BİR GÖNÜL YOLCULUĞU 3

Nalan Kara

Merhaba,

Şimdi, güç bulunmuş ve yeniden yitirilmiş değerler arasında bir başıma zaman ister istemez geçmişi anımsatıyor bana, sancılarımın bedelini tek başıma ödeyerek. Yaşadıklarımız çoktan anı oldu siyah beyaz bir fotograf karesinde hüznü  çağrıştırırcasına. Geriye dönüp baktığımda onca güzelliğin, bir  günde, bir gecede şafağın o en karanlık anında soğuk çığ tanelerine  dönüşmesini görmek.....

Her şeyin, yaşanan her şeyin, sayısız anın bir yıldırım çarpmışcasına  darmadağın olması bu sessiz fırtına dayanılacak gibi değil. İçimde çok şey olup bitiyor.O dingin, duru, lacivert usul denizin dalgaları  şimdi yüreğimin derinliklerinde patlıyor. En sessiz sözcükler çığlıklanıyor dört bir yanımda sabaha dek. Düşlerimde  bölük pörçük bin uzun anı. Gündelik ilişkilerin pürüzlü yüzeyleri sızıyor aramıza. Ellerimi uzatsam; minicik ellerim, kaybolup gidiverecek avuçlarında -o deniz kıyısındaki gece kadar sıcak, kocaman ellerin- Ellerin ne kadar uzak!!!


Bir martı kanadında hiç tanımadığım bir kente gitmek üzere yola koyulduğun  ve seni hava alanına bıraktığım gece o hep aramıza gelip oturan mavi hüzün  yüklü gözlerin......

 

Gözlerin ne kadar uzak.....

 

Ve eskiyen güzellikler, iki üç kelime ile ertelenen iç hesaplaşmalarımız.... Çoğu kez yola çıkarken başladığımız öykü ile sona erişi arasındaki dipsiz uçurum. Ve o çocuk gözlerinle her defasında yüzüne yerleşen sımsıcak  tebessümün. Türkülerin o gece sustu. Bir teki gülen gözlerinin masumluğu  da. Şimdi aramıza giren zaman, seni bana uzak kılmakta onca yıla bir kalemde mil çekerek. Kendine, bana, herkese karşı duyduğun bu sonsuz öfke, bu anlaşılmaz kin, bu  aklımın yetmediği an, hangi savaştan hangi ganimetlerle döndürüyordu da seni  daha zengin kılıyordu sevdadan yana. Şimdi hayatın yaşadığımdan da, yazdıklarımdan da, sandığımdan da acımasız  olduğunu anlamak ......


