|
|
|
Hayatın Bu, Şey’siz Olmuyor Kurulmayın
köşenize. Ve hareketlerinizi yitirmeyin. Hareketlerinizle birlikte şey’lerinizi
de yitirmeyin tabii. Şey’ler... nedir bu şey’ler? İnsanın sahip
olduğu onlarca şey vardır. Şey... Her bir nesne, her bir nerse kırgız
deyişinde. Demem o ki, yitirmeyiniz; bunun yanında yitirilmeyiniz de.
Birilerinin sizi yitirmesine asla neden olmayınız hatta. Hatta ve hatta
yitirilebilecek kadar kolay yaşamayınız. Kolay yaşanır mı ki,
demeyin. |

|
Kolay da yaşanır
yaşayabilen için, kolay da yitirilinir bence. Bakın yitmek de vardır insaoğlunun
yaşantısında. Yitmek... insan kendi hayatının içinde bile, bile bile üstelik,
yiter. Kendisi kendisini yitirir. Acıdır ki bunu pek de farketmez. Yani
kendisini kendi içinde yitirdiğinin ayrımına varamaz. Varamaz, vardıran da
çıkmaz. Kim kendi içinde kendisini yitirmiş birisinin hayatına girip bunu
ona söyleyebilme gücünü kendisinde bulabilir ki? Hem kendi içinde kendisini
yitirmiş birisi buna izin verir mi? Sanmıyorum. Böyle insanların dışa tüm
kapıları, tüm pencereleri, ve dahi tüm perdeleri kapattıkları vaki olsa
gerek. Bir ışık kırıntısının da perdelerin arasından kaçma
ihtimalinden endişe duyarlar. Nasıl olsun böyle korkuları olanların bir
insanı dünyasına buyur etmesi. Olmaz elbet. Yine de inatla kapıları
yumruklayanlar olabilir. Elektrik idaresinden gelenler mesela! Alıcılar mı
demek istedim şimdi ben. Alacağı olanlar, kapılar hiç açılmasa da yüzlerine,
ısrarlı olabilirler. Olmayınız efendim, ısrarlı olmayınız bu kadar. Özellikle
istenmediğiniz yerlerde... Nasıl mı? Bunun nasıl’ı, niçin’i, ve
vesairesi yok. Öyle işte. Israrlı olmayınız. Sükuneti tercih etmek çoğu
zaman insana yarar getirebilir. Çok bilmemek... çok söz etmemek... çok öğünmemek...
çok yememek... çok uyumamak... çok kurcalamamak... çok sormamak... çok
meraklanmamak... falan da filan da falan... Bu falan’ların ne anlama geldiğini
tartışıyorsanız, ben size bu konuda azbuçuk yardımcı olabilirim. Falan
demek, filan; filan demek, falan... Bilmem anlatabildim mi? Şimdi... konunun ne
olduğunu yakalayamayanlar var ise eğer, bu aralar dünya neyden bahsedeceğini
bilemiyor zaten üzülmeyin. Demek istediğim, bir konu birliği olmadığıdır.
Herkes kendi başlığını atıp konuşuyor. İnsanlar globalleşmeye çalışıyorlar
böylece. Ne demek şimdi bu? Bu, şu demek. Dünya standartlarında kabul görmek
arzusundalar. Ne olacak böyle bir kabul görseler? Belki zengin olacaklar. Yani
varsıl olmak... Bu yolla paralanmak... Haksızlar mı? Hayır, yeryüzünde
paralanmış olanlar itibar görüyor ne de olsa. İnsanların itibar peşinde
olmalarının nesi kötü ya da yanlış olabilir? Yok böyle bir şey. Ben
neyin kötü, neyin yanlış olduğunu tartışmıyorum burada. Pek çok şey kötü,
pek çok şey yanlış; velhasılı pek çok şey olumsuz olabilir. Bunları sıralamak
ömrümü rahatlıkla tüketebilir. Aslında her şey bakışınıza bağlı. Doğru
bakarsanız iyi görebilirsiniz. Bakışlarınızın anlamı, baktığınız şeyi
anlamdırır söylemeye çalıştığım. Bu yüzden pembe gözlükler takmadan
iyi bakabilmek isterseniz doğru tarafından bakın her şeyin. Temkinli mi
davranmaktır bu. Bir anlamda öyle. Her nerede fevrilik varsa orada aceleye
bulanmışlık vardır. Acele de herkesin bildiği gibidir ki çoğu zaman ecele
götürür insanı. Şimdi ecel de nereden girdi bu konuya? Bilmem... ecelin
hayatımıza nereden gireceğini kim bilebilir ki!
Hayatın tadına
bakmak için sofra başına oturanlara sesleniyorum: Afiyet olsun...
|