|
Postacı: Ben de Ozan Olmak İsterdim
“Şiir yazana değil ona ihtiyaç duyana aittir”
Postacı filmini seyrettiğimde çok etkilendiğimi
hatırlıyorum. Anlatılan öykü çok sade, çok samimi, çok yaşanılası gelmişti
bana. Durgun, ama bir o kadar da hızlı... Aşk’ın olduğu her kareye bir
başka baktığımdandır belki. Yıllar geçti üzerinden... Sık sık hatırladım
Pablo Neruda ve postacı arasındaki yaşanmışları: |

|
“Genç postacı kapısını çaldığı Pablo Neruda’ya
hayran hayran bakar, ‘ben de ozan olmak isterdim’ der. Ünlü şair; ‘Şili’de
herkes ozandır zaten. Postacılığa devam etmen ilginç. En azından çok yol yürür
ve hiç şişmanlamazsın. Şili’deki tüm ozanlar davul gibi’ diye karşılık verir.
‘Ama ozan olsaydım, söylemek istediğim her şeyi söyleyebilirdim’ der
postacı.
‘Ne söylemek istiyorsun’ diye sorar şair.
‘İşte sorun bu zaten. Ozan olmadığım için söyleyemiyorum’ diye cevaplar
postacı.
Bunun üzerine şair, postacıya sahil boyunca körfeze gitmesini ve yolda
denizi gözlemleyerek metaforlar üretmesini önerir. Metaforun ne demek olduğunu
soran postacıya örnek olsun diye bir şiirini okur.
...........
Dizelerden etkilenen postacının, ‘sizin sözlerinizle sallanan bir gemi
gibi duydum kendimi’ sözü üzerine gülümser Neruda. ‘İşte bir metafor yaptın’
der. Ve böylelikle güzel bir dostluk başlar, Şilili şair Pablo Neruda ile
postacı Mario Jimenez arasında....”
“Ve çekip gidecekse bu can tenden
neden böyle sadık bana iskeletim?”
Michael Radford’un İtalya yapımı Postacı’sı... Sanırım yalnızca
beni değil bütün izleyenleri etkiledi. Orada denize ve menekşelere sevgi duyan
bir şair vardı çünkü. Şiiri sevenin denizi de menekşeyi de sevdiğini
düşünmüşümdür hep. Bu düşüncemi bu film doğruladığı için bile, bu kadar yakın
bulmuş olabilirim kendimi.
“Acılardan büyük yer yoktur
Bir tek evren var, o da kanayan bir evren...”
(Bir çeşit özlem de denebilir, uzanamadıklarıma. Şarkısını
söylüyor herkes. Kimi izbe bir sokak kuytusunda, kimi kalabalık meydanlarda,
kimi kendi içinde.
‘Hepsi bu. Uzaklarda şarkı söylüyor biri.
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca’
Çok şey tahmin ettiğim doğru. Rüyalar bile en gerçeğinden daha
gerçek bazen. Biliyorum... güneş batınca havanın karardığını. Biliyorum...
nehirlerin denize doğru aktığını. Biliyorum... Meyvelerin hep yere düştüğünü...
Ama bilmek neden ağır geliyor?
‘Biliyorum kimse yok şimdi
evde, sokakta, acı kentte.
Bir mahkûmum açık kapısının önünde,
açık dünyanın önünde,
akşam alacasında şaşkın, gamlı bir öğrenciyim,’
Çok giz sakladığı doğru denizlerin. Hep batıkların
barındırdıklarını merak ettim. Denizin kıyıdan hemen sonra birden, neden derine
indiğini merak ettim. Denizin uçurumlarını gizleyen su, benim görmemem gereken
neyi sakınıyordu? Ve adalar... denizin diplerinden yukarı fışkırmak için nasıl
bir güç topladılar kendilerinde?
‘Çünkü:
Denizden ve adalardan da
Engindir insan.’
Şiir, en uzun cümlelere sığdırılamayan ne çok anlamı birkaç
dizede sunuveriyordu.)
Pablo Neruda, ‘Postacı’ filmiyle çıkmıştı karşıma...
|