Ana Sayfa

Kitap

 

 

YUSUF İLE ZÜLEYHA - Nazan Bekiroğlu / Timaş Yayınları 


Nazan Bekiroğlu'nun ilk okuduğum kitabı 'Yusuf ile Züleyha' oldu. Yazarın da en sonda söylediği gibi, 'Yazılmış bir hikayenin üzerinden yeniden yazmak arzusuyla geçince yazdım, bu yüzden yazdım.'...

Bilinen bir öykünün başka bir kalemden yansıması belki, ama insanın içine işliyor cümleler, kelimeler ve elbet geceler boyu gözyaşı eşliğinde yapılmış dualar. 'Ben bu öykünün neresindeyim?' sorusunu sordum kendime bu yüzden. 'Ben bu öykünün neresindeyim?' Geçmişinde, geleceğinde, şimdisinde... neresindeyim?

'Dua cevapsız kalmaz' diyor yazar. Belki ben, duanın da bir dili olabileceğini düşünmedim. İstedin mi bir kere değil, bin kere gideceksin kapısına. Ve neyi, neden istediğini bileceksin.

'Dua ziyan olmaz, dua kaybolmaz.'

Naz Ferniba


 2001 - İstanbul


 

 


Kitabın İncileri

Sayfa


'Sen' tahtına yazıcı kimi oturtsa da, beşerî bir sevgili ya da cismanî bir aşk görünen, hiçbir yol O'ndan özgeye çıkmıyor aslında, 'gönül tahtına O'ndan özge sultan' olmuyor. 14

Mülk gibi aşk da Allah'tan. 15

Sevginin yanılgısı yok. Yanlış olan neyi sevdiğini bilmemek ve yolu yanlış çizmek. Hangi kaynaktan geldiğini suyun, hangi dağın üstünden döküldüğünü aydınlığın, bilmemek. Bilmemek yanlış kılar sevgiyi. 15

Şaşılacak kadar eksik kalmayacak mı yine de, bitti zannedilen hikaye? 19

Nerede ki devlet ve muhabbet var, nerede ki hal var makam var, orada kıskançlık vardır. 26

Sözcük sınırlı muhayyile ise sınırsızlıktı. 27

Sözün hazinesinden ya da meta denizinden ne getirdin bana? 28

Sana, dedi, en uygun armağan bir ayna olabilir yine de. 28

Nefis ki kötülüğü emreder. 32

Her kötülük bir mantıkla başlardı nasılsa. 35

Anladığım şu ki baht onu yürüyenle anlamlı. 53

Yitiriyor gibi görünsem de biriktiririm biryerlerde. 54

Ben bana yeterim senin yetmediğin yerde, onarırım kendi ellerimle kalbimi, kendi ellerimle severim kendi yüreğimi. 65

Başına bir kez olsun gerçek elmaslardan yontulmuş bir tâc takmamış olan yapay taşlarla oyalanmanın acısını nereden bilecek? Göz kapaklarının ardına bir kez olsun ışık düşmemiş olan karanlıktan nasıl şikayet edecek? 71

Yükselmek için düşmek, arınmak için kirlenmek, çıkmak için batmak lâzım. 82

Yeniden doğmak için ölmeli insan bir kerre, ruh olmak için teni yakmalı kadın ve suyun serinliğini bilmek için ateşe düşmeli kadın. 82

Yanan ten söner, dolan kalp boşalır birgün. Su gelince ateş biter. 99

Ateşe düşmeyen yanmayı nereden bilsin? Elini bıçak çizmeyen kanın rengini nasıl öğrensin? 99

Rabbim, bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et. 107

Suçlu, suçunu her zaman bilerek işlemez ve güzellik bazen suça dönüşür. 122

Bir düşenin kurtuluşu kolay olmaz. 122

... aşk zorlu bir sınav, ben bu sınavı en baştan ve gönüllü mü kaybettim? Hayır işte! Yitirmiş görünsem de kazancımsın sen benim. Ve şer gibi görünsem de göreceksin, yitirdiğin ne varsa benim sana açtığım kuyuda, hayrın olacağını sonunda. 122

