MÜREKKEP LEKESİ 25

Naz Ferniba

Şehre Veda

Yolculuk var.

Hep yolcu değil miyiz zaten şu hayatta. Zaman, üzerinde yürüdüğümüz yol. Her ne kadar duruyoruz gibi gelse de bize, zaman aktığına göre ve her günü, her saati, her dakikayı, her saniyeyi , her saliseyi geriye bıraktığımız bir gerçek. Sürüklendiğimizden dem vuran çıkarsa eğer, değil böyle. Hiçkimsenin zorla biryerlere götürüldüğü düşüncesine katılmıyorum. Düşünebiliyoruz. İsteklerimizi yerine getiriyor ya da getiremiyoruz.

Anlıyoruz. Soruyor ve karşılığında cevap bekleyebiliyoruz. Pek çok kararlar alabiliyor, onları yerine getirebilmek için var gücümüzle didiniyoruz. Kim karşı çıkarsa, ‘varın onaylamayın, biz sonuçlarına katlanmayı baştan kabulleniyoruz’ diyebiliyoruz. Dilediğimiz misyona adayıp her şeyimizi, dilediğimiz iman ile donatabiliyoruz yüreğimizi. Hatalarımızla büyüdüğümüzü söyleyip, tövbe kapısının her zaman açık olduğu inancıyla ferahlayabiliyoruz. İsyan ediyor, idarecilerimizi beğenmeyebiliyoruz. Özgürlüğümüze dokunmaya kalkanın canını yakabiliyor, kırıcı olabiliyoruz. Kısacası özgürüz yolculuğumuz boyunca. Özgür olmadığını hisseden varsa, bu kısıtlanmışlığı kendisinde aramalı.

 

Yolculuk var.

Bulunduğum yerden, başka mekanlarda bulunmaya yola çıkacağım. Değişiklik her zaman insan hayatını olumlu etkilemiştir bence. Biraz ferahlamaktır değişiklik. Evi değiştirmek. Evdeki eşyaların yerini değiştirmek. Şehir değiştirmek. Ülke değiştirmek. Masa örtüsünü değiştirmek. Çantayı değiştirmek. Kıyafetleri değiştirmek. Hayata bakış açısını değiştirmek. En küçüğünden en büyüğüne yapılan her değişikliğin süreli ferahlık getirdiği kabullenilir bir şey.

 

Yolculuk var.

Valizimi hazırlayıp en acil olanları taşıyacağım yanımda. Sonra kalanlara ‘hoşçakalın’ diyeceğim. Saksıdaki çiçek, duvardaki ayna, vitrindeki şangırtılar... Bir daha karşılaşamasak da bir evi paylaştık. Size yeni konuklarınızla sonsuz saadetler diliyorum. Sen solma, rengarenk aç hatta pencereden bakıp... sen kırılma, kimsenin yedi yılının uğursuzluğuna sebep olma... sizler susmayın, her karşınıza geçip oturana tutulun...

 

Yolculuk var.

Bir yön seçtim kendime, gidiyorum yine. Kırmızı kurdeleyi parmağıma bağladım. Her baktığımda bıraktığım bu şehri hatırlayacağım. Bir de bu şehirde bıraktıklarımı... O dağlarına çok baktım şehir. Bana hiçbir şey anlatmadın. Ne masalını yazabildim, ne de efsaneni. Öylesine baktım işte. İlk karşılaşmamızı anımsıyor musun? Hani ben bulutlarda süzülüyordum o vakit. O gün bu gündür bilirim varlığını. Sen yine de hiç konuşmadın. Hoşçakal dağ manzaralı şehir. Hatırlatayım hiç bank’ın yok oturmak için. İnsanların oturup bir köşene, seni seyretmesine izin vermelisin. Bir de sokaklarına taşan melodilerin olmalı. Dinlesin sokaklarındaki zavallı evsizler. Geçenlerde o evsizlerden biri önümde yığılıverdi yere. Görmüş olmalısın. El uzatıp kaldırmadın. İnsanlar zayıftır bilesin. Her zaman bir dal’a ihtiyaçları vardır. Kimi uzaydan gelmiş gibi kasılsa da sağda solda, çoğu zavallıdır. Olma bu kadar acımasız, şehir. Ben seyredemedim seni yeterince ve dinleyemedim söylediklerini. Anlaşılan şu ki, birbirimize açılamadık. Gidiyorum. Ben senden ayrılan kaçıncı kişiyim, bilemem. Çok misafirin olmuştur eminim. Hoşça kal şehir.

 

Tutup tutup bırakıyorum, sözleri

Onlar aradıklarım degil...

Açıp açıp kapatıyorum, kapıları

Ardındakiler bana ait değil...

Bir Önceki Sayfa... Ana Sayfa Köşe Yazıları Arkadaşına Gönder

Yukarı Çıkmak İçin...