|
|
|
Merhaba Sevgili,
Ataol Behramoğlu nun "Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şeyler var"mısrası
ile başlayan, "Ve hayat sunulmuş bir armağandır insana" şeklinde biten
şiirinin tümünü burada sana yazmam olanaklı görünmüyor. Ama zaman yaratıp
okumanı salık veririm. "Değişmemelisin hiç bir şeyle, bir bardak içmenin
mutluluğunu" diyor ara mısralardan birinde... |
 |
Daha da güzeli sen o sevdiğim sesinle bu şiiri oku ve ben yarı
örtük kirpiklerimin ıslaklığında kumsala vuran dalga beyazı tadında sesini
duyumsamaya çalışayım. Ne dersin? Hayatın insana sunulmuş bir armağan olduğunu
kaçımız kabul ediyoruz? Evler ediniyor, en iyi şekilde içlerini döşüyor,
bütçemiz elverdiği ölçüde en güzel mobilyalarla donatıyor, itina ile koruyoruz.
Arabalar alıyoruz, yağına suyuna hiç aksatmadan bakıp, sigorta elzem deyip bir
kenarında oluşan en ufacık bir çizikle dünyayı kaldırıyoruz ayağa. Ya, çok uzun
sürdüğünü sandığımız hayatımız için ne yapıyoruz? Bize sunulan bu en değerli
armağanı, yılları, yaşananları geri getiremeyeceğimizi bilebile nasılda hoyratça
kullanıyoruz. Kendi hayatımızı hoyratça kullanmak bir yana, bu süreç içerisinde
başka hayatları da hoyratça kullanma hakkı buluyoruz kendimize. Hele bir de
karşımıza bu ya da şu şekilde çıkan bir başka kişinin hayatı size bağımlı
kılınmışsa öyle bir parçalıyoruz ki; ama ne parçalama!!..
Kendi hayatımızı bize sunulan bir armağan olarak kabul etmeyi
öğrenmediğimizden olsa, karşımızdakinin hayatının da onun en değerli armağanı
olduğunu göz ardı ediyoruz. Benim, hayatımı bana sunulmuş bir armağan olarak
kabul ettiği mi bilirsin. Kabul etmenin ötesinde hayatımı güzelliklerle,
inceliklerle, sevecenliklerle donatmak yolunda çaba gösterdiğimi de bilirsin.
Zaman zaman hayatımıza giren insanlar ve yaşadığımız kimi olaylar bu güzel
gidişin önüne set çeker gibi olsalar da kederi de namusluca yaşadığı, yaşadım mı
büyük yaşadığımı, girdim mi kavgaya bedenimle tutkumla girdiğimi, yaşadım
mı yoğunluğuna yaşadığımı her şeyi bilirsin. Yaşamak; zor zanaat.....
Yaşadıkların söylediklerinle ,duyumsamalarınla, eylemlerinle bire bir örtüşecek.
Bütün benliğin seslerle, ezgilerle dolarcasına balıklama dalacaksın hayatın
içine. Kanın karışacak hayatın tüm dolaşımına. Böyle yaşadığında hayatını hiç
bir şeyle değişmemeyi öğreniyorsun ve doğduğun gün sana sunulan bu armağanı
,ömür boyu paha biçilmez bir mücevher olarak korumayı başarıyorsun herkese ve
her şeye rağmen. Yıllar boyu "yaşamak"serüvenin yorucu olsa da, bu yolda
verdiğin emek değerli kılıyor hayatı. Bu nedenle, dost dediğini kucakladın mı
sımsıkı kucaklıyor, Sevdin mi tüm benliğinle seviyorsun. Bu nedenden ana,
arkadaş, sevgili, yoldaş, çocuk ve kardeş oluşun...
