|
|
|
Antakya’yı Anlatıyorum
Bak şehir nasıl uzanıyor aşağıda. Şurada Senpiyer. Şurada
Habibinneccar. Kıvrıla kıvrıla akan Asi. Çam ormanlarının kokusu ve hiç
dinmeyen çılgın rüzgar. Dağlara doğru uzanan üstü üstüne evler, üstü
üstüne evler. Merdiven gibi. Basamak basamak. Her millletin kaynaştığı
şehir. Her dinin yaşadığı şehir. Dikkatle bak. Tarih yatan topraklarda
geziniyorsun. Burası peygamberler şehri. Dar sokakların içine dalıp
çıkmazlarında kaybolabilir, çıkışa hiç varamayabilirsin. Döngüsünde
hayatın, döngüsünde zamanın... bir döngü olduğunun farkına varıp
kayalarına yamacın işleyeceksin tahtına kurularak kalenin. Aşağıda
süzülecek şehir. Sen süzüleceksin bulut olup.
|

|
Derler ki... Antakya, zamanında halkının ettiği zulümlerden
dolayı kıyametten kırk yıl önce batacak. Sordum ‘doğru mu’... ‘Yok ya safsata
bunlar’ dediler. Habibinneccar –onun öyküsünü anlatacağım elbet birgün-
öldürüldükten sonra ters-yüz olmuş şehir. Yeniden kurmuşlar antakya’yı. Yani ne
şehirler var şehir içinde. Dağa atılan her kazmada bir mezar çıkarmış ortaya.
Çıkarmış ortaya, çıkarmış ortaya.
Ne kadar farklı gelir bana bu şehir. Sanki ayrı bir ülke. Ne
bileyim eski zamanlardan kalma evlerin duruşu. Avlulara açılan odalar. Odalara
açılan başka başka dünyalar. Mor salkımlar, sardunyalar, fesleğenler,
hambalisler, küstümçiçekleri... taş döşeli ara yollar. Ara yolların orta
yerinden akan sular... gözü sürmeli yetmişlik kadınlar, saç örgüleri örtülerinin
altından sarkan genç kızlar... Ben bu şehirde bir hoş olur, hoş bakışlar altında
gözlerim yazgıları. Dar alanda kopan fırtınaların, deli rüzgarına şehrin,
karışıp yittiğine inanırım.
Bak alem gezmede. Bir kalabalık, bir kalabalık. Mahşerî
günlerden, öyle sıradan günlerden bir gün işte. Hep böyle dolar dolar taşar
sokaklar, evler, parklar, caddeler. Her evden bir degil çok çocuk feryadı
yükselir. Biri seslenir: Yee Atra! Bir diğeri: Yee Fadile! Dinlerken hoşlaşır
içiniz. Kaldırımda uyuyakalan çıplak çocuk kaçıncı rüyasında gezinmededir
bilemezsiniz. Öyle iç içe hayatlardan işte öyle uzaksınızdır. Bakmak şansını
elde etmiş olmanız bile bir lütuftur aslında.
Sen uzun uzun seyret. Sen uzun uzun seyret. Dünya seyirlik. Şûh
edasında gizlenen bin garip öykü açılıp saçılsın. Ölüm tadında korku, bir de
koku yayılsın cümle memlekete.
|