|
Kitabın
İncileri |
Sayfa |
|
|
Kaç zamandır yazmak istiyordu. Şimdiye kadar hiçkimsenin
söylemediği şeyleri, hiçkimsenin söylemediği bir biçimde
söylemek, yazmak istiyordu. |
9
|
|
|
Kendi kendisine, ne garip, demişti, demek bütün bir varlığı ve
bu arada kendimi onun ışığında görebilmem lazımmış. |
9
|
|
|
Tamam, dedi kendi kendisine, onu gördüm. Onun ışığında bütün
dünyam aydınlandı. Şimdi artık yazabilirim. |
10
|
|
|
Bu gece, dedi, nihayet yazacağım. Hiçkimsenin bilmediği
şeyleri anlatacağım. |
10
|
|
|
O zaman, içimden geçenleri yazabilince, başarabilince ruhuma
kanat takmayı, var olacağım. Paylaştıkça çoğalacak, bölüştükçe
varlığımın anlamını idrak edeceğim. |
10
|
|
|
Evvelâ, gelirken kapı önünde gördüğü filbahri çiçeğini
anlattı. Sonra, her sene baharın ilk gülünü nasıl beklediğini,
nasıl o gülü ilk görünce çok büyük birşeyler olmasını
umduğunu. Sonra, sonra hanımelleriyle gönlünün nasıl
kanatlandığını. |
11
|
|
|
Varlıklarında bunca yok iken, yokluklarında bunca var olan
tanıdıklarını hatırladı teker teker. Ve böyle bir yığın acıyı
bulup çıkardı ömründen. |
11
|
|
|
Gerçeği gördüm dedi, gerçeği tanıyorum artık. |
17
|
|
|
Benim gerçeğim sensin, diye fısıldadı, benim gerçeğim sensin
ve padişahım. Beni bir tek sen anlarsın. Sen beni tam
anlarsın. Hiç boşluk kalmadan. Aşinamsın Hünkârım. |
17
|
|
|
Beni anla, bana vakıf ol, beni oku. Sesim sana ulaşsın, sende
çoğalayım, sende yankılanayım, sana bölüneyim. Daha ne
isterim, ne olsun daha. |
17
|
|
|
... misaade buyur âşinan olayım, vâkıfın olayım sultanım. Aç
gönlünün örtülerini, göster bahçelerini bana hünkârım. Seni
bir tek ben görebilirim, bu kabiliyet bende var padişahım. |
18
|
|
|
Bu kadar aynı şeyleri paylaşabileceğimize inanıyor musun? |
18
|
|
|
... göster kendini bana hünkârım. Onu taşıyabilecek kabiliyet
bende var. Göster, okut defterlerini bana. |
19
|
|
|
Ona bulutlarını anlatacaktı. Her akşam üzeri Boğaz sularına
gölgelerini dökerek geen pembe bulutları. |
19
|
|
|
Yalnızlığı gösterecekti hattata. Kalabalık arasındaki yalnızı.
Ölümü sevebilmenin eğitimini. Iztırabı gösterecekti. Gözyaşı
ve kanı. Ter ve aşkı sonra. Aşkı ve güzelliği. Kalıcı olamayan
geçici ve anlık aşkı. Hattattan bir tek şey isteyecekti.
Kalıcı olanı. |
21
|
|
|
İçinde bir noktada çok güzel bir şeyin var olduğundan emin
olduğunu düşünerek sürekli yazıyor ve kendi kendisine içindeki
o çok güzel şeyi bulup çıkarması gerektiğini tekrarlıyordu.
Mavi renkli bir güzellik tahayyül ediyordu içinde. Yazdıkça
içinde o noktaya yaklaşıyordu. |
26
|
|
|
Ben ağlamalıyım ve diyordu, biri bana ne kadar güzel
ağlıyorsun, göz yaşların ne kadar güzel demeli. Sonra o
birisinin, kendisi ağladığı zaman ona, ne güzel ağlıyorsun ve
göz yaşların ne kadar güzel hattat, diyebilecek birisinin
kendi zamanında hiç var olamayacağı düşüncesi, korkunç, bütün
şimdiye kadar çektiği acıların hepsinden çok daha korkunç bir
biçimde kalbini deldi. |
31
|
|
|
Neden bir evvelkinin son cümlesi bir sonrasının ilk cümlesi
olmasın? |
33
|
|
|
İçimdeki denizden kaç dalga geçtiğini kim saydı? Bütün
kalelerimin neden her defasında böyle savunmasız düştüğünün
sebebini kim merak etti? Her çıkışımda kalelerimden, biraz
daha nasıl olup da bu kadar küçülebildiğimin nedenini kim
anladı? Mutlak olanda var olmak için yaptığım her şey,
yazdığım her yazı, var olmak ve toplanmak için attığım her
imza biraz daha dağılmama ve küçülmeme yol açtı. |
33
|
|
|
Darmadağınık odamın bütün kapılarından, bütün pencerelerinden,
bütün aralıklarından; gri, soğuk ve sinsi bir duman içeri
yayılıyor. Yapış yapış. Hattat kaç kez hayatı, kaç kez aşkı ve
kaç kez ölümü aramak için sefere çıktım. Kaçında geri döndüm.
