MÜREKKEP LEKESİ 32

Naz Ferniba

Kamera Beni Filmin Kahramanı Yap

Ne zaman bir türk filmi seyretsem aklımdan geçmiyor değil, ‘nasılsa gerçek değil, onlar birer oyuncu’. Ne zaman yabancı bir film seyretsem kendimi o ortamın içinde buluyorum. Hiç düşünmüyorum onun sadece bir film ve oradakilerin birer oyuncu olduğunu. Belki magazin basınının evimin içine kadar oyuncuların gerçek hayatlarını, benimle alakalı alakasız, getirmeleri. Hani dost akraba arkadaşlarımın başına ne geldiğini bile bu kadar net izleyemiyorum hayatın içinde. Tabiî olarak edinilmiş bu bilgilerim sayesinde film seyrederken düşüncelerim oyuncuların gerçekte nasıl yaşadıklarına kayıyor. Bu da beraberinde yapaylığı getiriyor, filmin yapay oluşunu.

Oysa her çevirilen film gerçek hayattan, yaşanmış öykülerden alınmış bir kesittir ya da hayal gücünün insana yazdırdıklarıdır. Konuya itimadım büyük. Belki konuyu işlemede üzerinde durulması gereken ayrıntıların çok da ince elenip sık dokunmamasıdır sorun. Ben seyrederken yüz ifadelerine dikkat ederim filmdeki karakterlerin. Buna örnek, en bilinen filimlerden biri olan ‘Zeyna’yı verebilirim rahatlıkla. Dikkat etmişsinizdir, her sahnesinde kamera insanların, olayların içindedir. Her noktayı en yakından kayda alır, hiçbir boş alan bırakmaz seyirciye kaçmak için. Dolayısıyla siz de filmin içine o yakın çekim nedeniyle farkında olmadan giriverirsiniz. Mecburen sahnede savaş varsa savaşmak, korku varsa korkmak, neşe varsa gülmek, hırs varsa hırslanmak, öfke varsa öfkelenmek, kaçmak varsa kaçmak, gözyaşı varsa ağlamak... zorunda kalırsınız bir seyirci olsanız bile. Çünkü kamera sizi bir seyirci olmaktan çıkarmış, bir oyuncu görevi yüklemiştir size.

 

Bizden örnek olarak, son zamanlarda gösterilen ‘Karaoğlan’ dizisini verebilirim. Ne zaman bir gergin ortam oluşsa; kamera birden, her ne sebeptendir bilemiyorum, geri geri kaçmaya başlıyor, yakınlaşması beni o ortamın içine götürmesi gerekirken. İşte o an büyü bozuluyor, tüm albenisi sönüyor dizinin. Seyirci kendisini haliyle filimden dışlanmış hissediyor. Oysa oyuncu ve seyirci bir bütündür. İkisi arasındaki bu bütünlük sayesinde film ortaya çıkar. Tiyatro ile televizyon ya da sinema arasındaki fark da buradan geliyor zaten. Oyuncu karşısında capcanlı seyirciyi farkedince tiyatroda, hakimiyeti elinden hiç bırakmıyor. Neden çünkü herhangi bir kopukluk olsa seyirci o an tepkisini bir şekilde verecektir. Televizyon ya da sinema oyuncusu, bu biçimde nabız yoklayamayacağından çok kolay psikolojisinden uzaklaşabiliyor. İşte bu uzaklaşmayı ancak kamera durdurabilir. Fakat görünen o ki, henüz kameralarımız bunu başarabilecek yetenekte değil ve ben daha ne kadar bilmiyorum garip bir mayhoşluk tadıyla seyretmek zorunda kalacağım filimlerimizi.

Bir Önceki Sayfa... Ana Sayfa Köşe Yazıları Arkadaşına Gönder

Yukarı Çıkmak İçin...