|
Bekleme ve Dön Yüzünü Güneşe
Ayağa
kalkıp şöyle bir, seslenmek geldi sana. Kış biterken ve canlanırken
ağaç, çiçek, toprak...
Bu
aralar sesim de çıkıyor üstelik. İyiyim de... hani yüzümde bir
tebessüm bile var diyebilirim utanmadan. O kadar iyiyim anlayacağın. O
kadar iyi... |

|
Fakat
hep bir yanımda tamamlanmamış yarımlar var. İçimdeki o ses var ya, o
kendini bana duyurmaya çalışan... ‘Her şeyin vakti vardır, bekle’ diyor
inatla.
Beklemek!
Beklemek ömrü tüketirse... Beklemek ya beni bitirirse... Beklemek ya ölüme
bir davetse... Beklemek tutamamaksa tutmak istediklerimi, görememekse görmek
istediklerimi, anlatamamaksa ne çok sevdiğimi! Bu bir kayboluş olmaz mı?
‘Ben
artık kaybolmak istemiyorum’ diyorum yüzümü duvara dönüp. Dimdik durmak,
tutunmadan durmak, puslu olmayan bakışlarla süzmek çevreyi bir de...
Ben
artık acıtmak istemiyorum bir yanımı. Hani sevmek ölmekle başlarmış
ya... ‘Ben ölmeden başlayamaz mıyım’ diyorum şu endamına yeşilin, salınışına
denizin?
Kuru
dalları da olurmuş ağaçların ya, dipdiri olanlarsa yetermiş acısını
dindirmeye. Yok ki! Yok ki! Kurunun yanında yaş kalmadı ki...
Şu
noktadan, bak gösteriyorum, görebiliyor musun? Tam şu noktadan başlayamaz mıyım
sevmeye sen’i?
İlle
de ölmek mi, ille de yıkılmak mı, ille de yok olmak mı, ille de erimek
bitmek mi...
Söyle
bana bu dünya yaşanması için değil mi? Şu toprak koklanması için değil
mi, içine girmekse amenna. Her şeyin birden çok yapabileceği yok mu nasılsa?
Ben
koklasam toprağı, hele bir yağmur sonrası... Ve... ve uzansam kırlara
boyluboyumca, bir ‘oh’ çeksem, baksam pof bulutlarına gökyüzünün,
dinlensem, dinlendikçe dirilsem, demlensem, dolsam, doğsam, taşa taşa
nehirlere karışsam, denizlerde kaybolsam, buhar olsam uçsam, uçsam, uçsam...
yere insem bir damlayla, bulansam toprağa. Sonra can olsam!
Bahar
geldi işte. Ben de bahar olup açsam çiçek çiçek. Sevinsem çocuk yanımı
alıp yanıma. Kaydırağa binsem, geceleri masal okusam kendime, ninnilerle büyütsem
yüreğimi, o sevgimi...
Uluorta
haykırsam Heyyy! Hey hey!
Baksa
insanlar bana. ‘Niye bakıyorsunuz’ desem. Kızsalar bana. ‘Ne hakkınız
var’ desem. Ben gülsem onlara. Onlar suratlarını assalar. Desem, ‘ne
suratsız oluyorsunuz böyle. Manzaramı bozmayın. Çekilin aradan, gülmeyecekseniz
yüzüme.’
Ben
iyiyim. Bozmayın keyfimi. Dokunmayın bakışlarıma, el sürmeyin tebessümlerime.
Ben iyiyim. Soru da soruyorum üstelik. Cevap da veriyorum sorularıma, anlamsız
bile olsa...
Bir
de olsam şöyle bir boğaziçi manzaralı kahvede. Yudumlasam demli çayımı.
Yanımda sen.
Ya
da vursam Ankara sokalarına kendimi, yitsem adımlarımda. Yanımda sen.
Savaş
burnumun dibinde. Dünya son demlerini yaşıyor. Kıyamet başucumda.... bir sürü
laf sıralasam ardı ardına, ardı ardına. Yanımda sen.
Ve...
Yaşayabildiğiniz
kadar yaşayın. Ertelemeyin yarına hiçbir şeyi. Acıyı, kederi bile... Adımınızın
sizi düşüreceğini bilseniz de önemli değil, düşün. Yıkılsa dünya başınıza,
basın üstüne geçin. Gülümseyin ya. Ölüme bile gülümseyin.
Yazdıklarıma
kendim inanıyor muyum, dönün şimdi de bana bunu sorun!
|