|
Cümlelerin Bana Dokundu Uzanıp
Küçük kız:
Ben sana bir avuç güneş getiririm, ısınırsın.
Ben:
Göçmenler uçmaya başlar varıncaya dek ısınmış yüreğime, soğuk
topraklardan.
Yalnızlık nedir unuturum, içimde kanat sesleri.
|

|
Küçük kız:
Ve güneşe boyarım ellerini, gözlerini, balkon demirlerini; boyama
kitabımdaki gibi.
Güneş tutar, güneş görür, güneşten bakarsın artık, ben boyadım
diye seni.
* * * *
Küçük kız:
Kanatlarım olsa uçardım, her şeyi yukarıdan görmek için.
Ben:
Rüzgara bırakırdın kendini, bulutlar yatağın olurdu, yıldızlar
oyuncağın.
Ninnini dolunay fısıldardı kulağına, masalın gökyüzünden yağardı
üzerine.
Küçük kız:
Sonra özlerdim seni, uçarken.
Belki sen de özlemişsindir diye konardım serçe parmağına, serçe
parmağın öperdi beni; anlardım beni sevdiğini.
* * * *
Küçük kız:
Sen yorulma hiç, ben pişiririm yemekleri, yıkarım bulaşıkları;
oyuncaklarımı toplar, kendim giyerim ayakkabılarımı.
Ben:
Büyüyen yüreğin damlar yüreğime, her gün daha bir sen durur
karşımda, benden.
Boyunu boyuma ölçer durursun, saçını saçıma.
“Kal böyle” desem, küser dudak bükersin.
Küçük kız:
Ve kazaklarını ben giyerim; pembe, sarı, siyah...
Çantanı takıp omuzuma ekmek, süt, bir de abur-cubur’ları almaya
giderim; sen yorulma hiç diye.
* * * *
Küçük kız:
Evimizde deniz olsa yüzerdik; taş toplar, kale yapardık kumdan.
Ben:
Sonra... sonra kokusu dolardı içimize; memleket koşar gelirdi,
sarılırdık sıcağına.
Dalgası boyumuzu aşan gecelerde mavi atkılar dolayıp boynumuza,
dağ eteklerine kurdela geçirirdik, sabaha şık uyansın diye.
Ve ninemizin ak tebessümlerini bahçemizdeki yıllanmış dut
ağacımızın altına uzanıp vitrinlerdik.
Küçük kız:
Gelirse kocaman balıklar, yemesinler diye seni oyuncaklarımdan
verirdim.
Kağıt gemilerim odaları dolaşırdı ne güzel.
Ne güzel, akşam güneş denize girer ıslanırdı.
* * * *
|