|
|
|
Kamera Beni Filmin Kahramanı Yap
Ne zaman bir türk filmi seyretsem aklımdan geçmiyor değil,
‘nasılsa gerçek değil, onlar birer oyuncu’. Ne zaman yabancı bir film
seyretsem kendimi o ortamın içinde buluyorum. Hiç düşünmüyorum onun sadece
bir film ve oradakilerin birer oyuncu olduğunu. Belki magazin basınının
evimin içine kadar oyuncuların gerçek hayatlarını, benimle alakalı
alakasız, getirmeleri. Hani dost akraba arkadaşlarımın başına ne geldiğini
bile bu kadar net izleyemiyorum hayatın içinde. Tabiî olarak edinilmiş bu
bilgilerim sayesinde film seyrederken düşüncelerim oyuncuların gerçekte
nasıl yaşadıklarına kayıyor. Bu da beraberinde yapaylığı getiriyor, filmin
yapay oluşunu. |

|
Oysa her çevirilen film gerçek hayattan, yaşanmış öykülerden
alınmış bir kesittir ya da hayal gücünün insana yazdırdıklarıdır. Konuya
itimadım büyük. Belki konuyu işlemede üzerinde durulması gereken ayrıntıların
çok da ince elenip sık dokunmamasıdır sorun. Ben seyrederken yüz ifadelerine
dikkat ederim filmdeki karakterlerin. Buna örnek, en bilinen filimlerden biri
olan ‘Zeyna’yı verebilirim rahatlıkla. Dikkat etmişsinizdir, her sahnesinde
kamera insanların, olayların içindedir. Her noktayı en yakından kayda alır,
hiçbir boş alan bırakmaz seyirciye kaçmak için. Dolayısıyla siz de filmin içine
o yakın çekim nedeniyle farkında olmadan giriverirsiniz. Mecburen sahnede savaş
varsa savaşmak, korku varsa korkmak, neşe varsa gülmek, hırs varsa hırslanmak,
öfke varsa öfkelenmek, kaçmak varsa kaçmak, gözyaşı varsa ağlamak... zorunda
kalırsınız bir seyirci olsanız bile. Çünkü kamera sizi bir seyirci olmaktan
çıkarmış, bir oyuncu görevi yüklemiştir size.
Bizden örnek olarak, son zamanlarda gösterilen ‘Karaoğlan’
dizisini verebilirim. Ne zaman bir gergin ortam oluşsa; kamera birden, her ne
sebeptendir bilemiyorum, geri geri kaçmaya başlıyor, yakınlaşması beni o ortamın
içine götürmesi gerekirken. İşte o an büyü bozuluyor, tüm albenisi sönüyor
dizinin. Seyirci kendisini haliyle filimden dışlanmış hissediyor. Oysa oyuncu ve
seyirci bir bütündür. İkisi arasındaki bu bütünlük sayesinde film ortaya çıkar.
Tiyatro ile televizyon ya da sinema arasındaki fark da buradan geliyor zaten.
Oyuncu karşısında capcanlı seyirciyi farkedince tiyatroda, hakimiyeti elinden
hiç bırakmıyor. Neden çünkü herhangi bir kopukluk olsa seyirci o an tepkisini
bir şekilde verecektir. Televizyon ya da sinema oyuncusu, bu biçimde nabız
yoklayamayacağından çok kolay psikolojisinden uzaklaşabiliyor. İşte bu
uzaklaşmayı ancak kamera durdurabilir. Fakat görünen o ki, henüz kameralarımız
bunu başarabilecek yetenekte değil ve ben daha ne kadar bilmiyorum garip bir
mayhoşluk tadıyla seyretmek zorunda kalacağım filimlerimizi.
|