlığım emek ve sevgi ile gelmiştir bu güne ve
alabildiğine özgürdür üstelik. Bu nedenle bir çok sıradan ikili ilişkilerde
oluşan stresli, gerilimli anlara da göğüs gerebilmektedir .
Eğer sana yoldaşsam değerli dostum, o takındığın güçlülük masken
arkasında kopan fırtınaları seni görmesem, seni duymasam bile bilirim. Ama
yoldaşlığım öyle incelikli ve duyarlıdır ki gömüldüğün o sessizlikte sen
istemeden rahatsız etmem seni. Çünkü sana insan olarak saygı duyarım.
Gelişimini, başarını, mutluluğunu isterim. Bu nedenle seni yargılama hakkını
görmem kendimde. Ben sana dost olarak bende olanlardan, yapabileceklerimden,
verebileceklerimden sorumlu tutarım kendimi, sende olmayanlardan,
yapamayacaklarından, veremeyeceklerinden değil.......
Ben önce kendimi kendime yoldaş kılabildiğimdendir ki kendimi
sana yoldaş olarak sunabiliyorum artık.
Çokça iki karşı cins veya iki aynı cins arasında bu tür ilişkiler
yaşanmaz. Birşeyler yaşanır, olası bir krizle çökme noktasına gelindiğinde de
insanlar dönüp sorarlar; ‘neden böyle oldu?’ diye. Şimdi kendine yoldaş
olamayan, kendi ile yol almayı bilmeyen, buna tahammül bile edemeyen bir
başkasına nasıl yoldaş olacak....
Senin ötekine/bana yoldaşlığına gelince yoldaşlığa kadar geldi mi? Dostluk
aşamasında mı kaldı? Yoksa ne dostluğu daha en başında o el sıkışma noktasından
bir adım öteye bile gidemedi mi? gibi soruların yanıtını sen vereceksin.
Ama önce kendine arkadaş, dost, yoldaş olmayı dene derim. Tabiî bu
senin bileceğin bir şey benimki sadece dostane bir öneri... Önce kendinle
sorunlarını aş ki; gerisi kolayca gelsin. Zor elbette. Hele son aşamaya gelmek.
Önce kendinle yoldaş olabilmek, sonra da kime yoldaş olmak istiyorsan onunla
birlikte yol almak. İnsan oğlunun o iyilikten, güzellikten, sevgiden çok
kötülüğe, çirkinliğe, sevgisizliğe yatkın beyni, yüreği önüne kara bir çalı
olarak sıkça çıkacak emin ol. Her yerine takılıp kanatacak, acıtacak,
yaralayacak seni. Bu uzun, tehlikeli yolculuk biraz cesaret, çokça sevecenlik,
dürüstlük, yalansızlık ister. Ben başaracağına inanıyorum. Sen zor olanı
seversin, biliyorum.
Bir çok olguya emek vermekten, katılmaktan, yardım etmekten, sevmekten
hoşlanırsın, mutlanırsın. Bu kez kendinle başla işe. Kendini destekle, besle,
büyüt. Ödülün gerçekten emeğine değecek inan.
Ben her insanın yoldaşça bir ilişkiyi öğrenmesinden, kavramasından, anlamasından
ve böyle bir ilişkiyi büyütüp, geçekleştirmesinden yanayım. Ara sıra isyanlar
yaşayacak olsan da karşılaştığın fırtınalardan çok, bu fırtınaları nasıl
atlattığınla ilgilen. Dünyanın bütün eksilerine ve yaşamın bütün kalleşliğine,
insanların bütün vefasızlığına ve bütün sevgisizliğine rağmen yaşam içerisindeki
kavgalarına devam ederken kendinle barış içerisinde olmayı sürdür derim.
‘Dünyayı güzellik kurtaracak. Bir insanı sevmekle başlayacak her şey’
Devamını sen getir istersen?
Türküleri duy !
Türküler gibi yaşa,
Gerçek, yalansız, insanca, dostça, yoldaşça....
Bir insanı sevmekle başla işe, mesela kendinle.
Bu hafta da hoşça kal, seni öperim yüreğini de........
|