Ben senin ruhunun bütün çağrışımlarına ve tezahürlerine
vakıfken, dahası hakkın varken benim üzerimde, bir mukadder
meçhulde kesişecekken yollarımız, ne kadar yalnız olduğumu ve
ne kadar acı çektiğimi bilmedin bile. Hattat çok yalnızım ve
çok acı çekiyorum. Ama neden bu kadar acı çekiyorum. |
33
|
|
|
Seni o ülkenin, bir parçası zannediyordum. İçimde o kadar
güzeldin. Birlikte ne yolculuklara çıkıyorduk. Oysa bir
düşünsene, bir düşünsene sen ve ben hiçbir şeyiz. |
35
|
|
|
İçimizde hep hüzün filizlendi ve içimizde hep ağlamamaya
ilişkin birşeyler vardı. Hep yanlış kalelerin burçlarına
bayrak çekmeyi düşledik. Tükenmemek için gerekli olan tılsımı
bir türlü bulamadık. Çıktığımız yolculuklar hep yanlıştı ve
bunu neden sonra farkettik. |
38
|
|
|
Yolculuk sonu Yer o yer ama ne ben aynı ben'im ne sen aynı
sen'sin.
Üstelik sen ve ben, ben ve sen de değiliz. |
40
|
|
|
Hattat biliyorsun değil mi gçz yaşından daha fazla hiçbir şey
temizleyici ve arıtıcı değildir. |
41
|
|
|
Hattat görüyorsun artık gerçekle düşün arasında bir yerde,
denizle gökyüzü arasında bir yerde, ölmekle var olmanın
arasında bir yerde, hâlâ sayıklıyorum. Hattat bil beni. Kan ve
ter ve göz yaşı içinde; alevler, hummalar ve sancılar
arasındayım. Ne aşkı, ne ölümü ve ne hayatı tanıyorum. |
41
|
|
|
Zamanı çoktan yitirdim. |
41
|
|
|
Hattat sonsuzluğun belki sadece aramak olduğunun, sadece
arandığı zaman var olduğunun farkındayım. Bıkmadan ve
usanmadan bütün kapıları çalmakla birgün çok güzel bir şeye
dönüşebileceğimizi biliyorum. |
42
|
|
|
Saatlerce süren yürüyüşler esnasında bir tek insanın bedenine
hapsolmuş olmaktan dolayı müthiş bir acı çektiğini fark
ediyor, çok yere ve çok zamana dağılabilmiş olsaydım, diyordu,
bu aşk beni böyle boğmayacaktı. |
57 |
|
|
Bildiği tek şey, kendisini anlayacağını ve koruyacağını
şimdiden bildiği, bir başka zamanın ve mekânın tanıdık ve
bildik gönlüne yazarken ancak biraz ferahladığı ve boğulma
duygusundan kurtulduğu idi. |
58
|
|
|
... günlerce aşkının yapısını çözmeye uğraştı. İçini yakan ve
yüreğini sızlatan bütün o ayrıntıların ne olduğunu anlamak
istedi. Neden onu görmek ve onun tarafından görülmek
istediğinin o çok karanlıklardaki nedenini aydınlatmak. Kendi
içinde ilerlemeye çalıştı günlerce, kendi içinde ilerlemesi
gereken yolun bu olup olmadığını hesaba katarak. |
60
|
|
|
Önce güzelliğinin onun tarafından görülmesini ve onaylanmasını
arzu ettiğini fark etti. Şaşırdı, çok basit buldu. Sonra,
güzelliğim, dedi böyle sonlu olmasayd, onda gerçekleşmeyecek,
dahası onda sonsuzluk duygusuna böyle kuvvetle
kapılmayacaktım. |
60
|
|
|
Aşkının yapısını çözmeye gücü olmadığını fark etmesi acısını
artırıyordu. Salt aşkının ışığında en basit ayrıntıların
harikulâdeye dönüştüğünü far ediyor ve hayretler içinde
kalıyordu. |
60
|
|
|
Aşkın tenakuzlarını çözebilirsem diye düşünüyordu, beni bir
yandan var eden, bir yandan da yok eden tehlikeli
oluşumlarımı. Var olamk için yok olmaya neden rıza göstermem
gerektiğini. Ya da daha güç olanı, yok olmamak için var
