MÜREKKEP LEKESİ 20

Naz Ferniba

Hayatın Bu, Şey’siz Olmuyor

Kurulmayın köşenize. Ve hareketlerinizi yitirmeyin. Hareketlerinizle birlikte şey’lerinizi de yitirmeyin tabii. Şey’ler... nedir bu şey’ler? İnsanın sahip olduğu onlarca şey vardır. Şey... Her bir nesne, her bir nerse kırgız deyişinde. Demem o ki, yitirmeyiniz; bunun yanında yitirilmeyiniz de. Birilerinin sizi yitirmesine asla neden olmayınız hatta. Hatta ve hatta yitirilebilecek kadar kolay yaşamayınız. Kolay yaşanır mı ki, demeyin.  

Kolay da yaşanır yaşayabilen için, kolay da yitirilinir bence. Bakın yitmek de vardır insaoğlunun yaşantısında. Yitmek... insan kendi hayatının içinde bile, bile bile üstelik, yiter. Kendisi kendisini yitirir. Acıdır ki bunu pek de farketmez. Yani kendisini kendi içinde yitirdiğinin ayrımına varamaz. Varamaz, vardıran da çıkmaz. Kim kendi içinde kendisini yitirmiş birisinin hayatına girip bunu ona söyleyebilme gücünü kendisinde bulabilir ki? Hem kendi içinde kendisini yitirmiş birisi buna izin verir mi? Sanmıyorum. Böyle insanların dışa tüm kapıları, tüm pencereleri, ve dahi tüm perdeleri kapattıkları vaki olsa gerek. Bir ışık kırıntısının da perdelerin arasından kaçma ihtimalinden endişe duyarlar. Nasıl olsun böyle korkuları olanların bir insanı dünyasına buyur etmesi. Olmaz elbet. Yine de inatla kapıları yumruklayanlar olabilir. Elektrik idaresinden gelenler mesela! Alıcılar mı demek istedim şimdi ben. Alacağı olanlar, kapılar hiç açılmasa da yüzlerine, ısrarlı olabilirler. Olmayınız efendim, ısrarlı olmayınız bu kadar. Özellikle istenmediğiniz yerlerde... Nasıl mı? Bunun nasıl’ı, niçin’i, ve vesairesi yok. Öyle işte. Israrlı olmayınız. Sükuneti tercih etmek çoğu zaman insana yarar getirebilir. Çok bilmemek... çok söz etmemek... çok öğünmemek... çok yememek... çok uyumamak... çok kurcalamamak... çok sormamak... çok meraklanmamak... falan da filan da falan... Bu falan’ların ne anlama geldiğini tartışıyorsanız, ben size bu konuda azbuçuk yardımcı olabilirim. Falan demek, filan; filan demek, falan... Bilmem anlatabildim mi? Şimdi... konunun ne olduğunu yakalayamayanlar var ise eğer, bu aralar dünya neyden bahsedeceğini bilemiyor zaten üzülmeyin. Demek istediğim, bir konu birliği olmadığıdır. Herkes kendi başlığını atıp konuşuyor. İnsanlar globalleşmeye çalışıyorlar böylece. Ne demek şimdi bu? Bu, şu demek. Dünya standartlarında kabul görmek arzusundalar. Ne olacak böyle bir kabul görseler? Belki zengin olacaklar. Yani varsıl olmak... Bu yolla paralanmak... Haksızlar mı? Hayır, yeryüzünde paralanmış olanlar itibar görüyor ne de olsa. İnsanların itibar peşinde olmalarının nesi kötü ya da yanlış olabilir? Yok böyle bir şey. Ben neyin kötü, neyin yanlış olduğunu tartışmıyorum burada. Pek çok şey kötü, pek çok şey yanlış; velhasılı pek çok şey olumsuz olabilir. Bunları sıralamak ömrümü rahatlıkla tüketebilir. Aslında her şey bakışınıza bağlı. Doğru bakarsanız iyi görebilirsiniz. Bakışlarınızın anlamı, baktığınız şeyi anlamdırır söylemeye çalıştığım. Bu yüzden pembe gözlükler takmadan iyi bakabilmek isterseniz doğru tarafından bakın her şeyin. Temkinli mi davranmaktır bu. Bir anlamda öyle. Her nerede fevrilik varsa orada aceleye bulanmışlık vardır. Acele de herkesin bildiği gibidir ki çoğu zaman ecele götürür insanı. Şimdi ecel de nereden girdi bu konuya? Bilmem... ecelin hayatımıza nereden gireceğini kim bilebilir ki!

 

Hayatın tadına bakmak için sofra başına oturanlara sesleniyorum: Afiyet olsun...

 
Bir Önceki Sayfa... Ana Sayfa Köşe Yazıları Arkadaşına Gönder

Yukarı Çıkmak İçin...