|
|
|
Yeni Yılı Hüzünle Eskittim Bile Bir
yılın daha sonunda geçmişe dönüp bakmayı önerdim kendime. Neler
yapmışım, neler yapmamış ya da yapamamışım; neler yapmak istemiş
de caymışım; neler ummuşum da bulamamışım; neler kazanmışım;
neler bulup yitirmişim; nelerden vazgeçmiş, neleri kararla yerine
getirmişim; kaç kişi tanımışım, kaç kişi beni tanımış; kimleri
memnun etmiş de kimleri hayal kırıklığına uğratmışım; kaç rüya
görmüşüm; kaç satır yazmışım; kaç kere secdeyle buluşmuşum; kaç
kişinin mübarek gecelerini kutlamış, kaç kişiyi bir köşede unutmuşum... |

|
Canlanıyor geçmiş.
Satırlara doluşuyor. Satırlar bu canlılığı taşıyamadan yıkılıyor. Yıkıntılar
arasında kalıyoruz.
Fasulye tarlalarında,
tarhların arasında koşturuyoruz. Arkların gürlediği günlerde sabun ağaçlarının
meyveleriyle ellerimizi temizliyoruz. Hambalisleri kimse görmeden toplayıp bir
köşede yiyoruz. Dalından koparıp kırmızı domatesleri tuza banıp bir güzel
tatlanıyoruz. İkinci katın penceresinden geceleri, sahilin suyla buluşmasına
dalıyoruz. Okula giderken yapmadığımız ödevlerimizi hatırımıza hiç
getirmiyoruz. Karpitlenmiş muzları, ambardan çıkarıp bir bir tüketiyoruz.
Eski evin avlusunu süpürürken yaban menekşenin kokusuna doyamıyoruz. Biz
bunları seksenli yılların başında yapıyoruz. Artık başkaları yapsın
diye geçtik ikibinli yıllara seyrediyoruz uzaktan. Beklemedeyiz. Birileri çıksın
da kendi çocukluğundan pasajlar geçsin bize. Ne gelen var, ne giden.
Yılın bu son günlerinde
eğlenmek şöyle dursun ben hüznün adını tartışıyorum. Biraz daha yaklaşıyorken
mahşere, biraz daha yaklaşıyorken kendi kıyametime bir terazi kurup meydan
yere tartacağım kilomu, ölçeceğim boyumu; ama... ama’sı var mıdır her
bir cümlenin? Ama’lı cümle kurmak isteyen herkes cümlelerinin sonuna bir
‘ama’ kolaylıkla yerleştirebilir. Bunun için dilekçe yazmaya, yüksek
mercilere başvurmaya, hatta vücudunuzun herhangi bir organını bile vurmaya
gerek yok. Hepimiz cümlelerimizin kurucularıyız bugüne bugün. Birileri boşuna
dememiş sanırım her koyun kendi bacağından asılır. Kim demiş bilmiyorum,
iyi mi demiş bilmiyorum, ne demek istemiş bilmiyorum. Şimdi üzerinde durmaya
çalıştığım konu bu değil tabii. Bunu başka bir dar olmayan vakitte genişçe
ellerimin arasına alıp uzun uzun, boylu boyunca yatırırım masaya. Teraziden
mi bahsediyordum ben? Evet evet terazi... Buyrun sofra hazır. Bir tabak bol acılı
gülme, bir tabak sumak ekşili gözyaşı, bir tabak da kızarmış utanç.
Utanç denilesi kişiye göre şekillenir. Kiminin utancı bir parça ekmeği
izinsiz yemektir. Kiminin utancı denize bir karpuz kabuğu atmaktır. Her şeyin
tadı herkese göre başka başkadır.
Hoşçakal
2001...
Hoşçakalın
2001’in iyi ve kötü geçen günleri, bir de geceleri.
Hoş gel 2002...
Hoş gelin
2002’nin iyi ve kötü geçecek günleri, bir de geceleri.
|