MÜREKKEP LEKESİ 44

Naz Ferniba

Sokaklardan Toplardık Oyuncakları 

 

“o günlerden birinde, ilk banka kartı çıktığında

herkes saldırırcasına bankaya koştu, ‘aman benim de bir tane olsun’ diye diye

cüzdanlarını uzun süre açık tutar, birileri görsün diye kartlarını, beklerlerdi

hatırlıyorum da

babalarından aldıkları haftalıkları bile bankaya yatıranlar vardı

o günlerde fast food’lar da pek yeniydi

her an düşecekmişim hissi veren rahatsız sandalyelerinde oturmak için

kapıda beklemekten bile haz duyarlardı

şimdi bakıyorum önlerinden geçerken

ne kadar da boş görünüyorlar

çok geç anlıyoruz bazı şeyleri

döner’in lezzetinin hiçbir hamburgere değişilmeyeceğini mesela”
 

 

                                                “haftada bir, cumartesi geceleri çok geç vakitte

                                                türk sineması çıkardı televizyonda

                                                sabırsızlıkla en rahat köşelerine kurulup beklerlerdi

                                                ‘kim oynuyor kim?’

                                                ‘Türkan Şoray mı yoksa?’ soruları fısıltı halinde dolaşırdı odaları

                                                şimdi her gün kaç kere...

                                                üstelik artık kimse de beklemiyor o heyecanla

                                                ‘eskiden...’ diye başlayan cümlelerde kaldı hepsi”

 

“orada ne yapıyorlar?

sarıya boyamışlar kocaman kayayı, arkasında oturmuş bakıyorlar

ama neye?

peki ne düşünüyorlar?

ve ne için oradalar?

büyük bir dağın tepesinde, uçurumun hemen ucunda kaya

düştü düşecek... düştü düşecek...

ve arkasında altı oturmuş adam...

neden?

dua ediyorlar sanki, duaya ihtiyacımız var evet

yüzlerinde korku mu, belki de saygı... belki de endişe...

niye?

hayatın tadı acı, hayatın dayandığı duygu acı

bir imtihan her an

sevinmek bile... üzülmek bile... hastalanıp yatağa düşmek bile...

orada ne yapıyorlar?

kim bunlar?”

 

                                    “oralardan bana baktığını biliyorum,

bu yüzdendir yüzümü çevirişim o topraklardan

                                    ben sevmeyi bilemedim belki, bir öğreten olmadı

                                    ille de öğrenmeli mi?

                                    evet, buralarda öğrenmeden bir sonraki basamağa çıkılamıyor”

 

“karpuz çekirdekleri kurutulup kavurulunca...

beyazın bembeyaz olması için yeni deterjanlardan alınınca...

modası geçmiş makineler bir yenisiyle değiştirilince...

‘hayat böyle devam edip gidiyor işte’ diyenlere bakınca...

bana da, ‘hayat böyle devam edip gidiyor işte’ demekten başka söz kalmıyor.

mum geceler başlar ve o tedirginlik bir ok gibi saplanır: Ne yaptım ben!

bir de, ne yaptın sen!”

 

            “sokaklardan toplardık oyuncaklarımızı,

            ağaçların başından, çalıların arasından, suyun içinden, mis kokulu havadan...

            evlerin odaları hep tertemiz kalırdı, hep düzenli...

            çünkü biz sokaklardan toplardık oyuncaklarımızı”

Bir Önceki Sayfa... Ana Sayfa Köşe Yazıları Arkadaşına Gönder

Yukarı Çıkmak İçin...