MÜREKKEP LEKESİ 33

Naz Ferniba

Kırmızı Çanta Konuştu

... ama ben pencereleri kapayalı çok oldu.

 

Ne değişti oralarda?

Ağaçları mı kestiler? Kaldırımları söküp, bir parça daha genişlesin diye yol, bir metre beriye mi çektiler? Meydanların çevresine başka başka isimlerde çiçekler mi ektiler? Eski apartmanları yıkıp yerine gökdelenler mi diktiler? Bulvarların refujlarındaki meyli beyenmeyip biraz daha mı derine deştiler? İş olsun da ne olursa olsun babından kazma sallayıp, kömür mü taşıdılar? Yollar boyu dizilen arabaları koyacak yer olmadığından üst üste mi dizmeye başladılar?

Kaybolan insanları günyüzüne çıkarabilmek için karanlığı kurşuna mı dizdiler? Karanlığın katillerini bir dörtyol ağzında pusuya düşürüp metris’e mi tıktılar? Türkülerin dozu mu arttı?

 

... üşüyor koltuk, halı, yastık, yorgan; soğuk buralar.

 

Gün değişti, ay değişti, yıl değişti... koridorun sonundaki küçük odanın kapısının kilidi değişti. Köşelerin yazarları, fotoğrafların canlılığı, reklamların uçukluğu değişti. Bilgisayarın şifresi, oturma odasının sehpa örtüsü, kırmızı gömleğin askısı değişti. Rüyalarında gezintiye çıkıp yaprağa yapraklığını, taşa taşlığını, buluta bulutluğunu sormaktan vazgeçen kızın deliliği değişti. Belki yumuşar diye, kara’ya tüm renklerini veren gökkuşağının anlamı değişti.

 

... stefan celmare heykeline çiçek hediye ediyor bembeyaz gelin ve ona eş damat.

 

İşte tam da yazının burasında şu nakaratı tekrarlamalı: ‘Zima... zima... zima...’ Siz de oralarda ‘zima’ diyor musunuz? İnsan hep ne anlama geldiğini bildiği kelimeleri mi söyler? Ya da söylemeli midir? el-cevap: hayır! İnsanlar ne anlama geldiğini bilmedikleri davranışları sırf  birileri yapıyor diye yapmıyorlar mı? Haydi hep beraber: zima... zima... zima...

 

                       endi-bey lû harbâ kû-şe

                       sîne tû-fey mandre kibile

                       bûnes-bir/pâ nı haklana dî-usnîme

                       nekir ne-kir e be-e

 

... ama kız iki odalı evine bakınca ne de güzel olduğunu düşünmeden edemedi.

 

‘siz küçük hanım’ dedi birisi

 dönüp baktı arkasına

‘bana mı seslendiniz’ diye sordu ürkek

‘evet’ dedi birisi

bakın eteğinizden aşağı bal damlıyor

‘eyvah! çantadamki bal kavanozu kırılmış olmalı’

‘evet, çantanızdaki bal kavanozu kırılmış olmalı’

‘ne olacak şimdi?’

‘bilmem, ne olacak şimdi?’

‘ama çantamda bal kavanozu yok ki’

‘bir çantada bal kavanozunun zaten ne işi olabilir ki?’

‘doğru, bu bir kol çantasıysa üstelik, ne işi olabilir ki?’

‘bana sormayın, çanta sizin’

‘haklısınız, ben taşıdığıma göre, çanta benim’

‘yoksa değil mi?’

‘oradan benim değilmiş gibi mi görünüyor’

‘bilmem, simsiyah kıyafete kırmızı çanta biraz bol gibi’

‘olmaz mı böylesi?’

‘ayakkabınız kırmızı olsaydı belki olurdu’

‘bakın onlar da siyah’

‘tabiî sizin değil bu çanta’

‘evet, benim değil’

‘bal kavanozu da sizin değil o halde’

‘içinde bir bal kavanozu var mı bilmiyorum ki’

‘ya eteğinizden damlayan bal?’

‘bakın çantadan bal akmıyor hiç’

‘eteğinizdeki da bal değilmiş zaten’

‘evet, bala benzemiyor’

‘neden sizin olmayan bir çantanız var?’

‘bendeki hiçbir şey benim değil ki’

 

... kim kime,

            her şey bahane.

Bir Önceki Sayfa... Ana Sayfa Köşe Yazıları Arkadaşına Gönder

Yukarı Çıkmak İçin...