|
Çağırmayın Bizi, Gelmiyoruz
Sevgili
hepiniz,
Bir muradımız
vardı Gönül Evi için: Nasıl olur da com adresinden seslenebiliriz
okurlara? Nihayet bambaşka bir görüntü ile karşınıza çıkma olanağı
bulduk. Galip Bey’e teşekkürler...
|

|
Şimdi yeni baştan
seslenmeliyim sizlere:
Merhaba,
‘Savaş
nedir’ tartışmaları her cepheden farklı yankılar bulsa da... dünya
bu sorunun haberleriyle bir sağa bir sola bir de aşağı-yukarı çalkalansa
da... birileri savaşın içinde birileri de savaşın dışında kalsa da...
herkes hayatının peşinde sürüklenmeye -üstelik elbette- devam ediyor.
Güneş her
sabah şükür ki doğuyor. Her gece başka topraklara sabah olmak için şükür
ki batıyor. Ay, aydan aydın her gece şükür ki salınıyor. Nehirlerin tamamı
şükür ki kurumadı. Denizlerde hala balıklar şükür ki yüzüyor. Dağlarda
birkaç parça ormanlık alan şükür ki var. Şükür ki oksijen tükenmedi
henüz. Şükür ki basacak bir parça toprağa sahibiz.
Eeeeeee...
E’si şu:
Enderun... Elem... Enöte... Ecinni... Edep... Eşlek... Elalem... Ezgin... Etüv...
Evham... Entipüften... Ebonit... Engizisyon... Etalon... Evren... vesaire
vesaire...
İyi de ne demek
şimdi bütün bunlar? Her şeyin bir anlamı olmalı, bir sebebi hatta, bir
amacı da... Doğru olmalı, var zaten. Ben bilmiyorsam bir başkası bilmiyor
denemez. Ben bulamamışsam o anlamı bir başkası da bulamamıştır diyemem.
İşte bu. Sesinizin yankısını duyabiliyor musunuz herdaim? Adımlarınızın
geride bıraktığı ize dönüp bakmayı akıl ediyor musunuz? Hatalarınızın
sonuçlarına katlanıyor muzunuz gık demeden? Göçmen kuşlarınız her bahar
dönüyor mu bacanızdaki yuvaya? Diş fırçanız ortopedik mi? Peki ya saçınız
ütülü mü? Balkonunuz dalgalı, hatta fırtınalı mı genelde? Ben normal
miyim?
Tabii ki değilim.
Nasıl normal olabilirim. Nasıl normal kalabilen biri olabilir dahası dünya
üzerinde. Delirmeyen varsa bile, adım adım yaklaşmaktadır. Bu yüzden: Çağırmayın
bizi, gelmiyoruz. Gemileri batırdık. Uçakları düşürdük. Bombaları
patlattık. Mermileri savurduk. Kılıçları erittik. Ayaklarımızı kestik.
Hadi herkes kendi savaşına...
|