|
Ne Çok Şehir, Ne Çok Ortam
“-uzaklara bakmayacağım artık- demiştim daha önce
uzaklara bakmaktan bana en yakını göremez olduğumu
farkettiğimde
feci anlamlar karmaşasına daldım
bir anafor belki
horon yardımıyla çıktım bu işin içinden
horon seyretmek çok keyiflidir benim için
hafiflediğimi |

|
yumuşadığımı
kanatlandığımı hissederim
gerginlik adına üzerimde taşıdığım hiçbir yük kalmaz”
“geçenlerde sana rastladım
yolda
yüksel caddesi’ne çıkan
basamakların birinde oturuyordun
elinde simit vardı
henüz hiç ısırmamıştın
simitinden
onu tutuyordun sadece,
tutuyor ve bakıyordun ona
sanırım bu yüzden yanından
geçip gittiğimi görmedin
sen beni hiç görmedin
ya da sen beni hep aynı
pencereden gördün
ya da sen beni hep aynadan
gördün
geçtim gittim yanından,
oturuyordun orada öylece
öylece geçtim gittim, elinde
simit...”
“saatlerin geçmek bilmediği yaz sıcaklarından biriydi
alnımızdan ter damlıyordu
sedir örtüleri bordoydu
her sabah kalktığımızda önce yatakları toplar,
sedirleri düzeltir,
sedir örtülerini de ince uzun balkondan silkelerdik
iki katlı ev ana caddenin gürültüsüne nazırdı
motorların hışımlı seyredişleri kulaklarımızı tırmalar
çınar ağacının o yaşlı gövdesinde demlenirdik
alt katta dükkanlar vardı boy boy
birinde demirci çalışır, kaynak yapardı durmadan
her sabah öfkemizi yanımıza alıp
öyle uyanırdık nemli uykumuzdan
ninem uzun yürüyüşlerine erken vakitte çıkardı
ninem benim, en sevdiğim teyzemin annesiydi”
“yengeçlerin kıskaçlarına yakalanmadan yüzerdik
incir
ağacındaki ev senindi
damdaki benim”
“annem dükkana ekmek almam için beni gönderdiğinde, gizlene
gizlene yürürdüm sokakta
bir arkama bakardım, bir önüme...
bir arkama bakardım bir önüme...
o zamanlar dükkanlar bu kadar dolu değildi
o zamanlar dükkanlar bu kadar güzel değildi
o zamanlar dükkanlar bu kadar çekici değildi
çocuk bezi satmıyorlardı mesela
hazır yoğurt ya da pastörize süt ya da meyve suyu”
“hayatın her an’ı bir öykü aslında
hatırladıklarıma sıkı sıkı sarılıyorum
hemen
onların ne kadar kıymetli olduğunu
zamanla daha iyi anlıyorum
adını unuttuğum ne çok insan varmış
adresini unuttuğum
ve yüz çizgilerini...
ne çok ev değiştirmişim mesela
ne çok şehir
ve ne çok ortam...
ne çok yere ayak izimi bırakmışım bir
de...”
“anımsayın yaşadıklarınızı
yaşadıklarınızı unutursanız, onlar da yaşandıklarını unutup
yeniden kapınızı çalabilirler
yaşanmış güzelliklere dersiniz belki bir ‘eyvallah’
ya yaşanmış acılara yeniden dayanabilir misiniz
anımsayın yaşadıklarınızı
‘unutmak’ diye bir şey olmasın hayatınızda
en kötüyü bile...
en fenayı bile...
en yanlışı bile...
anımsadıkça hiç yaşanmamışlara yöneleceksiniz
takrardan kurtulup düz bir çizgide koşacaksınız hayat üzerinde”
|