|
Kitabın
İncileri |
Sayfa |
|
|
'Sen' tahtına yazıcı kimi oturtsa da, beşerî bir sevgili ya da
cismanî bir aşk görünen, hiçbir yol O'ndan özgeye çıkmıyor
aslında, 'gönül tahtına O'ndan özge sultan' olmuyor. |
14
|
|
|
Mülk gibi aşk da Allah'tan. |
15
|
|
|
Sevginin yanılgısı yok. Yanlış olan neyi sevdiğini bilmemek ve
yolu yanlış çizmek. Hangi kaynaktan geldiğini suyun, hangi
dağın üstünden döküldüğünü aydınlığın, bilmemek. Bilmemek
yanlış kılar sevgiyi. |
15
|
|
|
Şaşılacak kadar eksik kalmayacak mı yine de, bitti zannedilen
hikaye? |
19
|
|
|
Nerede ki devlet ve muhabbet var, nerede ki hal var makam var,
orada kıskançlık vardır. |
26
|
|
|
Sözcük sınırlı muhayyile ise sınırsızlıktı. |
27
|
|
|
Sözün hazinesinden ya da meta denizinden ne getirdin bana? |
28
|
|
|
Sana, dedi, en uygun armağan bir ayna olabilir yine de. |
28
|
|
|
Nefis ki kötülüğü emreder. |
32
|
|
|
Her kötülük bir mantıkla başlardı nasılsa. |
35 |
|
|
Anladığım şu ki baht onu yürüyenle anlamlı. |
53
|
|
|
Yitiriyor gibi görünsem de biriktiririm biryerlerde. |
54
|
|
|
Ben bana yeterim senin yetmediğin yerde, onarırım kendi
ellerimle kalbimi, kendi ellerimle severim kendi yüreğimi. |
65
|
|
|
Başına bir kez olsun gerçek elmaslardan yontulmuş bir tâc
takmamış olan yapay taşlarla oyalanmanın acısını nereden
bilecek? Göz kapaklarının ardına bir kez olsun ışık düşmemiş
olan karanlıktan nasıl şikayet edecek? |
71
|
|
|
Yükselmek için düşmek, arınmak için kirlenmek, çıkmak için
batmak lâzım. |
82
|
|
|
Yeniden doğmak için ölmeli insan bir kerre, ruh olmak için
teni yakmalı kadın ve suyun serinliğini bilmek için ateşe
düşmeli kadın. |
82
|
|
|
Yanan ten söner, dolan kalp boşalır birgün. Su gelince ateş
biter. |
99
|
|
|
Ateşe düşmeyen yanmayı nereden bilsin? Elini bıçak çizmeyen
kanın rengini nasıl öğrensin? |
99
|
|
|
Rabbim, bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et. |
107
|
|
|
Suçlu, suçunu her zaman bilerek işlemez ve güzellik bazen suça
dönüşür. |
122
|
|
|
Bir düşenin kurtuluşu kolay olmaz. |
122
|
|
|
... aşk zorlu bir sınav, ben bu sınavı en baştan ve gönüllü mü
kaybettim? Hayır işte! Yitirmiş görünsem de kazancımsın sen
benim. Ve şer gibi görünsem de göreceksin, yitirdiğin ne varsa
benim sana açtığım kuyuda, hayrın olacağını sonunda. |
122 |
|
|
Yalnız değilim bileyim, bileyim ki beni bir koruyan bir
gözeten var. Ne kadar büyükse de günahım, ne kadar kirlilik
taşıyorsa da bedenimin günahına izin veren şu karanlık ruhum,
bileyim ruhundan koptuğum bir aydınlık var, kendisine kulluk
için yaratıldığım ve benden kulluk bekleyen bir tanrım var. |
132
|
|
|
... bir boşluğun bilinmezliğinde yitirme beni. |
132
|
|
|
Yağmurla yıka kararmış kalbimi, ışığınla aç kör olmuş
