|
|
|
Her Şeyin Daha Dahası
Konuşurken kimin ne diyeceğini düşünmese insan, bana göre
çok güzel cümleler kurar. Bu cümlelerin virgülü virgüle benzer, noktası
noktaya... Özel kelimelerin büyük harfle başlamasına gerek kalmadan,
paragraflar iki metre öte açılmadan duygular sular seller gibi çağlar.
Barajlarla önü kapatılmayan bu cümlelerin devrikleşe devrikleşe akmasına
kimse mani olamaz. Kırın kuralları. Neden? Öyle kurallar koyuyoruz ki
hayatımızda, artık neredeyse yürümek, neredeyse uyumak, neredeyse gülmek
mümkünsüz hâle gelecek. Sebep? Biz... Toplum kuralları, devlet
kuralları, aile kuralları, kişisel kurallar, sevgi kuralları, konuşma
kuralları, oturma kuralları, yemek kuralları... dahası tabiî ki var. |

|
Her şeyin dahası var. Daha dahası var hatta. Ne zaman bir cümle,
sınırlandırıldığı başlama harfi ile noktası arasında kaldı ki? Onun altında kaç
tane cümle değil, kaç tane öykü gizli anlayana. Ya anlamayana, ya anlamak
istemeyene, ya anlamamakta ısrar edene? Susmak lazım onların karşısında.
Kelimelere yazık, zamana yazık, satır başına yazık; yükleme, nesneye, tamlamaya
yazık; vurguya, tınıya, ezgiye yazık... Susmak en mantıklı olan. Hep mantıklı
olanı mı yaparız? Hayır elbette. Yapsaydık eğer, bu kadar insan ayrılık
şiirleri, özlem denemeleri, nefret öyküleri döşeyip satırlara, bas bas
bağırmazdı. Sanki hayat sadece bunlardan ibaret. Sanki hayatta en önemli
duygular bunlar. Sanki geçmişimizin geçmiş oluşuna, geleceğimizin olgunlaşıp
dallana budaklana gelişmesine sebep aşk, sevgi, özlem, nefret... vesaire
vesaire. Ateş ısıtmasının yanında yakar da, aydınlatır da, korur da. Deniz
balıkları içinde barındırması yanında, ıslaktır da tuzludur da, dalgalıdır da.
Her şeyin pek çok anlamı, pek çok görevi olabilir. Hiçbir şeyi kendi çizdiğimiz
sınırlar içine sıkıştıramayız. Yapmıyor muyuz? Korku salınmış yüreklerimize
birzamanlar, bu korku salınmışlığın intikamını almak ister gibi korku salıyoruz
her karşılaştığımız yüreğe. ‘Sakın dokunma ‘cıs’ olursun.’ Evet, bu şekilde
devam ederse bu kurulu düzen gerçekten ‘cıs’ olacağız. Kurulu düzen! Düzen
kelimesinde beni rahatsız eden bir iticilik var. Bunca düzensizliğin içinde...
Kırmızı şapkalı kız’ın karşısına kurt çıkması gerekirken hansel onun yolunu
kesiyor ve birlikte göl kıyısına gidip kırmızı şapkalı kız’ın ninesine götürmesi
gerektiği yiyecek sepetiyle piknik yapıyorlar. Pamuk prenses yediği kırmızı elma
yüzünden bayılacağı yerde bir gülme nöbetine tutuluyor ve onu ancak bir kurbağa
öptüğü zaman normale dönüyor. Kremlin’in kırmızısı ile beyaz saray’ın
beyazlığının kırmızı beyaz uyumu yüzünden çıkan şaibeli sözlerden dolayı
kremlin’in maviye, beyaz saray’ın da lilaya boyanacağına dair söylentiler
gazetelerin ara sayfalarında görünmeye başlamış. Renklerin insanlar üzerinde
gerçekten etkili olduğunu söyleyen uzman kişiler her rengin bir ifade
taşıdığını, kişiliklerin bu ifadelerle ortaya çıkarılabileceğini ve hatta
insanların eşlerini favori renklerine göre seçebileceklerini söylüyorlar. Fast
food’lardaki cafcaflı renklerin insanların iştahını kabarttığını duyduğum zaman
fast food’lardan uzak durmaya başladım. Ne zaman bu bahsettiğim yerlerden
biriyle karşılaşsam midemde bulantı hissediyorum. Taşıdıkları isimlerin ‘ne
alâka’ dedirtercek çıldırtıcı ifadeleri başka bir anlamsızlık tabiî. Koltukların
rahatsız edici duruşları, duvarlara asılmış eften püften tabloların boğucu
çizgileri...
En beğendiğim sinema salonu Süreyya oldu. Dilerim birileri çıkıp
‘modernizmin gereği’ diyerek (daha çok kazançtan bahsetmeden) bu caaanım salonu
da garip salonlara dönüştürmeye kalkışmaz. Şehirlerin arka sokaklarının ve ara
sokaklarının daima gerçeğin tam da kendisi olduğunu düşündüm. Cilalanmış
görüntüler ‘para’ dediğimiz bir kağıt parçasının gücünün hafifliğinden başka bir
şey değildir. Hafiflik evet. Açlık, sefalet ağırlıktır. Paradır hafif olan ve
insanı hafifleten. Rahatlık (huzur değil) mekana yayılma, uykuya kaçma, değişik
uğraşlar edinme çabasıdır. Sıkıntısı olmayanın eğelenti türüne meyli, antika
eşyalara düşkünlüğü; sanat galerilerine, yardım derneklerine bağlanması;
mağazalardan ihtiyaç dışı alışveriş; mevsimin yaza dönmesiyle başlayan tatil
telaşı... ve dahası hep paranın beraberinde getirdiği hafifliktir. Hayran
olduğum yazarların hayat öykülerine duyduğum merak, kendi hayat öykümü gözden
geçirmeme neden oldu. Onların hayatlarında hafifliklere rastlayamadım. Benim
hayatımın bu yöndeki çizimi nasıldır acaba? Tanıdığınız ben aslında hiç
tanıyamadığınızdır.
şu estetikten uzak binalar var ya
hani şu nefret ettiğimizi söylediğimiz.
onları biz yaptık
ve
içinde oturanlar bizden başkası değil
|