MÜREKKEP LEKESİ 61

Naz Ferniba

Bir Elma

 

Dira bahçedeki elma ağacının altına düşen elmaları saymakla başlamıştı işe. “Onları bir bir sayarsam saymayı da hatasız öğrenirim” diyordu kendi kendine. Her sabah uyanır uyanmaz bahçeye çıkıp yere düşen elmalara bakıyordu. Her seferinde daha çok elma görüyordu yerde. “Gece rüzgar hızlı esmış yine” diyerek saymaya başlıyordu. “Bir, iki, üç...”

 

Sayıları nedense hep unutuyordu Dira. Koşa koşa ablasının yanına gidip “üçten sonra hangi sayı geliyordu?” diye sormak zorunda kalıyordu. Ya da “yediden sonra...” Ya da “ondan sonra...” “Birgün hiçbirisini unutmayacağım” dedi umutla ve yeniden saymaya başladı. “Bir, iki, üç, dört, beş...”

 

Böyle haftalar geçti. Dira istisnasız her gün sayma işlemini yerine getirdi, ama  her seferinde bir sayıya takıldı. Çok üzüldü. Bazen ağladı. O kadar ki üzüntüsünden az yiyor, az konuşuyor, az gülüyor ve az oynuyordu artık. Bütün bunlara karşılık basamaklardan birisine oturup çokça düşünüyordu. Sessiz sessiz sayıyordu, ta ki sayıları karıştırıp durana kadar.

 

Bir sabah böyle üzgün yine bahçeye çıktı Dira. Yavaş yavaş elma ağacının yanına gitti. O an oldu işte ne olduysa. Sevinçle bir çığlık attı. İlk kez elmaları sayarken takılmamıştı. “Oldu, sonunda oldu. Başardım!” diye bağırdı.

 

Dira’nın bu sevinç çığlıklarına ablası koşa koşa geldi. “Ne var? Ne oldu?”

“Bak” dedi Dira ablasına elma ağacının altını göstererek. “Bak bir tane elma var.”

 

Dira böylece beklemeyi öğrendi. Her sorunun bir cevabı olduğunu, ama o cevabın biryerlerde saklı durduğunu, gerektiğinde saklandığı yerden çıkıp geleceğini; bunun gibi her yapamadığını birgün gelip yapabileceğini artık biliyordu.

 

 

“olduğunu varsayıp, bakışlarımı bırakıyorum meçhûl noktaya

kimsenin duyamadığı sorularımı diziyorum sonra alt alta, noktanın tam altına

                        ay inse yere ilk nereye giderdi

                        deniz kızının olsaydı terlikleri, nasıl giyerdi

                        kalem yazmasaydı, kitap silseydi bütün satırlarını ne okunurdu

                        bileğimdeki bileklik üzerinde laleler, kimin işçiliği

                        bulutlar sever mi yüzmeyi

                        sever mi yollar, duvarlar, aynalar beni

                        ağaçlar da küser, bırakmaz mı meyvelerini

                        say say bitmez mi toz taneleri”

                       

 “Her şeyin bir sonu vardır” dedi çizici Dira’nın gözlerinin içine bakarak. “Bütün soruların da cevabı biz bilsek de bilmesek de bir yerde yazılıdır.” Dira o an asl olanın hayat değil hayatı doğru geçebilmek olduğunu düşündü. “Tutacaksın bir ucundan, en yüksek dalın ucuna oturup sallarken de tuttuğunu, bildiğin en anlamlı şarkıyı söyleyeceksin; korkup kaçacak kuşlar. Geri geldiklerinde soracaklar “sen de kimsin?” Diyeceksin “hayatı bir ucundan yakalayabilmiş olanım.”

 

 

mor leke:

 

“Hermann Lauscher”

Hermann Hesse

 

“Ne kadar da güzelsiniz!”

Bir Önceki Sayfa... Ana Sayfa Köşe Yazıları Arkadaşına Gönder

Yukarı Çıkmak İçin...