Ana Sayfa

Kitap

 

 

NUN  MASALLARI - Nazan Bekiroğlu / Dergâh Yayınları 


Nazan Bekiroğlu'nun belirli zaman aralıklarında Dergâh dergisinde okura sunulmuş öykülerinden oluşuyor Nun Masalları. Kitabın ilk öykülerinden çok etkilendim ve bir solukta okudum onları. Sonra...

Sonrasında bir karmaşa içinde buldum kendimi, bir iç hesaplaşma sanki. Üzerime kara bulutlar çöktü. Yağmur bıraksınlar diye bekledim. Kara bulutlar daha da karardı. İçimden akan nehirler çekildi. Tüm hareketler durdu. Sonra...

Başladı yağmur, biraz ferahladım. 'Bu cümleler' dedim, 'içimde yanacak. Ben onların külüyle defterler dolduracağım.'

Ve bitti öyküler.

Ve bitti Nigar hanım.

Ve bitti Nun Masalları.

Ben derin bir 'oh' çektim. Ktap bitince yük üzerimden kalktı.

Naz FERNİBA


2002 -  İstanbul


 

 


Kitabın İncileri

Sayfa


Kaç zamandır yazmak istiyordu. Şimdiye kadar hiçkimsenin söylemediği şeyleri, hiçkimsenin söylemediği bir biçimde söylemek, yazmak istiyordu. 9

Kendi kendisine, ne garip, demişti, demek bütün bir varlığı ve bu arada kendimi onun ışığında görebilmem lazımmış. 9

Tamam, dedi kendi kendisine, onu gördüm. Onun ışığında bütün dünyam aydınlandı. Şimdi artık yazabilirim. 10

Bu gece, dedi, nihayet yazacağım. Hiçkimsenin bilmediği şeyleri anlatacağım. 10

O zaman, içimden geçenleri yazabilince, başarabilince ruhuma kanat takmayı, var olacağım. Paylaştıkça çoğalacak, bölüştükçe varlığımın anlamını idrak edeceğim. 10

Evvelâ, gelirken kapı önünde gördüğü filbahri çiçeğini anlattı. Sonra, her sene baharın ilk gülünü nasıl beklediğini, nasıl o gülü ilk görünce çok büyük birşeyler olmasını umduğunu. Sonra, sonra hanımelleriyle gönlünün nasıl kanatlandığını. 11

Varlıklarında bunca yok iken, yokluklarında bunca var olan tanıdıklarını hatırladı teker teker. Ve böyle bir yığın acıyı bulup çıkardı ömründen. 11

Gerçeği gördüm dedi, gerçeği tanıyorum artık. 17

Benim gerçeğim sensin, diye fısıldadı, benim gerçeğim sensin ve padişahım. Beni bir tek sen anlarsın. Sen beni tam anlarsın. Hiç boşluk kalmadan. Aşinamsın Hünkârım. 17

Beni anla, bana vakıf ol, beni oku. Sesim sana ulaşsın, sende çoğalayım, sende yankılanayım, sana bölüneyim. Daha ne isterim, ne olsun daha. 17

... misaade buyur âşinan olayım, vâkıfın olayım sultanım. Aç gönlünün örtülerini, göster bahçelerini bana hünkârım. Seni bir tek ben görebilirim, bu kabiliyet bende var padişahım. 18

Bu kadar aynı şeyleri paylaşabileceğimize inanıyor musun? 18

... göster kendini bana hünkârım. Onu taşıyabilecek kabiliyet bende var. Göster, okut defterlerini bana. 19

Ona bulutlarını anlatacaktı. Her akşam üzeri Boğaz sularına gölgelerini dökerek geen pembe bulutları. 19

Yalnızlığı gösterecekti hattata. Kalabalık arasındaki yalnızı. Ölümü sevebilmenin eğitimini. Iztırabı gösterecekti. Gözyaşı ve kanı. Ter ve aşkı sonra. Aşkı ve güzelliği. Kalıcı olamayan geçici ve anlık aşkı. Hattattan bir tek şey isteyecekti. Kalıcı olanı. 21

İçinde bir noktada çok güzel bir şeyin var olduğundan emin olduğunu düşünerek sürekli yazıyor ve kendi kendisine içindeki o çok güzel şeyi bulup çıkarması gerektiğini tekrarlıyordu. Mavi renkli bir güzellik tahayyül ediyordu içinde. Yazdıkça içinde o noktaya yaklaşıyordu. 26

