MÜREKKEP LEKESİ 21

Naz Ferniba

Bekleme ve Dön Yüzünü Güneşe

Ayağa kalkıp şöyle bir, seslenmek geldi sana. Kış biterken ve canlanırken ağaç, çiçek, toprak...

Bu aralar sesim de çıkıyor üstelik. İyiyim de... hani yüzümde bir tebessüm bile var diyebilirim utanmadan. O kadar iyiyim anlayacağın. O kadar iyi...

Fakat hep bir yanımda tamamlanmamış yarımlar var. İçimdeki o ses var ya, o kendini bana duyurmaya çalışan... ‘Her şeyin vakti vardır, bekle’ diyor inatla.

Beklemek! Beklemek ömrü tüketirse... Beklemek ya beni bitirirse... Beklemek ya ölüme bir davetse... Beklemek tutamamaksa tutmak istediklerimi, görememekse görmek istediklerimi, anlatamamaksa ne çok sevdiğimi! Bu bir kayboluş olmaz mı?

‘Ben artık kaybolmak istemiyorum’ diyorum yüzümü duvara dönüp. Dimdik durmak, tutunmadan durmak, puslu olmayan bakışlarla süzmek çevreyi bir de...

Ben artık acıtmak istemiyorum bir yanımı. Hani sevmek ölmekle başlarmış ya... ‘Ben ölmeden başlayamaz mıyım’ diyorum şu endamına yeşilin, salınışına denizin?

Kuru dalları da olurmuş ağaçların ya, dipdiri olanlarsa yetermiş acısını dindirmeye. Yok ki! Yok ki! Kurunun yanında yaş kalmadı ki...

Şu noktadan, bak gösteriyorum, görebiliyor musun? Tam şu noktadan başlayamaz mıyım sevmeye sen’i?

İlle de ölmek mi, ille de yıkılmak mı, ille de yok olmak mı, ille de erimek bitmek mi...

Söyle bana bu dünya yaşanması için değil mi? Şu toprak koklanması için değil mi, içine girmekse amenna. Her şeyin birden çok yapabileceği yok mu nasılsa?

Ben koklasam toprağı, hele bir yağmur sonrası... Ve... ve uzansam kırlara boyluboyumca, bir ‘oh’ çeksem, baksam pof bulutlarına gökyüzünün, dinlensem, dinlendikçe dirilsem, demlensem, dolsam, doğsam, taşa taşa nehirlere karışsam, denizlerde kaybolsam, buhar olsam uçsam, uçsam, uçsam... yere insem bir damlayla, bulansam toprağa. Sonra can olsam!

Bahar geldi işte. Ben de bahar olup açsam çiçek çiçek. Sevinsem çocuk yanımı alıp yanıma. Kaydırağa binsem, geceleri masal okusam kendime, ninnilerle büyütsem yüreğimi, o sevgimi...

Uluorta haykırsam Heyyy! Hey hey!

Baksa insanlar bana. ‘Niye bakıyorsunuz’ desem. Kızsalar bana. ‘Ne hakkınız var’ desem. Ben gülsem onlara. Onlar suratlarını assalar. Desem, ‘ne suratsız oluyorsunuz böyle. Manzaramı bozmayın. Çekilin aradan, gülmeyecekseniz yüzüme.’

Ben iyiyim. Bozmayın keyfimi. Dokunmayın bakışlarıma, el sürmeyin tebessümlerime. Ben iyiyim. Soru da soruyorum üstelik. Cevap da veriyorum sorularıma, anlamsız bile olsa...

Bir de olsam şöyle bir boğaziçi manzaralı kahvede. Yudumlasam demli çayımı. Yanımda sen.

Ya da vursam Ankara sokalarına kendimi, yitsem adımlarımda. Yanımda sen.

Savaş burnumun dibinde. Dünya son demlerini yaşıyor. Kıyamet başucumda.... bir sürü laf sıralasam ardı ardına, ardı ardına. Yanımda sen.

 

Ve...

Yaşayabildiğiniz kadar yaşayın. Ertelemeyin yarına hiçbir şeyi. Acıyı, kederi bile... Adımınızın sizi düşüreceğini bilseniz de önemli değil, düşün. Yıkılsa dünya başınıza, basın üstüne geçin. Gülümseyin ya. Ölüme bile gülümseyin.

Yazdıklarıma kendim inanıyor muyum, dönün şimdi de bana bunu sorun!
 
Bir Önceki Sayfa... Ana Sayfa Köşe Yazıları Arkadaşına Gönder

Yukarı Çıkmak İçin...