olmamaya razı olmam gerektiğini. Hiç olmazsa bunları
çözebilsem, hiç olmazsa. Çözemedi. |
61
|
|
|
Yüreğini asıl sızlatanın ne olduğunu fark etti. Onu ve onunla
birlikte, diye düşündü. Bütün bu acılarım yaşayamadıklarımdan
ve yaşatamadıklarımdan ileri geliyor. |
61 |
|
|
Kendisine acıyordu ve bundan garip bir biçimde zevk alıyordu. |
61
|
|
|
Yaşayabilsem, diyordu, ya da anlatabilsem, bir dinleyen olsa
beni, bir bölüşen, bu kadar acı çekmezdim kuşkusuz. |
61
|
|
|
En uygun yolun başkalarının yazdıklarından değil de kendi
sezgilerinden geçtiğini fark ederek, medreselerdeki hocaların
rahlelerini neden yumrukladıklarını daha iyi anladı. |
62
|
|
|
O gibi yazmazsam eğer, dedi, ben gibi yazarsam içimdeki şiir
mutlaka bitecektir. |
63
|
|
|
Temmeyi keşke içime koyabilsem, diye düşündü. |
63
|
|
|
Diğeri, biliyor musun, dedi, benim ruhumu anlatmışsın. Bir
diğeri, sanki benim duyup da yazamadıklarımı söylemişsin,
dedi. Bunu nasıl başardın, sanki, sanki bütün bunları yazan
benmişim gibi. |
68
|
|
|
Kendini o kadar hırpalamış olduğu aylar boyunca acının bile
dinginlik içinde çekileninin daha katlanılır olduğunu unutmuş
olduğunu anladı. |
69
|
|
|
Düşüncelerime söz geçirmem mümkün olmuştu ama, dedi, düşlerime
söz geçirmem, o mümkün olmuyor. |
72
|
|
|
Oysa bütün o İstanbullular asıl öykülerin bittikleri yerde
başladığını hiç bilmiyordular. |
75
|
|
|
Anlatmasam aşkım beni yok ediyor. Anlatsam, ben aşkımı. |
76
|
|
|
Bçr öykü kahramanı olduğunu biliyordu, ama hangi öykünün
kahramanı olduğunu bilmiyordu. Bilse, kuşkusuz bu kadar çok
acı çekmeyecekti. |
77
|
|
|
Bu gün dünlerim için ağlıyorum, dedi, yarın da bu günlerim
için zahir. |
79
|
|
|
Hani, diye geçirdi içinden; her öykü içinde yağan yağmurlar
nerede? |
79
|
|
|
Hiçbir şeyi tekrarlamaya asla gücüm yok, diye geçirdi içinden.
Ne çileye talip olabilirim, ne çile kırmaya. |
81
|
|
|
Gözlerimi açarsam, diye düşündü, onu kaybedebilirim. Ama göze
almayı öğrenmem gerek. |
81
|
|
|
Vaad ettiği ülkeyi vermeyenlerden olma ki vaad edilen ülkesi
verilmeyenlerden olmayasın. |
82
|
|
|
... son koyulmazsa öyküler eksik kalıyordu. |
83
|
|
|
... bütün mutluluklar birbirinin aynı. Ama mutsuzluklar
birbirine uymuyor ve acılar birbirine benzemiyor. |
83
|
|
|
Nihayetinde her şarkı kendi sonuna kadar vardı. |
83
|
|
|
... temize çekerken benim öykümü, aldanmayasın. |
84
|
|
|
... onlar görünmezde olana değil, görünürde olana kıymet
verecekler. |
84 |
|
|
Benim içimdeki öyküyle dışımdaki öykü birbiriyle hiç
uyuşmayacak. |
84
|
|
|
... iptal edilmiş kırmızı kalem serüvenleri ömrümüzün
maceraları. Gerçekte var olduğumuz yer, ama bizi hiç
aramayacakları yer. Ben, içimin serüvenlerini hiç
gösteremedim. Bütün ömrümyazılıp da üzerinden kırmızı kalemle
geçiverilmiş iptal serüvenlerinden ibaret kalacak. |
84
|
|
|
Hiçbir azabın anlaşılamamak dahası yanlış anlaşılmak kadar
büyük olamayacağını fark etti. Çünkü yanlış anlaşılmak
beraberinde yanlış anlamayı da getiriyordu. |
84 |
|
|
Yâ Rabbim, ölüme en az yakışan şey çocuk. Sen ölümü şu en az
yakıştığı suretten uzak tut. |
86
|
|
|
|