Ben ağlamalıyım ve diyordu, biri bana ne kadar güzel ağlıyorsun, göz yaşların ne kadar güzel demeli. Sonra o birisinin, kendisi ağladığı zaman ona, ne güzel ağlıyorsun ve göz yaşların ne kadar güzel hattat, diyebilecek birisinin kendi zamanında hiç var olamayacağı düşüncesi, korkunç, bütün şimdiye kadar çektiği acıların hepsinden çok daha korkunç bir biçimde kalbini deldi. 31

Neden bir evvelkinin son cümlesi bir sonrasının ilk cümlesi olmasın? 33

İçimdeki denizden kaç dalga geçtiğini kim saydı? Bütün kalelerimin neden her defasında böyle savunmasız düştüğünün sebebini kim merak etti? Her çıkışımda kalelerimden, biraz daha nasıl olup da bu kadar küçülebildiğimin nedenini kim anladı? Mutlak olanda var olmak için yaptığım her şey, yazdığım her yazı, var olmak ve toplanmak için attığım her imza biraz daha dağılmama ve küçülmeme yol açtı. 33

Darmadağınık odamın bütün kapılarından, bütün pencerelerinden, bütün aralıklarından; gri, soğuk ve sinsi bir duman içeri yayılıyor. Yapış yapış. Hattat kaç kez hayatı, kaç kez aşkı ve kaç kez ölümü aramak için sefere çıktım. Kaçında geri döndüm. Ben senin ruhunun bütün çağrışımlarına ve tezahürlerine vakıfken, dahası hakkın varken benim üzerimde, bir mukadder meçhulde kesişecekken yollarımız, ne kadar yalnız olduğumu ve ne kadar acı çektiğimi bilmedin bile. Hattat çok yalnızım ve çok acı çekiyorum. Ama neden bu kadar acı çekiyorum. 33

Seni o ülkenin, bir parçası zannediyordum. İçimde o kadar güzeldin. Birlikte ne yolculuklara çıkıyorduk. Oysa bir düşünsene, bir düşünsene sen ve ben hiçbir şeyiz. 35

İçimizde hep hüzün filizlendi ve içimizde hep ağlamamaya ilişkin birşeyler vardı. Hep yanlış kalelerin burçlarına bayrak çekmeyi düşledik. Tükenmemek için gerekli olan tılsımı bir türlü bulamadık. Çıktığımız yolculuklar hep yanlıştı ve bunu neden sonra farkettik. 38

Yolculuk sonu

Yer o yer ama ne ben aynı ben'im ne sen aynı sen'sin.

Üstelik sen ve ben, ben ve sen de değiliz.

40

Hattat biliyorsun değil mi gçz yaşından daha fazla hiçbir şey temizleyici ve arıtıcı değildir. 41

Hattat görüyorsun artık gerçekle düşün arasında bir yerde, denizle gökyüzü arasında bir yerde, ölmekle var olmanın arasında bir yerde, hâlâ sayıklıyorum. Hattat bil beni. Kan ve ter ve göz yaşı içinde; alevler, hummalar ve sancılar arasındayım. Ne aşkı, ne ölümü ve ne hayatı tanıyorum. 41

Zamanı çoktan yitirdim. 41

Hattat sonsuzluğun belki sadece aramak olduğunun, sadece arandığı zaman var olduğunun farkındayım. Bıkmadan ve usanmadan bütün kapıları çalmakla birgün çok güzel bir şeye dönüşebileceğimizi biliyorum. 42

Saatlerce süren yürüyüşler esnasında bir tek insanın bedenine hapsolmuş olmaktan dolayı müthiş bir acı çektiğini fark ediyor, çok yere ve çok zamana dağılabilmiş olsaydım, diyordu, bu aşk beni böyle boğmayacaktı. 57

Bildiği tek şey, kendisini anlayacağını ve koruyacağını şimdiden bildiği, bir başka zamanın ve mekânın tanıdık ve bildik gönlüne yazarken ancak biraz ferahladığı ve boğulma duygusundan kurtulduğu idi. 58

... günlerce aşkının yapısını çözmeye uğraştı. İçini yakan ve yüreğini sızlatan bütün o ayrıntıların ne olduğunu anlamak istedi. Neden onu görmek ve onun tarafından görülmek istediğinin o çok karanlıklardaki nedenini aydınlatmak. Kendi içinde ilerlemeye çalıştı günlerce, kendi içinde ilerlemesi gereken yolun bu olup olmadığını hesaba katarak. 60

Önce güzelliğinin onun tarafından görülmesini ve onaylanmasını arzu ettiğini fark etti. Şaşırdı, çok basit buldu. Sonra, güzelliğim, dedi böyle sonlu olmasayd, onda gerçekleşmeyecek, dahası onda sonsuzluk duygusuna böyle kuvvetle kapılmayacaktım. 60

