MÜREKKEP LEKESİ 49

Naz Ferniba

Hediye

… sonra uzun zamandır yolunu gözlediğimiz aniden aramıza geldi. Bir çığlıkla… Onu görmek, ona dokunmak, sesini duymak, koklamak doya doya ve simsiyah saçlarını okşamak… Bulutların üzerine çıkmış da bulut bahçelerinde şen şarkılar söyleyerek bulut kelebeklerinin peşisıra koştuğumuz hissine kapıldık. Bir düşün dünyaya uyanmasıydı bu. Bize üç-buçuk kilogram, elli-üç santimetre ölçülerinde, paket yapılmamış, mucize niteliğinde bir hediye gönderilmişti işte yeniden. Her gün kendisini yenileyen, her gün başka başka şeyleri keşfeden etten-kemikten bir hediye…

… şimdi ey Allahım, ‘nasıl şükretmeli’ eli-ayağı, dili-kulağı… velhasılı her şeyi minicik olan bu büyük hediye için?

 

Hem                                ‘ağlayan bir hediye hiçbir vitrine yerleştirilemiyordu’

Hem                                ‘yapılması gerekenler birden erteleniyordu bir başka zamana, bir başka zamansa

                                       bir çekmeceye kilitleniveriyordu’

 

… sonra üçken, dörde çoğaldık. Gecelerimiz gündüzlere karışmaya başladı.Zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyor; günleri, ayları karıştırıyor, kışın sertliğini bile farkedemiyorduk.

 

Fakat…

… içimize yerleşen korkular sessiz sessiz büyüyordu. Büyüyor… büyüyor… büyüyor… bir ucu aya, bir ucu güneşe değecek diye telaşlanıyorduk. Dile almaya çekiniyorduk adınla beraber. Ürperiyorduk düşüncesinden.

 

                                                ‘ormanlar yanıyor, çocuğum’

                                                ‘sokaklar kirli, çocuğum’

                                                ‘dünya kan içiyor, çocuğum’

                                                ‘bereket yerine nefret yağıyor, çocuğum’

                                                ‘iyi olan her şey ölüyor, çocuğum’

 

… ve sen böyle bir dünyanın kapısından girdin

sevinçle karşıladık seni

mavi bir beşiğin, turuncu bir şampuanın, tulumların, çorapların…

daha bir sürü şeyin oluverdi

dünyanın ne kadar da madde olduğunu gösteriverdik

ve insanın ihtiyaçlarının bir kefene kalana dek hiç bitmeyeceğini de…

Bir Önceki Sayfa... Ana Sayfa Köşe Yazıları Arkadaşına Gönder

Yukarı Çıkmak İçin...