|
Kitabın
İncileri |
Sayfa |
|
|
Sanatın, edebiyatın işlevi, tüm
sömürülere karşı durmak. Savaşım için yoğun direnç
gerekiyor... |
9
|
|
|
Hep acı cümle
mi yazmak. |
9
|
|
|
Ben göremiyorum şu halde aramızda akan
ırmağı! |
10
|
|
|
Yazmak, uzun yürüyüşe başlamaktır. |
10
|
|
|
İlkin değilse de, sonra sonra,
anlıyorsunuz bir koşuda olduğunuzu; yarıştığınızı. |
10
|
|
|
İnsanlığın yükünü, çokluk yazarlar
taşıyabilmişlerdir. |
10
|
|
|
... bir bakıma: yalnızlığımı yenme
denemeleri. |
11
|
|
|
... hüznü örten yalancı bir mutluluktu
bu. |
11
|
|
|
Bulutlar ayaklarımın çok çok altındaydı
o yıllarda! |
11
|
|
|
Belki, kimi günler, yeğniydim kuşlardan
da! |
11
|
|
|
Sonra hepsini uçurdum o kelebeklerin: o
ünlü kelebek accısı da bir karanlığa düştü, yitti! |
11
|
|
|
Kalın bir çarkın altından geçiyor insan. |
12
|
|
|
... biz, yitire yitire kazandık
kendimizi.
|
12
|
|
|
Kuşkusuz, yazamamanın acısını
duyuyordum: okumak, sürekli okumak azaltmıyordu bu acıyı,
yoğunlaştırıyordu gitgide: ya hiç yazamazsam diye, uykum
kaçardı. |
12
|
|
|
Düşünmek, bir ipi daha atlamak için
gelmiştim üniversiteye: bu ipi atladıktan sonra da, yeni bir
ip tutulmayacak mıydı önüme? |
13
|
|
|
... tramvaylar da türkü yaka yaka geçip
giderdi! |
13
|
|
|
Düşünmek değildi istenen; yinelemekti
anlatılanı, söyleneni. |
13
|
|
|
Kazan gittikçe oyuluyor, bir kuyuya mı
dönüşüyordu? Esenlikle çıkabilecek miydim bu kuyudan? |
13
|
|
|
Üniversite yıllarım, kendi kendimle
düştüğüm yıllardır. |
13
|
|
|
... sanat da edebiyat da, daha çok
'yazarak' algılanabilen bir gizdir. Yalnızca okumak, bu gizin
çevresinde dolaşmadır, sürekli koku almaya çalışmadır; kesin
algılama değil. |
14
|
|
|
... tam donmamak için mektuplar yazdım.
Her yere serptiğim tohumlar: mektuplarım. |
14
|
|
|
Ne güzeldir sabahları erken kalkmak!
Daha gün doğmadan kalkmak. |
17
|
|
|
Erkenden kalktım mı, önünde yürüyorum
gün'ün. Zaman, beni ezeceği yerde, ben egmen oluyorum ona.
|
17
|
|
|
Gerçekten, sürekli bir yokuş mu
çıkıyoruz ne? |
18
|
|
|
... katiliyim çok saatlerimin... |
18
|
|
|
İnsan için tek korunak, kendi emeği
olabilecektir: büyük sorgu gününde. |
20
|
|
|
... küçük cümleler, birbirlerine ulana
ulana uzun bir cümle olur. |
24
|
|
|
Yatağımın yanından kağıtla kalemi hiç
eksik etmem. |
25
|
|
|
Çağrısız konuklar gibi gelen sözcükler
vardır. |
25
|
|
|
Bu denli çok sevmekte acele etmediniz
mi? |
27
|
|
|
İnsanlarımız düşünsel bağlılığa
alışmamış ki. |
27
|
|
|
Tükene tükene mi çoğalacaksınız? Çok
dayanıksız insanoğlu! |
27
|
|
|
Ya, nerelerden geldiniz? Bir karanlıktan
öteki karanlığa geçerek mi? |
27
|
|
|
Karamsarlıkla kuşatılmışlardır bu kentte
oturanlar. |
28
|
|
|
Odada yürümek yolda yürümeye benzemiyor
kuşkusuz. |
28
|
|
|
Hem düş görüyorsunuz, hem de, düşünüz
çok somut duruyor karşınızda. |
29
|
|
|
Odam zaten yalnızlıktır. Ne ki,
şimdi, daha başka bir yalnızlık çöktü üstüme... |
34
|
|
|
... kefen olmuş, seriliyor yerlere
bulutlar. |
35
|
|
|
Dile gelmeyen, sözle anlatılmayan bir
umarsızlık karşısında -yalnızlık, yoksulluk, bahtsızlık, her
şeyin sonu bitimi işte o anda Tanrı düşüncesi doğar birdenbire
kafamızda. Van Gogh |
35
|
|
|
Ölü; bakanları nasıl da üşütüyor! |
36
|
|
|
Bu insanlar, birgün, yeniden
gülebilecekler mi? |
36
|
|
|
Böyle böyle tükeniyor gün: güreşimiz:
her gün böyle: gireceğimiz mezardan bir çay kaşığı toprak daha
kazdık. |
40
|
|
|
İnsan, bir yerde korkuyu yense bile,
ürperti, kolay kolay gitmiyor... |
41
|
|
|
Korkusuzca bir adım attığımı
anımsamıyorum. |
45
|
|
|
Kahvelerde okunan kitapların tadı
başkadır. |
48
|
|
|
... bir yazarın, nerede olursa olsun,
oturduğu her yer masanın duruşu birden değişiverir. |
48
|
|
|
Savaş, genellikle evde kazanılır. |
49
|
|
|
... hep insanı arıyorum Bayım. |
51
|
|
|
İlk cümlesini zor yazdığım yazılarımı
daha çok severim: edebiyatın özsuyu gerilimdir çünkü. |
52
|
|
|
... kurulmuş çok tuzaklar vardır
önümüzde. |
53
|
|
|
Geçmişi mi düşüneyim, geleceği mi? |
53
|
|
|
Yanımda olmasalar bile, arkadaşlarımla
birlikte yürüyorum. |
54
|
|
|
Kedilerin miyavlamaları bizi hiç mi hiç
ırgalamıyor Bayım! |
54
|
|
|
Gece, insan yolda giderken, Tanrı'yı
usuna getirmeden edemez sanıyorum. İnsan, gece, yorulmadan
yürüse yürüse, Tanrı'yı bulur. Bir yürümemiz kalıyor O'nu
bulmak için. Tanrı'sız ne eder, nasıl geçirirbir gecesini
insan? İnsan O'na bağlanmadan, nasıl bulabilir sabahı?