Yalnız değilim bileyim, bileyim ki beni bir koruyan bir gözeten var. Ne kadar büyükse de günahım, ne kadar kirlilik taşıyorsa da bedenimin günahına izin veren şu karanlık ruhum, bileyim ruhundan koptuğum bir aydınlık var, kendisine kulluk için yaratıldığım ve benden kulluk bekleyen bir tanrım var. 132

... bir boşluğun bilinmezliğinde yitirme beni. 132

Yağmurla yıka kararmış kalbimi, ışığınla aç kör olmuş gözlerimi. Senin huzuruna varmadan daha, bedenimin kirini gözyaşlarımla yıkamadım mı? 132

Aşkım yeter, tenimin kafesiyle düştüğüm kuyudan aşkımın tüyleriyle yükseleyim. Aşkım yeter, tenimin beni hapsettiği zindandan aşkımın kanatlarıyla geçip gideyim. Aşka var olduğum yerde yine aşkla yok olayım. 139

Aşkım yeter, muhabbet denizinin kıyıları ne denli sınırsızmış göreyim. Aşkım yeter, varlığımın anlamı neymiş, çözeyim. Yeter aşkım, yeter ki aşkımın kalbime düştüğü yere kadar yükseleyim. 139

Rabbim sen en iyisini bilirsin. Sen en iyisini bilirsin ve böyle olduysa, böyle olması gerekiyor demektir. 153

Her şey gibi devlet de gelip geçiciydi. Kalıcı olan neydi, Firavn merak etti. 169

Kabahatin, sahipleneni çok olunca, inkarı gibi kabulü de kolaydı. 170

Hayat çok şey öğretiyordu ama bir hayli kabadayıydı. 171

Kabahatin, sahipleneni çok olmasa da kabulü kolaydı. Değil mi ki kalbin içinde doğruyu gösteren bir yol vardı. Değil mi ki geriye o yolun gösterdiğinden başka hiçbir şey kalmıyordu. Değil mi ki kabahatten de öte kabahati bir gören vardı. 171

Bana öyle bir kalp ver ki senin yakınlığını istemekten başka hiçbir isteği içinde barındırmasın. Öyle bir ışık bırak ki kalbime, bir daha onu söndürmek mümkün olmasın. Öylesine aslolanı göster bana, öyle ki sûrette aklım bile kalmasın. 182

Ben ki birden fazla ölmeyi bildim, artık böylece yaşayabilirim. 182

... hiçbir dua cevapsız kalmazdı. 182

... duanın cevabının zamanı vardı. 182

... duanın gerçekleşmesi demek olan mucize, dua edebilmenin ta kendisi. 193

Bir tek insanın acı çektiği yerde Ya Rabbi, bütün insanlara yetecek kadar acı var. Benim çektiğim acının da üstünde acı var, hepsini gördüm. 194

Dua ziyan olmaz, dua kaybolmaz. 195

Kara haber kadar tez yayılır, kara haberin içinde güzel haber. 195

Güneş bir ucundan doğar bir ucundan batar dünyanın. Işığı bir yerde saklamak mümkün müdür? Güneş olup da ışığını adaletsiz dağıtmak uygun düşer hüküm müdür? 196

Bitmeyecek olan; dünyanın son gününe değin yaşayacak olan iyi bir hatıradır. Dahası, o hatıra ile insanın öbür dünyası aydınlanır. Kim ki dar zamanda el uzatır muhtaç olanlara, el uzatmış demek olur kendi yarınına. Çünkü düşenin dostu her şeyin üzerindeki Rabbimdir ve Rabbim düşene dost olana da mutlaka dost olunmasını isteyendir. 196

... acı olmadan olmuyor. 198

Acı müdahil, acının olduğu yerde gaflet yok. Lâkin her acıyla olmuyor. İyilik kötülükle iç içe, üstelik sınav sınav içinde. 198

Bil ki o yüce kattaki Kitap'ta kayıtlı değilse eğer, bu dünyada bir tek sözcük bile yazmanın imkanı yoktur. 199

İnanmak, mucize görünce ne kadar kolaydı. 206
Bir Önceki Sayfa...

Yukarı Çıkmak İçin...