Aşkının yapısını çözmeye gücü olmadığını fark etmesi acısını artırıyordu. Salt aşkının ışığında en basit ayrıntıların harikulâdeye dönüştüğünü far ediyor ve hayretler içinde kalıyordu. 60

Aşkın tenakuzlarını çözebilirsem diye düşünüyordu, beni bir yandan var eden, bir yandan da yok eden tehlikeli oluşumlarımı. Var olamk için yok olmaya neden rıza göstermem gerektiğini. Ya da daha güç olanı, yok olmamak için var olmamaya razı olmam gerektiğini. Hiç olmazsa bunları çözebilsem, hiç olmazsa. Çözemedi. 61

Yüreğini asıl sızlatanın ne olduğunu fark etti. Onu ve onunla birlikte, diye düşündü. Bütün bu acılarım yaşayamadıklarımdan ve yaşatamadıklarımdan ileri geliyor. 61

Kendisine acıyordu ve bundan garip bir biçimde zevk alıyordu. 61

Yaşayabilsem, diyordu, ya da anlatabilsem, bir dinleyen olsa beni, bir bölüşen, bu kadar acı çekmezdim kuşkusuz. 61

En uygun yolun başkalarının yazdıklarından değil de kendi sezgilerinden geçtiğini fark ederek, medreselerdeki hocaların rahlelerini neden yumrukladıklarını daha iyi anladı. 62

O gibi yazmazsam eğer, dedi, ben gibi yazarsam içimdeki şiir mutlaka bitecektir. 63

Temmeyi keşke içime koyabilsem, diye düşündü. 63

Diğeri, biliyor musun, dedi, benim ruhumu anlatmışsın. Bir diğeri, sanki benim duyup da yazamadıklarımı söylemişsin, dedi. Bunu nasıl başardın, sanki, sanki bütün bunları yazan benmişim gibi. 68

Kendini o kadar hırpalamış olduğu aylar boyunca acının bile dinginlik içinde çekileninin daha katlanılır olduğunu unutmuş olduğunu anladı. 69

Düşüncelerime söz geçirmem mümkün olmuştu ama, dedi, düşlerime söz geçirmem, o mümkün olmuyor. 72

Oysa bütün o İstanbullular asıl öykülerin bittikleri yerde başladığını hiç bilmiyordular. 75

Anlatmasam aşkım beni yok ediyor. Anlatsam, ben aşkımı. 76

Bçr öykü kahramanı olduğunu biliyordu, ama hangi öykünün kahramanı olduğunu bilmiyordu. Bilse, kuşkusuz bu kadar çok acı çekmeyecekti. 77

Bu gün dünlerim için ağlıyorum, dedi, yarın da bu günlerim için zahir. 79

Hani, diye geçirdi içinden; her öykü içinde yağan yağmurlar nerede? 79

Hiçbir şeyi tekrarlamaya asla gücüm yok, diye geçirdi içinden. Ne çileye talip olabilirim, ne çile kırmaya. 81

Gözlerimi açarsam, diye düşündü, onu kaybedebilirim. Ama göze almayı öğrenmem gerek. 81

Vaad ettiği ülkeyi vermeyenlerden olma ki vaad edilen ülkesi verilmeyenlerden olmayasın. 82

... son koyulmazsa öyküler eksik kalıyordu. 83

... bütün mutluluklar birbirinin aynı. Ama mutsuzluklar birbirine uymuyor ve acılar birbirine benzemiyor. 83

Nihayetinde her şarkı kendi sonuna kadar vardı. 83

... temize çekerken benim öykümü, aldanmayasın. 84

... onlar görünmezde olana değil, görünürde olana kıymet verecekler. 84

Benim içimdeki öyküyle dışımdaki öykü birbiriyle hiç uyuşmayacak. 84

... iptal edilmiş kırmızı kalem serüvenleri ömrümüzün maceraları. Gerçekte var olduğumuz yer, ama bizi hiç aramayacakları yer. Ben, içimin serüvenlerini hiç gösteremedim. Bütün ömrümyazılıp da üzerinden kırmızı kalemle geçiverilmiş iptal serüvenlerinden ibaret kalacak. 84

Hiçbir azabın anlaşılamamak dahası yanlış anlaşılmak kadar büyük olamayacağını fark etti. Çünkü yanlış anlaşılmak beraberinde yanlış anlamayı da getiriyordu. 84

Yâ Rabbim, ölüme en az yakışan şey çocuk. Sen ölümü şu en az yakıştığı suretten uzak tut. 86

Bir Önceki Sayfa...

Yukarı Çıkmak İçin...