|
|
|
Hayat Süprizlerle Dolu
Bugün hoş bir bahar yağmuru gezindi sokaklarda.
Çıkıp damlaları yakalamayı, sonrasında açan güneşin
ışıklarına dokunmayı denedim.
Karşıma kır menekşesi çıktı; mor rengini gözlerime,
kokusunu içime doldurdum.
Dedemin bahçesini kaplayan kır menekşesini hatırlayıp
çocukluğuma uçuverdim.
“Çocuk kalabilseydi insan keşke, hep çocuk...”
Bir garip duygu dolandı içimde, dedim “hayat sürprizlerle
dolu”. |

|
* * *
Kaybettim babaannemi anlayamadan sevgisini ve kaybettim dedemi
anlayamadan o bitmeyen öfkesini. Dağ eteğinde damı asmalı iki katlı beton evde
yazları zor geçerdi günler. Hiç bitmeyecekmiş gibi nar ağacı altında sohbetler.
Rüzgarlı gecelerin uğultusu dolardı kulaklarımıza, karşı yamacın kına geceleri
odamıza kadar gelir, türlü hayallere atardı bizi. Orada olmak nasıldır bilmezdik
de, dinlerdik bir. Babaannem yatağında, bastonu hemen yanında, güneş batar
batmaz uykuya dalardı. Yüzündeki çizgilere her baktığımda onun hep o yaşta
yaşadığını sanırdım. O hep yaşlı, ben hep çocuk kalacaktım sanki. Olmadı...
Hayat sürprizlerle doluydu.
* * *
Birgün değişti her şey. Dutları, incirleri toplamak sabah namazı
ertesinde mazide kalıverdi. Sulamak maydanozları, tanelerini yemek üzümlerin,
çam kokusunda uyanmak geride kalıverdi. Zeytinliğe büyük bir bina yaptılar. Su
deposunun etrafını çevirdiler. Yola beton döktüler. Artık askerler de “yaylalar”
diyerek geçmez oldular. Her şey değişti. Radyodan dinlediğimiz türküler
kulaklarımızda, Harbiye anıları defterimizde bir de baktık ki şehir kayboldu.
Terkettik... Yıllar sonra birgün geri geldiğimizde büyüdüğümüzü haykırdı her
şey. Dağ eteğinde damı asmalı iki katlı ev bizi tanımadı. Bahçesinde oturduk,
toprağını okşadık, beyaz badana duvarlarına baktık... Terkettiğimiz bizi de
çoktan terketmişti anladık. İçimiz acıdı. Değişen her şeyin içinde biz de
vardık. Hayat sürprizlerle doluydu.
* * *
Yokuş yukarı çıkarken sıcak üzerimizde, elimizde çantalar, bir su
uzatan olsa içerdik belki de, hep derdik “neden bu ev bu şehrin en tepesinde?”
Kızardı annem. Kızardık anneme. Annelere kızılmaması gerektiğini anne
olduğumuzda farkettik. Birgün anne olacağımız aklımıza hiç gelmezdi. Deselerdi
de inanmazdık. Gülerdik bir de. Kızarırdı belki yanaklarımız niye? Annemi çok
severdik çok severdik de, annem bizi sevmeye fırsat bulamazdı bizce. Öpmek bile
zaman isterdi, sarılmak da zaman isterdi... her şey haddinden fazla zaman
kaplardı şu zaman içinde. Kardeş kardeş oynarken bir gözümüz annemizi izler, bir
kulağımız hep annemizin sesini dinlerdi. Birgün geldi anne olduk hayret. Hayat
sürprizlerle doluydu.
* * *
Sonra birden başka şehirlere sarılmaya gittik. Evlerimiz oldu,
kimi üçüncü katta, kimi beşinci katta, kimi bahçe içinde bir yerde. Çocuk olmayı
hiç istemediğimiz günler siliniverdi, yerini başka telaşlar aldı, yan komşunun
kızı evlendi, yeni kanallar açıldı, ölenler oldu, yeni insanlar girdi
hayatımıza, yeni kelimeler öğrendik ve eski olana tepki doğdu içimizde.
Giyinmekten hoşlanır olduk, edebiyat sevgisi yeşerdi, kitaplar devirdik, okul
yılları yavaş yavaş bitmeye başladı. Büyüdük. Büyüyünce büyümenin hiç de güzel
olmadığını ya da büyümenin büyük sorumluluklar getirdiğini gördük. Bir telaş
başladı, pencerelerden haykırmak istedik, zamana küstük, geceleri yolda yürürken
“ölmek” takıldı aklımıza. Buhranlar, hafakanlar, peşimize düşenler, içimizden
söküp atamadıklarımız... yük ağırlaşınca unuttuğumuz çocukluğumuz uyanmaya
başladı. Dedik “hep çocuk kalsaydık, hep o dağ eteğinde damı asmalı iki katlı
beton evde otursaydık, hep yokuş tırmansaydık güneş üzerimizde.” Hayat
sürprizlerle doluydu.
* * *
Neyi istediğimizi bilmeden sürekli istediğimiz bir gerçekti.
İstemek, ama ne istedğini bilmek de bir ilim işiydi. İstenilenin beraberinde
eşantiyon olarak ne getireceğini bilmek mümkün değildi. Ne istediğimizi hiç
bilmedik aslında. Salt istedik. Hayat sürprizlerle doluydu. Her “olmaz”
dediğimiz birgün çıkıp da karşımıza dikildi en “olur” haliyle. “Yıkıl
karşımızdan” deme hakkımız yoktu. “Çekil yolumuzdan” deme şansımız hiç yoktu.
Hayatın en büyük sürprizi ise bizi bir bilmediğimiz yerde beklemede. Birgün
gelip de “gidiyoruz” diyecek, tutacak elimizden. Adımız gibi eminiz. Ama sanki
hiç olmayacakmış gibi rahat kurulmuşuz dünyaya. Oysa hayat hep sürprizlerle dolu
değil miydi?
mor leke:
“Yirminci Yüzyılda Paris”
Jules Verne
“Altı üstü,
kendi yazgını izliyorsun”
|