BİR GÖNÜL YOLCULUĞU 7

Nalan Kara

Merhaba,
İşte bak koca bir hafta geçip gitti bile. Hiç düşündün mü bir haftalık zaman dilimine ne çok olaylar, yaşanmışlıklar, yaşanmamışlıklar sığdırıyoruz. Başka bir saklambacın oyuncusu olmaktan yorgun, yarı örtülü  bir perdenin ardında  buruşuk bir bekleyiş, bu bekleyişin son noktasında, bir el sıkışmanın  imbikten süzülen, damıtılmış ince sızısı........

Evet; parçalanma, acıtma, kapıyı vurup çarpma anına gelmeden el sıkışmaktan  bahsettiğimi anlamışsındır sanırım. Nasıl mı? Ne bileyim; biryerlerde birşeyler eksik kalmıştır mutlaka. Mesela tanımadık sözler sızıyordur aranıza. Birgün beyaz olduğu söylenen yalanlarla tanışmışsındır. Bu içinde gece karanlığı koyuluğunda korkular büyütmeye başlamıştır. Sonra, bir sabah kalktığında aynada apansız kendini çirkin bulmaya başlarsın. Karşılıklı yudumlanan bir kadeh beyaz şarap bile başını döndürmüyordur artık. İşte sana el  sıkışmak için yeterli bir kaç sebep. Böyle  yapmadın mı, sonrası hızlı bir çöküşü getiriyor beraberinde. Ardı sıra çekiciliğini, sevecenliğini, yitirmiş ses  tınıları, tacizkar sözler, haklılığı kanıtlama yolunda  gereksiz çabalar, adeta kaçarcasına yapılmış iki saniyelik telefon görüşmeleri, bir saatle sınırlandırılan randevular. Zaman ne kadar acımasız değil mi? Sen kalk sevgi yüklü, katıksız, hesapsız, yalansız bin bir güzellik içeren günler, haftalar, yıllar yarat, sonra da bir saat için buruşuk bir bekleyişe yenik düş. Ne dersin? Bu yaşananlar içerisinde hangisi doğru, hangisi gerçek?


Bu nedenle sevgili dost en iyisi yazmalı.


Benim burada, ister kendimle de, istersen seninle, istersen bir başkası ile söyleşmemi, sevgi sunmamı, yaşatmamı, büyütmemi, aklına daha ne geliyorsa yapmamı engelleyecek ne bir insan var, ne de bir zaman mefhumu. Ben yazarım, sen en fazla okumazsın, hepsi bu. Ben, yazdığım sürece, içimde güzelliklerden, sevgiden, yalansızlıktan, sahicilikten yana tüm duyumsamaları ayakta tuttuğum ve de gece yarıları ve bu gönül yolculukları bitmediği sürece sık sık birlikte olacağız. Sen bilmem hangi önemli/siz kişi ile randevulaşmışsın, saat bilmem kaçta şurada olacakmışsın, toplantın bitince arayacakmışsın, hiçbirinin önemi yok burada. En güzeli de ne biliyor musun sana  yazmanın; takvim yaprakları yıllarla düşse de sen belleğimde seni en son gördüğüm halinle yaşayacaksın. Gözlerinde yüreğinin hüznü, sevgisini saklamaya çalışan o hiç büyümemiş çocuk olarak hatırlayacağım seni. Minik yaramaz bir çocuk olarak, elinde paketi yarım açılmış bir çikolata ile ve güzel !.....

 

Böylece yıllar aramıza giremeyecek, yeni sevdaların var mı, yok mu merak etmeden geçecek zaman. Hangi yanlışın hesabını kendine verirken nasıl hüzünlendiğini, ağladığını geceler boyu ve yaslanacak bir omuza hasret olduğunu bilmeden. Seni yüreğimde hiç eskitmeden, her küçük saatte, belki bir an....... belki bir ömür...........

Bil ki; bu küçük saatlerde büyük sevgiler doğuracağım. Kimi İstanbul’da bildik bir denizin usul maviliğinde, kimi birlikte uzanıp, yıldızlı gökyüzüne ulaştığımız o küçük yaldızlı kumsalda, kimi iki kara yılan gibi önümde kıvrılan yolların başında, kimi türkülerde sürgün gittiğim bir kıyı  kahvehanesinde, kimi bir şömine alevinin tamirden geçirdiği  yaşantıların geçmişi süren filizlerinde, kimi yağmurun sıcak ve küçük elleri dokunurken ellerime, kimi her gölgeye sevinçle seslenirken bir saklambaç oyuncusunun incecik sızısı ile, kimi bir fırtına sonrası ürperirken mavi beyaz dalgaların  tenimi okşayan sokulganlığında, kimi dört mevsim, çokça on iki ay, en az  bir hafta boyu, ama mutlaka gece yarısı ..................


Seni öperim, yüreğini de........

Bir Önceki Sayfa... Ana Sayfa Köşe Yazıları Arkadaşına Gönder

Yukarı Çıkmak İçin...