gözlerimi. Senin huzuruna varmadan daha, bedenimin kirini
gözyaşlarımla yıkamadım mı? |
132
|
|
|
Aşkım yeter, tenimin kafesiyle düştüğüm kuyudan aşkımın
tüyleriyle yükseleyim. Aşkım yeter, tenimin beni hapsettiği
zindandan aşkımın kanatlarıyla geçip gideyim. Aşka var olduğum
yerde yine aşkla yok olayım. |
139
|
|
|
Aşkım yeter, muhabbet denizinin kıyıları ne denli sınırsızmış
göreyim. Aşkım yeter, varlığımın anlamı neymiş, çözeyim. Yeter
aşkım, yeter ki aşkımın kalbime düştüğü yere kadar yükseleyim. |
139
|
|
|
Rabbim sen en iyisini bilirsin. Sen en iyisini bilirsin ve
böyle olduysa, böyle olması gerekiyor demektir. |
153
|
|
|
Her şey gibi devlet de gelip geçiciydi. Kalıcı olan neydi,
Firavn merak etti. |
169
|
|
|
Kabahatin, sahipleneni çok olunca, inkarı gibi kabulü de
kolaydı. |
170
|
|
|
Hayat çok şey öğretiyordu ama bir hayli kabadayıydı. |
171
|
|
|
Kabahatin, sahipleneni çok olmasa da kabulü kolaydı. Değil mi
ki kalbin içinde doğruyu gösteren bir yol vardı. Değil mi ki
geriye o yolun gösterdiğinden başka hiçbir şey kalmıyordu.
Değil mi ki kabahatten de öte kabahati bir gören vardı. |
171
|
|
|
Bana öyle bir kalp ver ki senin yakınlığını istemekten başka
hiçbir isteği içinde barındırmasın. Öyle bir ışık bırak ki
kalbime, bir daha onu söndürmek mümkün olmasın. Öylesine
aslolanı göster bana, öyle ki sûrette aklım bile kalmasın. |
182 |
|
|
Ben ki birden fazla ölmeyi bildim, artık böylece
yaşayabilirim. |
182
|
|
|
... hiçbir dua cevapsız kalmazdı. |
182
|
|
|
... duanın cevabının zamanı vardı. |
182
|
|
|
... duanın gerçekleşmesi demek olan mucize, dua edebilmenin ta
kendisi. |
193
|
|
|
Bir tek insanın acı çektiği yerde Ya Rabbi, bütün insanlara
yetecek kadar acı var. Benim çektiğim acının da üstünde acı
var, hepsini gördüm. |
194
|
|
|
Dua ziyan olmaz, dua kaybolmaz. |
195
|
|
|
Kara haber kadar tez yayılır, kara haberin içinde güzel haber. |
195
|
|
|
Güneş bir ucundan doğar bir ucundan batar dünyanın. Işığı bir
yerde saklamak mümkün müdür? Güneş olup da ışığını adaletsiz
dağıtmak uygun düşer hüküm müdür? |
196
|
|
|
Bitmeyecek olan; dünyanın son gününe değin yaşayacak olan iyi
bir hatıradır. Dahası, o hatıra ile insanın öbür dünyası
aydınlanır. Kim ki dar zamanda el uzatır muhtaç olanlara, el
uzatmış demek olur kendi yarınına. Çünkü düşenin dostu her
şeyin üzerindeki Rabbimdir ve Rabbim düşene dost olana da
mutlaka dost olunmasını isteyendir. |
196
|
|
|
... acı olmadan olmuyor. |
198
|
|
|
Acı müdahil, acının olduğu yerde gaflet yok. Lâkin her acıyla
olmuyor. İyilik kötülükle iç içe, üstelik sınav sınav içinde. |
198 |
|
|
Bil ki o yüce kattaki Kitap'ta kayıtlı değilse eğer, bu
dünyada bir tek sözcük bile yazmanın imkanı yoktur. |
199
|
|
|
İnanmak, mucize görünce ne kadar kolaydı. |
206
|