|
|
|
Babil Kitaplığı
Babil
kitaplığı üzerine birşeyler söylemeliyim. Uzun zaman önce söylemeliydim,
biliyorum. Zaman ki, içine hiçbir şey tam olarak sığdırılamıyor
tarafımdan. Hep dışarı taşanlar oluyor. Erteledikçe, ertelenenler
de, bu ertelenmeye tahammül edemeyeceklerini, kendilerini unutturarak
intikam alıyor.
Nedir
Babil Kitaplığı? |

|
Bence
bu sorunun cevabını Franco Maria Ricci, çok güzel vermiş:
‘Her
büyük yazar işe iyi bir okur olmakla başlar ve yıllar geçtikçe, tercih
ettiği ya da dışladığı okumalarıyla kişisel bir kitaplık yaratır.
Buenos Aires’teki Ulusal Kitaplık’ın (ki burada dünyanın başka yörelerinde
bulunmayan kitapların olduğu söylenir) yöneticisi Jorge Luis Borges bu kitap
bolluğundan yararlanmasını bildi: Zaten büyülenmiş okurlarına, derin
bilgi ve neşesiyle, şaşırtıcı derecede ilginç derlemeler hazırlayıp
sundu. Düşsel edebiyatın mücevherlerini oluşturan metinleri bir araya
getirdi ve onun en güzel hikayelerinden biri olan Babil Kitaplığı, aynı
zamanda dizinin adı oldu. 1975 ile 1985 arasında yayımlanan bu dizi, daha şimdiden
bir edebiyat klasiğidir. Bir araya gelen bu kitaplar aynı zamanda Buenos
Aires’in bu büyük kütüphanecisine adanmış en duygusal anıtlardan da
birini oluşturur.’
Özel
bir dizayn ile Dost Kitabevi tarafından tekrar okura sunulan Babil Kitaplığı,
toplam on-dokuz kitaptan oluşuyor. Gerçekten de tam anlamıyla fantastik bir
edebiyat dizisi. İnsanı ürperten, büyüleyen, beklenmedik sonlara götüren,
mistik anlamlar taşıyan ve haz veren öyküler çıkmış ortaya. Okumaktan başka
ne düşer okura? Anlamak düşer, anlamlandırmak düşer, tasarlamak ve hayata
bir de başka pencereden bakmak düşer. Hayal gücünüzü kullanın, bakın
hayalleriniz size neler yaptıracak! Korkun, derim bundan. Kitaplar sırf
okunmak için değildir bunu bilin. Eğer ki tek yaptığınız bu ise, yani satır
kovalamaksa... bırakın kitaplar rafta dursun.
Meyrink
der ki, ‘derinlere inmek isteyenin dağlara çıkması gerekir.’
Oscar
Wilde der ki, ‘insanı ilgilendiren tek şey ayrıntılardır.’
Papini
der ki, ‘düşlerin kişileri, oldukça geniş bir özgürlüğe
sahiptirler...’
Siz
ne diyorsunuz?
Adı
geç duyulmuş olsa da, Borges, şaşılası bir kısa sürede ‘Borges
Efsanesi’ne dönüşmüş ve çağımızın büyük yazarları arasında anılmaya
başlamıştır. Bu büyük yazarlar içinde büyük yazın’a, yani romana el
atmayan tek yazar Borges olmuştur. Onun eserleri, özellikle küçük öyküler
ve denemelerdir. Ona göre roman bir modadır. Dolayısıyla modası elbet geçecektir.
Öyküyü, romandan çok daha eski bir yazın türü olduğu için seçer. Öykü,
der Borges, okunmasa da kalır, çünkü anlatılır. Oysa roman anlatılmaz.
Fakat...
İlginç
olan şu ki, Borges’in öyküleri, dilden dile dolaşacak bir konu ve yapı
niteliği taşımadığı gibi, öykülerin yazılı olarak özetlenmeleri bile
olanaksız.
Metafor
mu? Gibi...
Simgesel
mi? Gibi...
Gibi...
çünkü hiçbir kesinlik yoktur Borges’in öykülerinde. Belirsizlik hep ağır
basar.
Babil
Kitaplığı serisi, onun öykülere ne kadar değer verdiğini açıkça göstermeye
yeter.
|