BİR GÖNÜL YOLCULUĞU 5

Nalan Kara

Merhaba,
Neredeyse gölgelerden bile korkar olduk. Selam vermekten, rüya görmekten, kapımızı çalan dilenciden, mektupları taşıyan postacıdan; neredeyse korkar olduk kendi gölgemizden.......
Böyle yazmıştı şair;
Fakat ben!!!!
Sözümü size

Gözü mü göğe çevirdim
Karamsarlık alıp,
Sevinç veriyorum yerine
Anlayın artık
Sürümden kazanıyorum böylece........

Zaman hızla Nisan'a doğru yol almakta. Son günlerin sıradanlığında kaybolmamak için çaba harcadığım bir hayat dilimindeyim. Saat 24’e yaklaşırken sana yazmaya oturmuştum ki; darmadağınık notlarım arasında, birzamanlara yönelik umut, huzur, sevgi, hoşgörü yüklü satırlarda çoktan üşümeye yüz tutmuş yüreğimin kor sıcaklığını  buluyorum. Ve sararmış bir iki gazete küpürü. Süreç içerisinde kesip saklamış olduğum, altı kalın çizgilerle belirlenmiş cümleleri paylaşmak istiyorum seninle.

‘Köprüleri atma, aynı nehri kaç kez daha geçmek zorunda kalacağına şaşacaksın’

‘Hayatını bir anlamlandırma çabası olarak değil, bir çığlık gibi yaşa’

‘Hayatınızın başlangıcında bir hata  varsa, önce; yeni bir hayat haritası çizerek başlayın işe’

Ve bu şekilde sürüp giden, insanı mutlu kılan, motive eden, yüreklendiren, boşa
geçirilmemiş bir ömrün paha biçilemez  tecrübelerini aktaran bir kaç cümle.

Düşünüyorum da; nedenli çabuk, ne kadar çok iniş çıkış yaşanarak, tek bir anından pişmanlık duyulmaksızın, hüzünler, hayalkırıklıkları, mutsuzluklar, sevinçler, kahkahalar, sevdalar konuk olmuşlar...
Çevrene bir bak, hayatının başlangıcı yanlış haritalanmış bir sürü tanıdık insana rastlayacaksın.
Ne kadar çabalasalar da üstünü bir türlü örtemedikleri hata yüklü bir hayat. Kaçan bir çorabı dikmeye çalışmak gibi bir hayat. Hep bir yerlerde sırıtan, seni, kendi kendini rahatsız kılan bir hayat.
Geriye dönüp kaçan bir çorabı eski haline getirmek mümkün mü? Ya yamadığımız
eski bir giysiyi?
Git gide; yeni bir kaçık, yeni bir yama. Bir yenisi, bir yenisi daha. Kaçarak, saklayarak. Peki, nereye kadar?

Hayatımız, yerine bedelini para karşılığı ödeyip de yenisini alabileceğimiz bir malzeme   de değil. O zaman iki seçenek çıkıyor önümüze. Kendine alışmak, bu birincisi. İki; yeni
bir  yaşam kurgulamak. Bütün sana öğretilen yanlışlardan sıyrılarak yeni bir yaşama yol almak. Zor olan ikincisi. Çünkü çoğu insan kendine alışmayı yeğ tutarak sürdürüyor yaşamını. Kendine alıştıkça hep aynı kısır döngü yinelenip duruyor. Zaman geçiyor, insanlar gelip geçiyor önünüzden. Yaşam akıp gidiyor. Bir siz kalıyorsunuz  olduğunuz yerde çakılmış kalmış  bir halde.

Ve  git gide daha da  büyüyorsunuz geçmişiniz içinde. Geçmişiniz bugününüz oluyor, daha da ileri giderek yarın oluyor  geçmişiniz. Geçmişte yarım bıraktığınız anlar, insanlar, olaylar, mekanlar acımasızca işgal ediyor bugününüzü. Çünkü korkuyorsunuz yarından, yeni bir yeniden. Dünden acı duydunuz, belki; hüzünlendiniz, birçok yaranız  vardı kanayan. Ve hayatın bir parçası gibi kabullenemediniz bir türlü. Yaşandığı hali ile koruyacak yerde, tekrar dürtüklediniz dünü. Artık gelecek sizin için anlamsız, uzak ve korku yüklü. Bunun için dönüp dönüp insanların ne yaptığı ile, ne söylediği ile daha çok  ilgilisiniz. Gözlemleyerek, sorgulayarak, kendinizin dışında her şeyi yargılayarak sessiz ve bıçaktan keskin gözlerinizle...

 

Hiç sordunuz mu kendinize neden başkalarının hayatına bu denli müdahaleci olduğunuzu. Ötekileri koruma altına  alma çabalarınızı. Sanki siz olmazsanız hiçkimsenin yaşamak için nelere ihtiyaçları olacağını düşünemeyeceklerini. Ve herkese bireyler vermek çabası içindeyken, bunu neden yaptığınızı? Herkesin yaşamına bu kadar hükmediciyken, kendi yaşamınız için nelerin gerekli olduğunu!!

Hayır!!!!!

Siz  kendinizi böyle mutlu kıldığınızı sanıyordunuz. İnsanlara size göre doğru, size göre güzel olduğunu sandığınızı sunarak. Karşınızdaki de kendine göre güzel ve doğru olmayanı siz sunduğunuz  için almak durumunda kalarak.
Ya almak beceriniz!!!

