|
|
|
Şehre Veda
Yolculuk var.
Hep yolcu değil miyiz zaten şu hayatta. Zaman, üzerinde
yürüdüğümüz yol. Her ne kadar duruyoruz gibi gelse de bize, zaman aktığına
göre ve her günü, her saati, her dakikayı, her saniyeyi , her saliseyi
geriye bıraktığımız bir gerçek. Sürüklendiğimizden dem vuran çıkarsa eğer,
değil böyle. Hiçkimsenin zorla biryerlere götürüldüğü düşüncesine
katılmıyorum. Düşünebiliyoruz. İsteklerimizi yerine getiriyor ya da
getiremiyoruz. |

|
Anlıyoruz. Soruyor ve karşılığında cevap bekleyebiliyoruz. Pek
çok kararlar alabiliyor, onları yerine getirebilmek için var gücümüzle
didiniyoruz. Kim karşı çıkarsa, ‘varın onaylamayın, biz sonuçlarına katlanmayı
baştan kabulleniyoruz’ diyebiliyoruz. Dilediğimiz misyona adayıp her şeyimizi,
dilediğimiz iman ile donatabiliyoruz yüreğimizi. Hatalarımızla büyüdüğümüzü
söyleyip, tövbe kapısının her zaman açık olduğu inancıyla ferahlayabiliyoruz.
İsyan ediyor, idarecilerimizi beğenmeyebiliyoruz. Özgürlüğümüze dokunmaya
kalkanın canını yakabiliyor, kırıcı olabiliyoruz. Kısacası özgürüz yolculuğumuz
boyunca. Özgür olmadığını hisseden varsa, bu kısıtlanmışlığı kendisinde aramalı.
Yolculuk var.
Bulunduğum yerden, başka mekanlarda bulunmaya yola çıkacağım.
Değişiklik her zaman insan hayatını olumlu etkilemiştir bence. Biraz
ferahlamaktır değişiklik. Evi değiştirmek. Evdeki eşyaların yerini değiştirmek.
Şehir değiştirmek. Ülke değiştirmek. Masa örtüsünü değiştirmek. Çantayı
değiştirmek. Kıyafetleri değiştirmek. Hayata bakış açısını değiştirmek. En
küçüğünden en büyüğüne yapılan her değişikliğin süreli ferahlık getirdiği
kabullenilir bir şey.
Yolculuk var.
Valizimi hazırlayıp en acil olanları taşıyacağım yanımda. Sonra
kalanlara ‘hoşçakalın’ diyeceğim. Saksıdaki çiçek, duvardaki ayna, vitrindeki
şangırtılar... Bir daha karşılaşamasak da bir evi paylaştık. Size yeni
konuklarınızla sonsuz saadetler diliyorum. Sen solma, rengarenk aç hatta
pencereden bakıp... sen kırılma, kimsenin yedi yılının uğursuzluğuna sebep
olma... sizler susmayın, her karşınıza geçip oturana tutulun...
Yolculuk var.
Bir yön seçtim kendime, gidiyorum yine. Kırmızı kurdeleyi
parmağıma bağladım. Her baktığımda bıraktığım bu şehri hatırlayacağım. Bir de bu
şehirde bıraktıklarımı... O dağlarına çok baktım şehir. Bana hiçbir şey
anlatmadın. Ne masalını yazabildim, ne de efsaneni. Öylesine baktım işte. İlk
karşılaşmamızı anımsıyor musun? Hani ben bulutlarda süzülüyordum o vakit. O gün
bu gündür bilirim varlığını. Sen yine de hiç konuşmadın. Hoşçakal dağ manzaralı
şehir. Hatırlatayım hiç bank’ın yok oturmak için. İnsanların oturup bir köşene,
seni seyretmesine izin vermelisin. Bir de sokaklarına taşan melodilerin olmalı.
Dinlesin sokaklarındaki zavallı evsizler. Geçenlerde o evsizlerden biri önümde
yığılıverdi yere. Görmüş olmalısın. El uzatıp kaldırmadın. İnsanlar zayıftır
bilesin. Her zaman bir dal’a ihtiyaçları vardır. Kimi uzaydan gelmiş gibi
kasılsa da sağda solda, çoğu zavallıdır. Olma bu kadar acımasız, şehir. Ben
seyredemedim seni yeterince ve dinleyemedim söylediklerini. Anlaşılan şu ki,
birbirimize açılamadık. Gidiyorum. Ben senden ayrılan kaçıncı kişiyim, bilemem.
Çok misafirin olmuştur eminim. Hoşça kal şehir.
Tutup tutup bırakıyorum, sözleri
Onlar aradıklarım degil...
Açıp açıp kapatıyorum, kapıları
Ardındakiler bana ait değil...
|