|
Kırmızı Çanta Konuştu
... ama ben pencereleri kapayalı çok oldu.
Ne değişti oralarda?
Ağaçları mı kestiler? Kaldırımları söküp, bir parça daha
genişlesin diye yol, bir metre beriye mi çektiler? Meydanların çevresine
başka başka isimlerde çiçekler mi ektiler? Eski apartmanları yıkıp yerine
gökdelenler mi diktiler? Bulvarların refujlarındaki meyli beyenmeyip biraz
daha mı derine deştiler? İş olsun da ne olursa olsun babından kazma
sallayıp, kömür mü taşıdılar? Yollar boyu dizilen arabaları koyacak yer
olmadığından üst üste mi dizmeye başladılar? |

|
Kaybolan insanları günyüzüne çıkarabilmek için karanlığı kurşuna
mı dizdiler? Karanlığın katillerini bir dörtyol ağzında pusuya düşürüp metris’e
mi tıktılar? Türkülerin dozu mu arttı?
... üşüyor koltuk, halı, yastık, yorgan; soğuk buralar.
Gün değişti, ay değişti, yıl değişti... koridorun sonundaki küçük
odanın kapısının kilidi değişti. Köşelerin yazarları, fotoğrafların canlılığı,
reklamların uçukluğu değişti. Bilgisayarın şifresi, oturma odasının sehpa
örtüsü, kırmızı gömleğin askısı değişti. Rüyalarında gezintiye çıkıp yaprağa
yapraklığını, taşa taşlığını, buluta bulutluğunu sormaktan vazgeçen kızın
deliliği değişti. Belki yumuşar diye, kara’ya tüm renklerini veren gökkuşağının
anlamı değişti.
... stefan celmare heykeline çiçek hediye ediyor bembeyaz gelin
ve ona eş damat.
İşte tam da yazının burasında şu nakaratı tekrarlamalı: ‘Zima...
zima... zima...’ Siz de oralarda ‘zima’ diyor musunuz? İnsan hep ne anlama
geldiğini bildiği kelimeleri mi söyler? Ya da söylemeli midir? el-cevap: hayır!
İnsanlar ne anlama geldiğini bilmedikleri davranışları sırf birileri yapıyor
diye yapmıyorlar mı? Haydi hep beraber: zima... zima... zima...
endi-bey lû harbâ kû-şe
sîne tû-fey mandre kibile
bûnes-bir/pâ nı haklana dî-usnîme
nekir ne-kir e be-e
... ama kız iki odalı evine bakınca ne de güzel olduğunu
düşünmeden edemedi.
‘siz küçük hanım’ dedi birisi
dönüp baktı arkasına
‘bana mı seslendiniz’ diye sordu ürkek
‘evet’ dedi birisi
bakın eteğinizden aşağı bal damlıyor
‘eyvah! çantadamki bal kavanozu kırılmış olmalı’
‘evet, çantanızdaki bal kavanozu kırılmış olmalı’
‘ne olacak şimdi?’
‘bilmem, ne olacak şimdi?’
‘ama çantamda bal kavanozu yok ki’
‘bir çantada bal kavanozunun zaten ne işi olabilir ki?’
‘doğru, bu bir kol çantasıysa üstelik, ne işi olabilir ki?’
‘bana sormayın, çanta sizin’
‘haklısınız, ben taşıdığıma göre, çanta benim’
‘yoksa değil mi?’
‘oradan benim değilmiş gibi mi görünüyor’
‘bilmem, simsiyah kıyafete kırmızı çanta biraz bol gibi’
‘olmaz mı böylesi?’
‘ayakkabınız kırmızı olsaydı belki olurdu’
‘bakın onlar da siyah’
‘tabiî sizin değil bu çanta’
‘evet, benim değil’
‘bal kavanozu da sizin değil o halde’
‘içinde bir bal kavanozu var mı bilmiyorum ki’
‘ya eteğinizden damlayan bal?’
‘bakın çantadan bal akmıyor hiç’
‘eteğinizdeki da bal değilmiş zaten’
‘evet, bala benzemiyor’
‘neden sizin olmayan bir çantanız var?’
‘bendeki hiçbir şey benim değil ki’
... kim kime,
her şey bahane.
|