|
Hediye
… sonra uzun zamandır yolunu gözlediğimiz aniden aramıza geldi.
Bir çığlıkla… Onu görmek, ona dokunmak, sesini duymak, koklamak doya doya ve
simsiyah saçlarını okşamak… Bulutların üzerine çıkmış da bulut bahçelerinde şen
şarkılar söyleyerek bulut kelebeklerinin peşisıra koştuğumuz hissine kapıldık.
Bir düşün dünyaya uyanmasıydı bu. Bize üç-buçuk kilogram, elli-üç santimetre
ölçülerinde, paket yapılmamış, mucize niteliğinde bir hediye gönderilmişti işte
yeniden. Her gün kendisini yenileyen, her gün başka başka şeyleri keşfeden
etten-kemikten bir hediye… |

|
… şimdi ey Allahım, ‘nasıl şükretmeli’ eli-ayağı, dili-kulağı…
velhasılı her şeyi minicik olan bu büyük hediye için?
Hem ‘ağlayan bir hediye hiçbir
vitrine yerleştirilemiyordu’
Hem ‘yapılması gerekenler birden
erteleniyordu bir başka zamana, bir başka zamansa
bir çekmeceye kilitleniveriyordu’
… sonra üçken, dörde çoğaldık. Gecelerimiz gündüzlere karışmaya
başladı.Zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyor; günleri, ayları karıştırıyor, kışın
sertliğini bile farkedemiyorduk.
Fakat…
… içimize yerleşen korkular sessiz sessiz büyüyordu. Büyüyor…
büyüyor… büyüyor… bir ucu aya, bir ucu güneşe değecek diye telaşlanıyorduk. Dile
almaya çekiniyorduk adınla beraber. Ürperiyorduk düşüncesinden.
‘ormanlar
yanıyor, çocuğum’
‘sokaklar kirli,
çocuğum’
‘dünya kan
içiyor, çocuğum’
‘bereket yerine
nefret yağıyor, çocuğum’
‘iyi olan her şey
ölüyor, çocuğum’
… ve sen böyle bir dünyanın kapısından girdin
sevinçle karşıladık seni
mavi bir beşiğin, turuncu bir şampuanın, tulumların, çorapların…
daha bir sürü şeyin oluverdi
dünyanın ne kadar da madde olduğunu gösteriverdik
ve insanın ihtiyaçlarının bir kefene kalana dek hiç bitmeyeceğini
de…
|