MÜREKKEP LEKESİ 16

Naz Ferniba

Yeni Yılı Hüzünle Eskittim Bile

Bir yılın daha sonunda geçmişe dönüp bakmayı önerdim kendime. Neler yapmışım, neler yapmamış ya da yapamamışım; neler yapmak istemiş de caymışım; neler ummuşum da bulamamışım; neler kazanmışım; neler bulup yitirmişim; nelerden vazgeçmiş, neleri kararla yerine getirmişim; kaç kişi tanımışım, kaç kişi beni tanımış; kimleri memnun etmiş de kimleri hayal kırıklığına uğratmışım; kaç rüya görmüşüm; kaç satır yazmışım; kaç kere secdeyle buluşmuşum; kaç kişinin mübarek gecelerini kutlamış, kaç kişiyi bir köşede unutmuşum... 

Canlanıyor geçmiş. Satırlara doluşuyor. Satırlar bu canlılığı taşıyamadan yıkılıyor. Yıkıntılar arasında kalıyoruz.

 

Fasulye tarlalarında, tarhların arasında koşturuyoruz. Arkların gürlediği günlerde sabun ağaçlarının meyveleriyle ellerimizi temizliyoruz. Hambalisleri kimse görmeden toplayıp bir köşede yiyoruz. Dalından koparıp kırmızı domatesleri tuza banıp bir güzel tatlanıyoruz. İkinci katın penceresinden geceleri, sahilin suyla buluşmasına dalıyoruz. Okula giderken yapmadığımız ödevlerimizi hatırımıza hiç getirmiyoruz. Karpitlenmiş muzları, ambardan çıkarıp bir bir tüketiyoruz. Eski evin avlusunu süpürürken yaban menekşenin kokusuna doyamıyoruz. Biz bunları seksenli yılların başında yapıyoruz. Artık başkaları yapsın diye geçtik ikibinli yıllara seyrediyoruz uzaktan. Beklemedeyiz. Birileri çıksın da kendi çocukluğundan pasajlar geçsin bize. Ne gelen var, ne giden.

 

Yılın bu son günlerinde eğlenmek şöyle dursun ben hüznün adını tartışıyorum. Biraz daha yaklaşıyorken mahşere, biraz daha yaklaşıyorken kendi kıyametime bir terazi kurup meydan yere tartacağım kilomu, ölçeceğim boyumu; ama... ama’sı var mıdır her bir cümlenin? Ama’lı cümle kurmak isteyen herkes cümlelerinin sonuna bir ‘ama’ kolaylıkla yerleştirebilir. Bunun için dilekçe yazmaya, yüksek mercilere başvurmaya, hatta vücudunuzun herhangi bir organını bile vurmaya gerek yok. Hepimiz cümlelerimizin kurucularıyız bugüne bugün. Birileri boşuna dememiş sanırım her koyun kendi bacağından asılır. Kim demiş bilmiyorum, iyi mi demiş bilmiyorum, ne demek istemiş bilmiyorum. Şimdi üzerinde durmaya çalıştığım konu bu değil tabii. Bunu başka bir dar olmayan vakitte genişçe ellerimin arasına alıp uzun uzun, boylu boyunca yatırırım masaya. Teraziden mi bahsediyordum ben? Evet evet terazi... Buyrun sofra hazır. Bir tabak bol acılı gülme, bir tabak sumak ekşili gözyaşı, bir tabak da kızarmış utanç. Utanç denilesi kişiye göre şekillenir. Kiminin utancı bir parça ekmeği izinsiz yemektir. Kiminin utancı denize bir karpuz kabuğu atmaktır. Her şeyin tadı herkese göre başka başkadır.

 

Hoşçakal 2001...

Hoşçakalın 2001’in iyi ve kötü geçen günleri, bir de geceleri.

 

Hoş gel 2002...

Hoş gelin 2002’nin iyi ve kötü geçecek günleri, bir de geceleri.

 
Bir Önceki Sayfa... Ana Sayfa Köşe Yazıları Arkadaşına Gönder

Yukarı Çıkmak İçin...