|
Taşıyabileceğimiz Kadar Hüzünlü
Yeni
bir bayram daha...
Yeni
bir bayram daha evimize konuk oluyor, nedense hüzünle yine.
Hoşgel
bayram, sevgiyle gel, kucak kucak papatyayla... Umudu yüklen de gel.
Oysa
bayramlar değil midir insanı sevinçle dolduran. Lakin uzaklarda olmaktır
belki bu sevinci hüznün gölgelemesi. Belki... Belki de büyüdük
ondan!
|

|
Uzun,
toprak ara sokaklarda umursamadan koşabilmek yok artık. Çocukluk geride kaldı!
Dağlara
çalı toplamaya gitmek yok. Şimdi başka çocuklar var!
Nehir
boyu ıslanmak da yok. Şapkalı tavuğun nereye yumurtladığını bulmak da...
Minik keçimizi çayır çimen dolaştırmak da.. Nar ağacının başına çıkıp
nar tanelerini saya saya
yemek de... Asmadaki üzümlerin kaç salkım olduğunu saymak da... Çamlığın
arasında delicesine koşmak da... Ninem de yok, gözü yollarda balkonda
oturan! Artık yok! Çocukça bayramlar da... Elbiselerimizi giyip babamızın dönüşünü
beklemek de yok bayram sabahlarında. Artık büyüdük, çocuklara el uzatan
biziz artık öpsünler diye. Biziz bayramları mutlu yapmaya çalışan çocuklar
için.
Her
şey değişmek zorunda. Bu hayatın gereği midir bu! Öyledir sanırım. Değişerek
büyüyordu ya insan, değişerek öğreniyordu ya... Değişerek çoğalıyordu
bir de, değişerek bayramları karşılıyordu işte!
Hoşgel
bayram, hoşgel...
Şimdi
ben de sesleniyorum...
‘Bayramın
kutlu olsun anne, ver elini öpeyim!
Bayramın
kutlu olsun baba, uzat elini öpeyim!
Bayramınız
kutlu olsun tüm sevdiklerim!
Bayramın
kutlu olsun ülkem!
Bayramın
kutlu olsun dünya!’
Bu
bayram da avuç açıp dileyelim...
‘Ey
sevgili!
Evimizi,
ailemizi, eşimizi sağ kıl
Dost,
akraba, sevdaları yoldaş kıl
Göğü
aydınlık, zihnimizi açık kıl
Yüreğimizi
imanli, alnımızı secdeli kıl
Kelamı
dost kıl huzura koşalım
Taşıyabileceğimiz
yükler yükle sırtımıza
Bayramları
da taşıyabileceğimiz kadar hüzünlü kıl!’
Dua
ile...
|