|
|
|
Merhaba,
İşte bak koca bir hafta geçip gitti bile. Hiç düşündün mü bir haftalık
zaman dilimine ne çok olaylar, yaşanmışlıklar, yaşanmamışlıklar
sığdırıyoruz. Başka bir saklambacın oyuncusu olmaktan yorgun, yarı örtülü
bir perdenin ardında buruşuk bir bekleyiş, bu bekleyişin son noktasında,
bir el sıkışmanın imbikten süzülen, damıtılmış ince sızısı........ |
 |
Evet; parçalanma, acıtma, kapıyı vurup çarpma anına gelmeden el
sıkışmaktan bahsettiğimi anlamışsındır sanırım. Nasıl mı? Ne bileyim;
biryerlerde birşeyler eksik kalmıştır mutlaka. Mesela tanımadık sözler
sızıyordur aranıza. Birgün beyaz olduğu söylenen yalanlarla tanışmışsındır. Bu
içinde gece karanlığı koyuluğunda korkular büyütmeye başlamıştır. Sonra, bir
sabah kalktığında aynada apansız kendini çirkin bulmaya başlarsın. Karşılıklı
yudumlanan bir kadeh beyaz şarap bile başını döndürmüyordur artık. İşte sana el
sıkışmak için yeterli bir kaç sebep. Böyle yapmadın mı, sonrası hızlı bir
çöküşü getiriyor beraberinde. Ardı sıra çekiciliğini, sevecenliğini, yitirmiş
ses tınıları, tacizkar sözler, haklılığı kanıtlama yolunda gereksiz çabalar,
adeta kaçarcasına yapılmış iki saniyelik telefon görüşmeleri, bir saatle
sınırlandırılan randevular. Zaman ne kadar acımasız değil mi? Sen kalk sevgi
yüklü, katıksız, hesapsız, yalansız bin bir güzellik içeren günler, haftalar,
yıllar yarat, sonra da bir saat için buruşuk bir bekleyişe yenik düş. Ne dersin?
Bu yaşananlar içerisinde hangisi doğru, hangisi gerçek?
Bu nedenle sevgili dost en iyisi yazmalı.
Benim burada, ister kendimle de, istersen seninle, istersen bir başkası ile
söyleşmemi, sevgi sunmamı, yaşatmamı, büyütmemi, aklına daha ne geliyorsa
yapmamı engelleyecek ne bir insan var, ne de bir zaman mefhumu. Ben yazarım, sen
en fazla okumazsın, hepsi bu. Ben, yazdığım sürece, içimde güzelliklerden,
sevgiden, yalansızlıktan, sahicilikten yana tüm duyumsamaları ayakta tuttuğum ve
de gece yarıları ve bu gönül yolculukları bitmediği sürece sık sık birlikte
olacağız. Sen bilmem hangi önemli/siz kişi ile randevulaşmışsın, saat bilmem
kaçta şurada olacakmışsın, toplantın bitince arayacakmışsın, hiçbirinin önemi
yok burada. En güzeli de ne biliyor musun sana yazmanın; takvim yaprakları
yıllarla düşse de sen belleğimde seni en son gördüğüm halinle yaşayacaksın.
Gözlerinde yüreğinin hüznü, sevgisini saklamaya çalışan o hiç büyümemiş çocuk
olarak hatırlayacağım seni. Minik yaramaz bir çocuk olarak, elinde paketi yarım
açılmış bir çikolata ile ve güzel !.....
Böylece yıllar aramıza giremeyecek, yeni sevdaların var mı, yok
mu merak etmeden geçecek zaman. Hangi yanlışın hesabını kendine verirken nasıl
hüzünlendiğini, ağladığını geceler boyu ve yaslanacak bir omuza hasret olduğunu
bilmeden. Seni yüreğimde hiç eskitmeden, her küçük saatte, belki bir an.......
belki bir ömür...........
Bil ki; bu küçük saatlerde büyük sevgiler doğuracağım. Kimi İstanbul’da bildik
bir denizin usul maviliğinde, kimi birlikte uzanıp, yıldızlı gökyüzüne
ulaştığımız o küçük yaldızlı kumsalda, kimi iki kara yılan gibi önümde kıvrılan
yolların başında, kimi türkülerde sürgün gittiğim bir kıyı kahvehanesinde, kimi
bir şömine alevinin tamirden geçirdiği yaşantıların geçmişi süren filizlerinde,
kimi yağmurun sıcak ve küçük elleri dokunurken ellerime, kimi her gölgeye
sevinçle seslenirken bir saklambaç oyuncusunun incecik sızısı ile, kimi bir
fırtına sonrası ürperirken mavi beyaz dalgaların tenimi okşayan
sokulganlığında, kimi dört mevsim, çokça on iki ay, en az bir hafta boyu, ama
mutlaka gece yarısı ..................
Seni öperim, yüreğini de........
|