Şimdi soracaksın bana; tüm bu süreç içerisinde geri çekilmek
durumunda kaldığın, tökezlediğin, sersemlediğin ve hatta yere düştüğün anların
olmadı mı diye? Oldu elbette..... Ama inandığım şu ki; size sunulan hayat
denilen bu değerli armağanı kim sizden daha fazla önemseyebilir? Ben mi ne
yapıyorum? Karşımdaki insanın bana yapmış olduğu yanlışın hesabını, çetelesini
tutmamayı öğrendim artık. Böyle bir durumda kaçmadan, bir yerlere sığınmadan
içsel bir yolculuk yapıyorum. Benim doğrularımla karşımdakinin doğrularının kimi
zaman örtüşmeye bileceği ihtimalini göz ardı etmeksizin soruyorum karşımdaki
insana yapılan yanlışın nedenlerini. Bu kez karşımdakini bırakıyorum kendi iç
yolculuğu ile baş başa. O yanlışını bulmuş, kabul etmiş, ya da hayırlamış,
doğrulamış onun bileceği bir iş. İnsan ancak kendi iç hesaplaşmasında yalansız
ve yalın olabilir ki bunun sonrasında kendini bir başkasına çırılçıplak
sunabilsin ve cesaretle......
Yaşamım boyunca en büyük desteğim doğru kurgulanmış olan iç
dünyam oldu. Bu nedenle olsa gerek dostum deyip de sımsıkı sarıldığım insanların
gün gelip beni aynı sıcaklıkta kucaklıyor olmamalarının sebebini yine o dostlara
bırakmam. Dostlar!!..... Onların bana sımsıkı sarılmak istememeleri, benim
onlara sımsıkı sarılma isteğimi neden etkilesin ki? Ben birey olarak kendi
davranış ve duyumsamalarımdan sorumlu isem bir dost bana sımsıkı sarılmaktan
vazgeçti diye ben neden vazgeçeyim? Bir insan size yalan söyledi diye nasıl siz
yalan söylemek durumunda değilseniz, ya da birisizi aldattı diye siz, sizi
aldatan, örseleyen kişiye aynı şekilde yanıt vermek durumunda değilseniz bu da
onun gibi, dostunuz sizi sımsıkı sarmıyor diye, siz bu sıcaklığı ondan
esirgeyemezsiniz. Aslına bakarsan uygulanabilirliği kolay ama biz insan oğlu
"yaşamak"ı içinden çıkılmaz bir hale getirmek için elimizden geleni yapıyoruz.
Zor gelmesi bu yüzden. "Yaşamak"ı bir savaş olarak algılayıp kısasa kısas
yapmamız bu yüzden. Eğer sahici iseniz, eğer kendinizi hesapsız, çıkarsız,
çırılçıplak sunmuşsanız, eğer duyumsamalarınızdan sorumluluk duyuyorsanız
karşınızdakine kollarınızın hep açık durması en olağan durum. Ve bilmelisiniz ki
siz birilerini her zaman kucaklama hakkına sahipsiniz. Kayıp söz konusu ise
bırakın karşınızdaki üzülsün bu duruma. Çünkü siz kaybedilmeyecek kadar
değerlisiniz kendiniz ve yaşamınıza giren bütün ötekiler için. Dostların
kollarının sizi kucaklamaya kapalı olmasının nedenini ve sonrasını onlara
bırakın.
İleriye baktığımda yaşanacak hayatın, yaşadıklarımdan daha az
olduğunu biliyorum. Hayat bana kimi zaman acıları bal eylemeyi, kimi zaman
inceliklerden güzelliklere doğru bir dantel işlemeyi, insanı olduğu gibi kabul
etmeyi, yargılamamayı, örselememeyi, yanlışın çetelesini tutmamam gerektiğini
öğretti.
Ve "YAŞAMAK"ı......
Ve sevgiyi......
Çıkarsız, hesapsız, yalansız, beyaz bir dilim ekmek kadar
bereketli........
Hayat sana teşekkür ederim!!!!
En sahici yanımla sunduğum sevgi armağanlarıyla sevinçler
iletiyorum gülüşlerine......
Hoşça kal,
Seni öperim,yüreğini de........
|