MÜREKKEP LEKESİ 9

Naz Ferniba

Hayat! Uçurumlarından Birine Düştüm Yine

Gemilerde talim var

bahriyeli yarim var

falan filan

merhaba...

Türkülerden geçtim az önce. Türküleri dinledim bir bir, bir de bildiklerimi söyledim o kulak tırmalayan sesimle. Dinledim kendimi, kendi sesimi. Duruldum sonra

dalgalandım da duruldum

koştum ardından yoruldum

ve gerçekten yorulduğumu farkettim. Yorulmak demek her tür olabiliyor. Sesim yoruldu. Şimdi konuşabilecek mecalim kalmadı mesela. Ses yorgunuyum yani. ‘Madem konuşamıyorum yorgunluktan’ dedim kendi kendime, yazayım öyleyse. Artık eskisi gibi ‘aldım elime kalemi başladım yazmaya’ gibi bir cümle kuramıyorum. Parmaklarımı oynatıyorum bu eylemi gerçekleştirebilmek için. Yazmak fiilinin nasıl da anlam kayması yaşadığını düşünüyorum sonra. Düşünüyorum, da ne gibi bir faydası var bu düşünmenin bana.

sus sus sus kimseler duymasın

sus sus sus falan filan duymasın

böyle şeyler yazdığımı. Niye ki! Çok bi sakıncası mı var duyulmanın. Sular seller gibi yazılıyor her bir şey, sular seller gibi okunuyor her bir şey. Her bir şey konuşuluyor. Her bir şey duyuluyor. Ne var! Ne olmuş!

Çarşamba’yı sel aldı

bir yar sevdim el aldı

aman aman... sel ile yar arasında nedir bu bağlantı. Şimdi sevdiği yari el aldı demek için Çarşamba’yı sel mi almalı diye düşünüyorum. Sel – el... hadi bakalım olan olmuş zaten elden ne gelir.

İmdi... ben ne diyorum! Asıl meseleye gelelim. Nedir bu fasa fiso dalgası?  İnanın ben de bilmiyorum. Neyi biliyorum ki zaten şöyle ele avuca gelir şekilde. Bu aralar bilmek ile bilmemek arasındaki köprüleri kurmaya çalışıyorum içimde. Nedense bildiklerim bilmediklerimi utandırmakla uğraşıyor. Ne çok utandığımı tabii ki takdir edersiniz bu durumda. Her ne ise...

Eyy hayat! Sen ne güzelsin böyle... uçurumlarından birine düştüm yine.

 
Bir Önceki Sayfa... Ana Sayfa Köşe Yazıları Arkadaşına Gönder

Yukarı Çıkmak İçin...