|
Söz Uçtu Gitti
Konuşarak doyurulabilseydi açlar,
yeryüzünde aç insan kalmazdı. Konuşarak değiştirilebilseydi
mevsimler, toprak susuzluktan çatlamazdı.
Konuşarak iş bulunsaydı
insanlara, kimse işsizlikten yollara dökülmezdi.
Konuşarak çözülebilseydi
enflasyon, böyle bir kelime sözlüklerde bile bulunmazdı.
|

|
Konuşarak
aşılabilseydi duvarlar ve çözülebilseydi kördüğümler ve açılabilseydi
çıkmazlar... ne duvar kalırdı sınırlarda, ne çözülmedik kördüğümler,
ne de çıkmazlar koccaman şehirlerde.
Konuşarak
anlatabilseydik derdimizi anlaması gerekenlere, çoktan derdimiz kaçmış
olurdu bizden.
Konuşarak
durdurabilseydik hız sınırını aşanları, ve köşe bucak kaçanları...
kimse ‘yavaş’ uyarısı yapmak zorunda kalmazdı.
Konuşarak
evrensel bir ahlak oluşturabilseydik, hala herkese göre bir ahlak anlayışı
yaşıyor olmazdı.
Konuşarak
inancımızı güçlendirebilseydik, içimizde şüpheler başı boş
gezinmezdi.
Artık
vazgeçmeli konuşmaktan...
Artık
yapmalı birşeyler...
Artık
yaşanmalı, yaşanarak sunulmalı gerçekler...
Konuştum
duvarlarla, insanlarla değil; olan biten sesimin bana dönen tınısıydı.
Konuştum
dağ-taş, börtü böcekle; onlar belki beni duydu, belki duymadı; belki anladı,
belki anlamadı; beni karşılayan sessizlikti.
Konuştum
arz-ı endam eden yıldızlarla, bulutlarla; kayıp gittiler, bir soluk iz kaldı.
Konuştum
çalı-çırpı, çiçekle; biri kurudu yok oldu, biri soldu; hatırımda kalan
bir ince sızıydı.
Artık
vazgeçmeli konuşmaktan...
Artık
yapmalı birşeyler...
Artık
yaşanmalı, yaşanarak sunulmalı gerçekler...
Görünen
köyün klavuzu olmazmış, ya görünmeyen köyün...
Yüklenen
bulut yağarmış, ya yüklenemeyen...
Adı
çıkanın dokuza inmezmiş sekize, ya çıkamayan bir yere...
Sağır
sultanın duyduğunu herkes duyarmış, ya duymadığını...
İnin
cinin top oynadığı yerde hiçkimse olmazmış, ya inin cinin ip atladığı
yerde...
Zavallılara
kol kanat olurlarmış, ya vefasızlara...
Söz
uçtu gitti, ya yazılanlar!
|