|
|
|
Doğru Zamanda
Doğru Kitap
‘Okuyacak ne çok
kitap var’ derken, onlara ulaşmanın ne kadar da zor olduğunu farkettim. Yani
okunabilecek kitapların parasal anlamdaki değerini ödeyip de, onları ellerinizin
arasına almanızhiç de öyle göründüğü kadar kolay değil. Büyük şehirlerde her
yerde kitapçılar var, aradığınıza hiç zaman kaybetmeden ulaşabilirsiniz. Ama...
o kadar zengin misiniz? Önce bu soruyu sormalıydım kendime: Ben kitap alma
lüksüne sahip olabilecek kadar paralı mıyım? Ne utanç verici bir soru bu böyle.
|

|
Sürekli birileri,
‘okuyun’, ‘az okuyanlardan olmayın’, ‘okuyun öğrenin’, ‘okumakla ufkunuzu
genişletin’, ‘okudukça ne de az bildiğinizi kendi gözlerinizle görün’,
‘bilgilenin’, ‘dünya (aynı zamanda) bir öğrenme mekanıdır’, ‘kitapları sevin’...
gibi cümleleri uzun uzun zamanlardan bu yana hep söylemiştir. Ve ben biliyor ve
bundan çok da eminim ki, birileri bu cümleleri yineleme bayrağını birilerine bir
şekilde teslim edecek, ta sur üflenip de gök yarılana, yer ters-yüz edilene,
hiçbir canlı hayat belirtisi göstermeyene dek...
Yazık ki, artık
‘okumak’ bir lüks halini aldı. Yolda yürürken birisinin elinde kitap görüp
hayranlıkla bakışımın bundan başka nasıl bir anlamı olabilir sizce? Şu da bir
seçenek tabiî: Bu boşluk hengamesi içinde kitap okumayı düşünebilen bir insanla
karşılaşma imrenmesi... Bildiğiniz üzere ‘yapacak hiçbir şey yok’ boşluk
bunalımı, oldukça mühim ve insanın neredeyse yirmi-dört saatini alabilecek güçte
bir cümledir. Bu yüzden ltfen küçümsemeyiniz ve dahi hor görmeyiniz ve dahi...
ve dahi... ve dahi... Fakat son yıllarda dikkatimi çeken bir başka mevzuya
dokunmadan geçemeyeceğim. Artık ebeveynler çocuklarına kitap alıyor ve onları en
fazla iki saat içinde bozulma ihtimali çok yüksek oyuncaklar arasında boğmayı
tercih etmiyorlar. Yani belki kitap fiyatının iki-üç katı para ödedikleri
oyuncaklar almak yerine çocuklarına akşam eve dönerken bir kitap hediye etmenin
mutluluk verici tatminkarlığını yaşıyorlar.
‘Kitap yırtılmaz!’,
‘kitap karalanmaz!’, ‘kitap rafta durur yere indirilmez!’, ‘kitap seyirlik
değildir!’, ‘kitap eğlencelik değildir!’, ‘kitaplara saygıda kusur etmeyelim!’,
‘kitaplar pahalı!’, ‘kitaplar raflarda (tozlanmaya) bırakılmalı’... gibi
cümlelere artık bir son vermek zamanı bence. Çünkü bu cümlelerin tamamına ayrı
ayrı bir savunma metni hazırlayabilirim seve seve üstelik; hiç üşenmeden,
sıkılmadan vesaire vesaire...
‘Kitap yırtılmaz
efendim.’
Neden yırtılmasın?
Bir oyuncağın bir haftalık mutfak masrafı tutarı karşılığında para ödeniyor ve
bu kadar çok paranın verildiği bu oyuncak en fazla iki saat oyun için yeterli
dayanma gücüne sahip olabiliyorsa... bir kitap neden yırtılmasın? Nihayetinde
kağıttan. Çocuk kitaplarla büyüsün, onları göre göre büyüsün, onların kokusunu
alsın da büyüsün. Ne sakıncası var? Saygısızlık mı? Kime karşı bu saygısızlık?
Yazara mı, yayınevine mi, kitapta emeği geçen tüm çalışanlara mı, kitap bir
çeviri ise binbir zahmete girip bu çeviriyi yapana mı, resimleyene mi? Kime?
(Dikkatinizi şu noktaya çekme zorunluluğu hissettim birden: Burada bahsedilen
çocuk kitaplarıdır. Lütfen konuya farklılık getireceğim çabasına girip bir
polemik oluşturmayınız. ‘Al çocuğum bu kitabı sana ille de yırt diye getirdim’
gibi bir sonuca da varmayınız!)
‘Kitap karalanmaz!’
Öyle de güzel
karalanıyor ki... Ben hatırlıyorum da, yuvarlak harflerin içini boyamayı çok
severdim. Bana daha şık görünürdü o zaman harfler. Bir baloya gitmek için itina
ile giyinmiş küçük bir kız gibi capcanlı oluverirlerdi. o’lar... b’ler...
g’ler... p’ler... hepsi farklı farklı renklerde. Benim çocukluğumda renkli
kitaplar da yoktu. Ben onları renklendirme iştahımın önüne bir türlü geçemezdim
belki bu siyah-beyaz görüntünün hiç de masalsı olmadığını düşünerek. Bir çocuğun
neler hayal edebileceğini hiçbir zaman tam olarak bilemezsiniz! (Yine önemli bir
noktaya parmak basmam gerektiği hissine kapıldım: Karalamaktan bahis, satırları
okunmaz duruma sokmak ve fikirleri eleme girişiminde bulunmak değildir!
Cümleleri dilediğiniz yöne çekme becerimiz olduğu muhakkak. Asl olanda isabet
ediniz.) ...
Şimdi yazmış olduğum
her cümlenin uzun uzun açıklamasını yapmam okura biraz da hakaret gibi geliyor
bana. Lakin bu devir sürekli insanları savunma durumunda kalmaya zorluyor. Sebep
kim ya da ne? Tabiî ki biz insanlar... insanları açıklamalar yapmaya zorlayan,
her metnin altına şerh düşmeyi bir gereklilik haline getiren yine insanlar. İyi
bilirsiniz ki insanların hayatını zorlaştıran yine insanlardır. Bu yüzden ben
içinden çıkılması bir hayli güç görünen ‘insan’ kelimesine çok dokunmamayı
tercih etmeye çalışıyorum. Oysa ne mümkün!
Her şeyin çözümü
kitaplarda. Önemli olan doğru zamanda, doğru kitapla karşılaşabilmek...
|