MÜREKKEP LEKESİ 22

Naz Ferniba

Babil Kitaplığı

Babil kitaplığı üzerine birşeyler söylemeliyim. Uzun zaman önce söylemeliydim, biliyorum. Zaman ki, içine hiçbir şey tam olarak sığdırılamıyor tarafımdan. Hep dışarı taşanlar oluyor. Erteledikçe, ertelenenler de, bu ertelenmeye tahammül edemeyeceklerini, kendilerini unutturarak intikam alıyor.

Nedir Babil Kitaplığı?

Bence bu sorunun cevabını Franco Maria Ricci, çok güzel vermiş:

‘Her büyük yazar işe iyi bir okur olmakla başlar ve yıllar geçtikçe, tercih ettiği ya da dışladığı okumalarıyla kişisel bir kitaplık yaratır. Buenos Aires’teki Ulusal Kitaplık’ın (ki burada dünyanın başka yörelerinde bulunmayan kitapların olduğu söylenir) yöneticisi Jorge Luis Borges bu kitap bolluğundan yararlanmasını bildi: Zaten büyülenmiş okurlarına, derin bilgi ve neşesiyle, şaşırtıcı derecede ilginç derlemeler hazırlayıp sundu. Düşsel edebiyatın mücevherlerini oluşturan metinleri bir araya getirdi ve onun en güzel hikayelerinden biri olan Babil Kitaplığı, aynı zamanda dizinin adı oldu. 1975 ile 1985 arasında yayımlanan bu dizi, daha şimdiden bir edebiyat klasiğidir. Bir araya gelen bu kitaplar aynı zamanda Buenos Aires’in bu büyük kütüphanecisine adanmış en duygusal anıtlardan da birini oluşturur.’

 

Özel bir dizayn ile Dost Kitabevi tarafından tekrar okura sunulan Babil Kitaplığı, toplam on-dokuz kitaptan oluşuyor. Gerçekten de tam anlamıyla fantastik bir edebiyat dizisi. İnsanı ürperten, büyüleyen, beklenmedik sonlara götüren, mistik anlamlar taşıyan ve haz veren öyküler çıkmış ortaya. Okumaktan başka ne düşer okura? Anlamak düşer, anlamlandırmak düşer, tasarlamak ve hayata bir de başka pencereden bakmak düşer. Hayal gücünüzü kullanın, bakın hayalleriniz size neler yaptıracak! Korkun, derim bundan. Kitaplar sırf okunmak için değildir bunu bilin. Eğer ki tek yaptığınız bu ise, yani satır kovalamaksa... bırakın kitaplar rafta dursun.

 

Meyrink der ki, ‘derinlere inmek isteyenin dağlara çıkması gerekir.’

Oscar Wilde der ki, ‘insanı ilgilendiren tek şey ayrıntılardır.’

Papini der ki, ‘düşlerin kişileri, oldukça geniş bir özgürlüğe sahiptirler...’

 

Siz ne diyorsunuz?

 

Adı geç duyulmuş olsa da, Borges, şaşılası bir kısa sürede ‘Borges Efsanesi’ne dönüşmüş ve çağımızın büyük yazarları arasında anılmaya başlamıştır. Bu büyük yazarlar içinde büyük yazın’a, yani romana el atmayan tek yazar Borges olmuştur. Onun eserleri, özellikle küçük öyküler ve denemelerdir. Ona göre roman bir modadır. Dolayısıyla modası elbet geçecektir. Öyküyü, romandan çok daha eski bir yazın türü olduğu için seçer. Öykü, der Borges, okunmasa da kalır, çünkü anlatılır. Oysa roman anlatılmaz.

 

Fakat...

İlginç olan şu ki, Borges’in öyküleri, dilden dile dolaşacak bir konu ve yapı niteliği taşımadığı gibi, öykülerin yazılı olarak özetlenmeleri bile olanaksız.

Metafor mu? Gibi...

Simgesel mi? Gibi...

 

Gibi... çünkü hiçbir kesinlik yoktur Borges’in öykülerinde. Belirsizlik hep ağır basar. 

Babil Kitaplığı serisi, onun öykülere ne kadar değer verdiğini açıkça göstermeye yeter.
Bir Önceki Sayfa... Ana Sayfa Köşe Yazıları Arkadaşına Gönder

Yukarı Çıkmak İçin...