|
Orhan Pamuk'un kitaplarını zevkle okuduğumu söylemeliyim.
Kar, birkaç güne sığdırılmış büyük olayların anlatıcısı. Her
ne kadar kitabın sonunda okurun yazılanlara inanmaması gibi
ince bir vurgu olsa da ben inanmayı tercih edenlerdenim.
Okurken Kadife'nin Sunay'ı vurduktan sonra intihar
edeceğini düşündüm. Yazar benim de buna inanmamı istedi bence.
Fakat nasıl olduysa birden yazar kahramanına bu görevi
yüklemedi. İntiharın büyük günah olduğunu savunan birisine
intihar etmesini söyleyemezdi sanırım.
|

|
|
Her zaman düşünmüşümdür, 'şairler nasıl şiir yazar' diye.
Ben Kar'da, bu sorunun cevabını da buldum. Sanırım şairlik
doğuştan gelen bir yetenek. Şiirler gidecekleri kişileri
kendileri seçiyorlar sanki. Bu, gerçekte böyle olmasa da, bu
kitapta böyle. Ka, yıllarca şiir yazamamanın sancısını
çektikten sonra Kars'a gelmesiyle şiirlerin kendisine
ulaştığını düşündü. Kar tanesinde birleşti bütün şiirler.
Mantık, Hafıza, Hayal, Merkez...
Kar'da, yazılan şiirlerden bahsediliyor, ama şiirlerden hiç
alıntı yapılmamış. İnsan ister istemez merak ediyor bu
şiirleri. Dinletiye katılanların söylediğine göre, anlaşılması
zor, dramatik şiirler bunlar. Okumak isterdim. Ama yazarımız
okurlarından şiirleri gizlemeyi tercih etmiş anlaşılan. Çünkü
zaten şiirlerin kayıtlı olduğu tek defter, hani var ya şu
yeşil defter, hiçbir zaman bulunamadı. Kaybolmuş şiirlerin
metne alınması da konuyla çelişki oluşturmak olurdu ancak. Ama
arkadaşı Ka'nın yaşadıklarını kaleme alan yazar, kitabın
sonunda çıktı ortaya nedense. Hep onun öyküsünü okuyorum
sandım. Benim böyle sandığımı da kendisi de anlamış olmalı ki
bana baştan beri böyle davrandığını son bölümlere doğru itiraf
etti.
Demek istediğim, canlıydı Kar'da yaşananlar. Okurken ben de
o sahnelerde yerimi almışım gibi geldi bana. Yani bir okuyucu
değil de, ben de romanın karakterlerinden biri oluverdim.
Demek ki, yaşadığım herhangi bir olay bir roman konusu olmaya
müsait.
'Doğru olanı yapmak
her zaman insanı mutlu etmiyor.'
Naz Ferniba
|