Bu bana öğretilmedi ki dediğinizi duyuyorum. İşte bir gün bununla karşılaştınız. Dışınızdan biri size içinde dostluk, arkadaşlık, yoldaşlık bulunan bir sevda  sundu. Bazen sevgili, bazen anne, bazen kardeş, evlat, bazen gözbebeğinizdeki yaş, yüreğinizdeki telaş oldu. İlk kez karşılığını ödemek durumunda olmadığınız bireyler sunuluyordu size; şaşırdınız.....

Hayatınızın ta  başlangıcından bu yana taşımakta zorlandığınız geçmişinizle birbirinize alışmış yaşayıp gidiyordunuz işte. Ne yaptıysanız, ne başardıysanız tek başınaydınız hep, dimdik, bir sütun kadar yalnız.
Tartışması bile söz konusu olmayan, tek başına acı çekmenin keyfini tek başına  çıkarmaya alışmış olarak. Kendinizi,  kendinize dost kılmayı denemeden, dünyaya dair kaygılarınızı gözlerinize yansıtarak. İnsana  dair güvensizlikler içinizde, kimi pişmanlıklar inkarında, gölgenizle bile kavga ederek. Hep üvey duygular, üvey sevgiler yaşayarak. Hep başkaları için yaşadığınızı  kendinize kabul ettirmeye çalışıp bundan gururlanarak.

Kendinizle  yüz yüze  gelmekten  kaçınarak, kendinizle hesaplaşmadan, kendinizden bir şeyler öğrenmeye çalışmadan. Durmadan başkalarını anladığınızı sanarak, herkesin size sürüklenmesini arzulayarak ve herkesin öyküsünü kendinize göre kurgulayarak ve tek başına......
Ve; yargı yetkesini elinizde tutarak......

Oysa, yargı dedin mi orada bir  durup düşüneceksin. Önce kendini yargılamaktan başlayacaksın işe. Zor olandan. İçindeki gerçek doğruları, yanlışları, güzellikleri, çirkinlikleri, incelikleri, kabalıkları, yalanları, aldatmaları, örselemeleri tek tek çıkaracaksın ortaya. Seni yargılayacak tek kişi olan  kendine vereceksin hesabını. İçindekilerle yüz yüze gelmeyi gerçekten  başardığında inceliklere ve güzelliklere  karşı  yeşeren bir duygu  varsa  onu alıp çıkarmaya bak derim. Önemli olan kimi yanılgılara rağmen içindeki güzelliklerden hiç bir şey yitirmemen. İşte  bunu korumayı başarabiliyorsan, orada, içinde, yüreğinin ta derininde biryerlerde kendini korumayı  başarabiliyorsun demektir.

Gölgenle kavgalı değilsen, iç huzuru her şeye rağmen duyabiliyorsan, başkalarının mutluluğu ve başarısından tat alabiliyorsan, kim olursa olsun dostum diye sarıldığın  insanı sıkı sıkı tutabiliyorsan, bir çift gözde yenilmemiş sevdalar yakalayabiliyorsan, bir tek sözde yılları duyabiliyorsan, ne kendine bir koltuk değneği arayıp, ne de başkalarına bu bağlamda bir değnek olmalıyım gibi bir saplantıdan kurtulabilmişsen, dahası hala yağan karda, inen yağmurda, esen rüzgardaki ezgiyi duyuyorsa yüreğin beklentisiz sunabiliyorsan sende ne varsa ve alabiliyorsan sana sunulanları art niyetsiz, bir tek papatyadaki güzellikleri özlüyorsan, iç trompetlerinin sesini dinlemeye devam et. Seni doğru yola götürecek iç seslerindir. Ve inan bana onlar yalan söylemezler, seni aldatmazlar. Belki biraz hırpalarlar, örseler, canını acıtır ama bil ki gerçektir duydukların. Dahası dost kılar seni sana. Seni seninle yener. Sen seni yendikçe daha da güçlenirsin. Bin türlü mutluluk çıkaracaksın bundan eminim. O zaman karşındaki sana dostmuş, değilmiş, aldatmış, kandırmış, örselemiş, parçalamış. Çoktan aşmış olacaksın bunları.
İçinin sesini dinlerken karşındakinin yanlışı, seni yanıltması her ne olursa olsun kendine mal etmemeyi öğreneceksin. Bu duyguların  içersindeki tutarlılığın ve kalıcılığın doğrultusunda salt kendi davranışlarından sorumlu göreceksin kendini. Ve tüm dünyadan  sorumlu olduğunu duyumsayacaksın yüreğinde.

Şunu hiç unutma dostum;...

Kendini aramayan insan mutlu değildir. Önemli olan, kendini ararken her şeyi çırılçıplak  ortaya koyabilmekteki cesaretin. Her şey orada olup bitiyor. Doğuyor, büyüyor, yaşıyor. İçin doğuruyor her şeyi, için büyütüyor ve yaşatıyor. Yeter ki yüzleşebil kendinle. O zaman ne kadar zenginleştiğini, güzelleştiğini göreceksin. Şaşırma!!!

Bu zor ama keyifli bir yolculuktur.

Her zaman, önce kendine sun kendini ki; başkalarına sunabilecek bir sen olsun.
Kendini  kendinle sev ki; ötekileri sevecek bir sen yaratasın. İçine dön önce.

Dışın açık
Üstünden bak
Yeniden doğur kendini
Göreceksin ne denli güzelleştiğini
Zamanını aldım kusura bakma
Seni dost kıldığım için kendime
Paylaşmak istedim bu duygularımı
Şimdilik dostça kal

Bir Önceki Sayfa... Ana Sayfa Köşe Yazıları Arkadaşına Gönder

Yukarı Çıkmak İçin...