|
Devrim
Açlık her şeyi yaptırabilecek kadar büyük bir acıydı.
Otları yediler, bitti. Ağaçların yapraklarını, dallarını, bir de
gövdelerini yediler; bitti. Toprağı eşelediler solucanlar çıktı
karşılarına. Onları da yediler, bitti. Aç topraklara artık yağmur
düşmüyordu. Sular çekildi. Kurudu her şey. Kurudular bir bir. Derileri
kemiklerine yapıştı. Yiyecek hayvan kalmadı bahçelerde. Böcekler,
kurtlar, kuşlar, köpek ve kediler bitti. İnsanlar birbirlerine bakmaya
başladılar. |

|
Açlık her şeyi unutturdu onlara. Merhamet, ahlâk, amaç
tümü birden silinip gitti. Korkunç görünüyor, korkunç bakıyorlardı.
Kimisi çocuklarını öldürdü acıyı sonlandırmak için, kimisi kendini astı.
Aileler yok oldu birer ikişer. Sesi soluğu kesilmiş üç beş kişiden
başkası kalmadı geriye. Birisi kürsüden sürekli bağırmaya devam
ediyordu: “Açlık insanlara Allah’ı unutturmanın en iyi yolu.”
Şimdi her nereye bassam “devrim” nidası
yükselir gibi gelir bana.
Yeniçağ’ın 1917 Devrimi...
Nikolay II neden çekildi tahtından?
Marx şimdi nerede?
Devrim proleterleri sınıfsızlaştırabildi mi?
Kaç sınıf vardı, kaç sınıf kalktı,
kaç sınıf geldi yerine?
Kim sınıfta kaldı?
Bugün devrimi hatırlayan yok ama, devrim
sonrasını yaşayanlar anlatabiliyorlar hâlâ. Konuşurken
sesleri gittikçe kısılıyor, evin duvarlarına
bakıyorlar, bakışlarına korku yerleşiyor. “Konuşsam mı,
acaba?” duraksamaları titreyen ellerinin titreyişini daha
bir arttırıyor.
Yaşlandıkça yaşadıklarını daha sık yaşadıklarını, hayatın bir kap
prinçten
ibaret olduğu günlerinin yok’la yetinmeyi öğrettiğini, ama neden yok’luk
olması gerektiğini sorgulama haklarının ellerinden alındığını, boyun
bükmekle dikkat çekmeden yaşanırsa kara bulutların hiç çökmeyeceğini
bildiklerinden görmediklerini, duymadıklarını, sustuklarını; susa susa
yaşlandıklarını fısıldıyordu kulağıma babuşka Luda.
Diyordu sonra: “Tutumlu ol.
Azla yetin. Konuşma, dinle. Bir kap yemekle doy. Hiçbir şeyin fazlasını
isteme. Kendine bile güvenme. Kimseyi evine alma. Misafir kabul etme.
Evinden ayrılma. Bahçeni ek. Hayatta kalmaya çalış. Hiçbir şeyi atma.
Sevme. Özleme. Arama. Bekleme.”
mor leke:
“Ramses : Ebu Simbel’in Kraliçesi”
Christian Jacq
“Biri başkaldırdı mı
ondan her şey beklenir.”
|