Senin yaşamının iki metrekarelik bir hücre olarak kalacağını; benim, bu yıkılmaz duvarların ardında senin için bir ses, bir umut, yaşamla arandaki tek bağ olacağını anlamak. Sana seni anlatabilmek. Yanılgılarını, aşk diye  yaşayıp yaşadım sandıklarını, o küçücük, dar, ışıksız maphusluğundan, o  işkencede geçen günlerinden geri kalan bu hayatla didişmeni, kendi kendini  parçalamanı, yok etmeni anlatabilmek sana. İncinmiş  görünmemeyi başararak seni sana yazmak. Sonra bir gün, etrafımızdaki insan gölgeleri arttıkça sende tanımadık  bakışlar yakalamak, tanımadık sözcüklerin birleşimi cümleler duymak. Geriye  siyah beyaz bir fotograf karesinde geçmişten kalan çığlık çığlığa bir yürek sesi bırakmak. Bir anda son taşı koyuvermek yerine. Bir anda on yıl öncesine  dönmek, bu yaşta örselenmiş bir yürek ve üzerime çöreklenmiş bunca yorgunluk, bunca  sancının, hüznün imbikten süzülür gibi incecik aktığı benzer bir akşamı Pera’da yaşamak. Pera’da hiç şahitsiz olmadık biz.başkaları ile yaşanan geçmiş zaman dilimleri köhne  masaların üzerindeki sigara tablalarında, duvarlara kokusu sinmiş insan yalnızlıklarıyla hep yanıbaşımızdaydılar. Peçetelere şiirler yazıyordun tanıdık bir oyunu bir kez daha tekrarlarcasına sonunu hiç getirmeden, üstelik de ilk olduğuna inandırarak. İlk ve benzersiz. Yaşanılmamış ve sadece bize özgü. Geliş kalkış saatlerini senin belirlediğin bir  zaman treninde yaşıyordum ve  gitmek istiyordum ve kaçmak bu kuralları beni hiçe  sayarak konulan oyundan. Çoğul yalnızlıklar içindeki kaybolmuşluğuna dönüyordum hep  aynı trende, hep  aynı oyunu yinelemek üzere. Sana kahkahamın rengini soruyordum  yüzüme takılı kalan hüzünlü yalnızlığın tebessümünde. Beni duymadığın, görmediğin  türkülere  yol alıyordum taze kar serinliği bir havada. Günler sonra bir kez daha gittim  Pera’ya Sensiz, bu kez şahitsiz. Anıların  beni kanatmayacağını kanıtlamaya kendime.  Ağladım, gözyaşlarımla yıkanıncaya dek ağladım. Bir daha hiç yolum düşmedi Pera’ya.  Nere de benzeşiyorduk? Öykülerimiz farklı, geçmişimiz ayrı.Doğrularımız bile..... Bana  doğrular sunuyordun bir demir saflığında olduğunu sandığım, inanıyordum.... İki ses, iki  kurşun...... Bir merdiveni çıkan ayak seslerini dinlemek gibi bir zaman, nice tanrı tanımaz  gibi sessizce yakarıyordum bunca yanılgının, bunca güçsüzlüğün içinde. O yıllar, adımda  çiğneniyordu çamurlarda, evler çöküyor, ekinler çürüyor, gizlice geliyordu geçmiş  hayalet gibi yakıcı rüzgarlarla. Biz farklıydık, öykülerimiz farklı, geçmişimiz ayrı.Yalanlarımız bile......


Binlerce kez bu yalan tuzağına düştüğümde kendimden cayıyor, vazgeçiyordum. Kaygı  bulutları çöküyordu üstüme, ayrılıyorduk alışılmadık bir biçimde. Sessiz sedasız, alakargaların bilenmiş dişlerinde parçalanıyordu düşler.Herkes vefasızdı günümüzde.  Herkes kazanılmış ganimetlerle dönüyorlardı yitip giden yıllardan. Herkeste erkekçe bir dostluk ve sinsi ve namert ve alçakça bir baş ağrısı gibi yaşanıyordu.....

 

Ya hep, ya hiç ve dostluk deniliyordu adına..... Nasıl yaşanacaksa bütün sevdalar, öyle yaşandı sevdamız. Uğursuz bir sessizlik  gökyüzünde, ipe çekildi bütün direnenlerde. Garip ve anlatılması güç ya; ipe  gerildi boyun eğenler de. Geçmişin anılarından uyanan pas rengi bir gecede  büyük, kara alevler parlıyordu devasız dertlerle. Sonsuz deniz derinliklerinde  hergün yinelenen bir yalan gibi, verilen tutulmayan bir söz gibi çok uzun  sürüyordu her şey. Ağır, kalın zincirlere vuruluyordu gün. Yüzün bir celladın  yüzü,  yalnız yapayalnız yazılan son itiraf gibi gözlerin tetikteydi boyuna. Dudak kıvrımlarında  yılların uzun izleri, alnında derin çizgiler, ipek  perdeler geriyordu ellerin. Bin gecenin ardından dev bir sütun gibi  devriliyordu şehir. Sonsuz yıldızlar dökülüyordu. Bütün taşlar, bütün deniz  kabukları, kumsal yolsuz, yordamsız, delik deşik bin bir endişe dumansız bir  parıltıyla alev almış yanıyordu. Büyük kara alevler dalgalanıyordu. Sonsuz  deniz derinliklerini baştan başa geçip, bir kızıl tan aralığında ağlıyordu sabah.


Nasıl yaşanıyorsa bütün sevdalar, öyle yaşandı sevdamız........ Hergün yinelenen bir yalan gibi, verilen tutulmayan bir söz gibi. Yeniden ısmarlandı ölüm, özlemi büyüten günler yerine Artık ne dense beyhude.....

 
Bir Önceki Sayfa... Ana Sayfa Köşe Yazıları Arkadaşına Gönder

Yukarı Çıkmak İçin...