MÜREKKEP LEKESİ 30

Naz Ferniba

Her Şeyin Daha Dahası

Konuşurken kimin ne diyeceğini düşünmese insan, bana göre çok güzel cümleler kurar. Bu cümlelerin virgülü virgüle benzer, noktası noktaya... Özel kelimelerin büyük harfle başlamasına gerek kalmadan, paragraflar iki metre öte açılmadan duygular sular seller gibi çağlar. Barajlarla önü kapatılmayan bu cümlelerin devrikleşe devrikleşe akmasına kimse mani olamaz. Kırın kuralları. Neden? Öyle kurallar koyuyoruz ki hayatımızda, artık neredeyse yürümek, neredeyse uyumak, neredeyse gülmek mümkünsüz hâle gelecek. Sebep?  Biz... Toplum kuralları, devlet kuralları, aile kuralları, kişisel kurallar, sevgi kuralları, konuşma kuralları, oturma kuralları, yemek kuralları... dahası tabiî ki var.

Her şeyin dahası var. Daha dahası var hatta. Ne zaman bir cümle, sınırlandırıldığı başlama harfi ile noktası arasında kaldı ki? Onun altında kaç tane cümle değil, kaç tane öykü gizli anlayana. Ya anlamayana, ya anlamak istemeyene, ya anlamamakta ısrar edene? Susmak lazım onların karşısında. Kelimelere yazık, zamana yazık, satır başına yazık; yükleme, nesneye, tamlamaya yazık; vurguya, tınıya, ezgiye yazık... Susmak en mantıklı olan. Hep mantıklı olanı mı yaparız? Hayır elbette. Yapsaydık eğer, bu kadar insan ayrılık şiirleri, özlem denemeleri, nefret öyküleri döşeyip satırlara, bas bas bağırmazdı. Sanki hayat sadece bunlardan ibaret. Sanki hayatta en önemli duygular bunlar. Sanki geçmişimizin geçmiş oluşuna, geleceğimizin olgunlaşıp dallana budaklana gelişmesine sebep aşk, sevgi, özlem, nefret... vesaire vesaire. Ateş ısıtmasının yanında yakar da, aydınlatır da, korur da. Deniz balıkları içinde barındırması yanında, ıslaktır da tuzludur da, dalgalıdır da. Her şeyin pek çok anlamı, pek çok görevi olabilir. Hiçbir şeyi kendi çizdiğimiz sınırlar içine sıkıştıramayız. Yapmıyor muyuz? Korku salınmış yüreklerimize birzamanlar, bu korku salınmışlığın intikamını almak ister gibi korku salıyoruz her karşılaştığımız yüreğe. ‘Sakın dokunma ‘cıs’ olursun.’ Evet, bu şekilde devam ederse bu kurulu düzen gerçekten ‘cıs’ olacağız. Kurulu düzen! Düzen kelimesinde beni rahatsız eden bir iticilik var. Bunca düzensizliğin içinde... Kırmızı şapkalı kız’ın karşısına kurt çıkması gerekirken hansel onun yolunu kesiyor ve birlikte göl kıyısına gidip kırmızı şapkalı kız’ın ninesine götürmesi gerektiği yiyecek sepetiyle piknik yapıyorlar. Pamuk prenses yediği kırmızı elma yüzünden bayılacağı yerde bir gülme nöbetine tutuluyor ve onu ancak bir kurbağa öptüğü zaman normale dönüyor. Kremlin’in kırmızısı ile beyaz saray’ın beyazlığının kırmızı beyaz uyumu yüzünden çıkan şaibeli sözlerden dolayı kremlin’in maviye, beyaz saray’ın da lilaya boyanacağına dair söylentiler gazetelerin ara sayfalarında görünmeye başlamış. Renklerin insanlar üzerinde gerçekten etkili olduğunu söyleyen uzman kişiler her rengin bir ifade taşıdığını, kişiliklerin bu ifadelerle ortaya çıkarılabileceğini ve hatta insanların eşlerini favori renklerine göre seçebileceklerini söylüyorlar. Fast food’lardaki cafcaflı renklerin insanların iştahını kabarttığını duyduğum zaman fast food’lardan uzak durmaya başladım. Ne zaman bu bahsettiğim yerlerden biriyle karşılaşsam midemde bulantı hissediyorum. Taşıdıkları isimlerin ‘ne alâka’ dedirtercek çıldırtıcı ifadeleri başka bir anlamsızlık tabiî. Koltukların rahatsız edici duruşları, duvarlara asılmış eften püften tabloların boğucu çizgileri...

 

En beğendiğim sinema salonu Süreyya oldu. Dilerim birileri çıkıp ‘modernizmin gereği’ diyerek (daha çok kazançtan bahsetmeden) bu caaanım salonu da garip salonlara dönüştürmeye kalkışmaz. Şehirlerin arka sokaklarının ve ara sokaklarının daima gerçeğin tam da kendisi olduğunu düşündüm. Cilalanmış görüntüler ‘para’ dediğimiz bir kağıt parçasının gücünün hafifliğinden başka bir şey değildir. Hafiflik evet. Açlık, sefalet ağırlıktır. Paradır hafif olan ve insanı hafifleten. Rahatlık (huzur değil) mekana yayılma, uykuya kaçma, değişik uğraşlar edinme çabasıdır. Sıkıntısı olmayanın eğelenti türüne meyli, antika eşyalara düşkünlüğü; sanat galerilerine, yardım derneklerine bağlanması; mağazalardan ihtiyaç dışı alışveriş; mevsimin yaza dönmesiyle başlayan tatil telaşı... ve dahası hep paranın beraberinde getirdiği hafifliktir. Hayran olduğum yazarların hayat öykülerine duyduğum merak, kendi hayat öykümü gözden geçirmeme neden oldu. Onların hayatlarında hafifliklere rastlayamadım. Benim hayatımın bu yöndeki çizimi nasıldır acaba? Tanıdığınız ben aslında hiç tanıyamadığınızdır.

 

şu estetikten uzak binalar var ya

hani şu nefret ettiğimizi söylediğimiz.

onları biz yaptık

ve

içinde oturanlar bizden başkası değil

Bir Önceki Sayfa... Ana Sayfa Köşe Yazıları Arkadaşına Gönder

Yukarı Çıkmak İçin...