Tanrı olmasa kim kurtaracak geceye
düşeni. |
54
|
|
|
Beni O tutuyor: yoksa, düşerim, boşluğa
+ insansızlığa + susuzluğa. |
55
|
|
|
Gecenin türlü renklerinden ağıyorum
kentin çatılarına. |
55
|
|
|
Kimse farkında değilken, birden ikindi
mi olur? |
57
|
|
|
Eleştir kendini, hadi, insanoğlu! |
57
|
|
|
İçinizden söylediğinizi, ben, yüksek
sesle mi söyledim? |
57
|
|
|
... önce kalbimizden vurulduk: herkes
gizli cehennemini sürüklüyor yanında. |
58
|
|
|
'yarın' sözcüğü, yarın hiçbir anlama
gelmeyebilir Ankara'da. |
58
|
|
|
Dinlendirilmiş toprağa benziyor
yazılmamış kağıt: hangi tohum düşecek buraya? |
58
|
|
|
Bu yazı, başka bir yazıyı doğursa diyor,
yazar; başka bir yazı da daha bir başkasını. |
58
|
|
|
Kuşkusuz, öne çıkan vurulur. |
58
|
|
|
Bileğitaşına sürüyorum sözcükleri: sonra
bir de güzel kuruluyorum. |
58
|
|
|
Çabuk ol! Bir daha bulamayacaksın bu
dakikaları. |
59
|
|
|
İstanbul; sağı, solu, önü, arkası, altı,
üstü deri kaplı bir mistik'tir. |
59
|
|
|
Ayasofya, külü yere düşmeyen sigaraya
çok benzer. |
60
|
|
|
Yürünür; istenirse, sizi, kanatlandıran
bir aşk varsa. |
60
|
|
|
... gerçek bağımsızlık, yüzyıllar
boyunca damıtılarak oluşturulan bir birikimdir... |
61
|
|
|
Biliyoruz duvarın bu yanını. Ötesinde
birşeyler bulunabilir miydi? |
61
|
|
|
Ben, her şeyi, hiç mi hiç, az sevemedim;
hele 'orta' sevemedim: hep çok sevdim. |
62
|
|
|
Bir suç işlenirken sen de suçlu musun? |
64
|
|
|
Bir suçu duyduğun anda mı oluşuyor
sorumluluğu? |
64
|
|
|
Büzüldü, buruştu, kurudu içi: insanın:
birşeysizlikten. |
64
|
|
|
Bir kerecik olsun diyorum içimden,
birkerecik olsun, şöyle başımı kaldıramaz mıydım bir? |
65
|
|
|
Bir
hiçlikte geçtik, gittik. |
65
|
|
|
Mahkumun yerine, 'hükmü uygulamakla
görevli'nin kendi kendini öldürmesiyle 'adil' olunur mu? |
65
|
|
|
Ölümün de, sağkalmanın da, bir şeyle
temelden bir bağıntısı yoksa, ölüm de, sağ kalma da anlamsız
olmayacak mı? |
66
|
|
|
Bir de, aramız açılıyor birbirimizle:
yanyana iken bile, çokluk, aramızda büyük boşluklar var. |
66
|
|
|
Öldünüz. Birbirinizi öldürüyorsunuz.
Öldürdüler. Öldük. |
66
|
|
|
Hüzün; hissedilmesi daha ince bir iştir
Bayım. |
69
|
|
|
... solmuş gülü, sonra, kim göğsüne
takat? |
69
|
|
|
... yazmak, ancak büyük kentlerde olur. |
70
|
|
|
... yazar, kendi kendinin tanığıdır
kuşkusuz. |
74
|
|
|
Aslında, yaşamak, tanıklık yapmaktır: o
büyük sorguda. Çoğumuz, yeterince, daha bunu anlayamadık,
sanıyorum.
|
74
|
|
|
O büyük sorguya inanmadan
kurtulamayacağız olumsuzluklarımızdan. |
74
|
|
|
İlk tanıklık, 'Tanrı'nın kulu'
olduğumuzadır, Bayım... |
74
|
|
|
... kula kölelik ebdeiyyen yoktur. |
75
|
|
|
Niçin sevemedim pazar gününü, diye
düşünüyorum. |
75
|
|
|
Her gün, kendi kendimizi kana kana
tüketen, kendimizin yeraltı kazıcıları mıyız? |
76
|
|
|
... sıcaktan insana zarar gelmez ki... |
79
|
|
|
Tanrım! Seni arıyorum! |
80
|
|
|
İnsanın, kendi yurdunda yitirdiği bir
yurt özlemini çizdi o. |
84
|
|
|
İncirle zeytin bizim ağaçlarımızdır,
Bayım, iki anıt. |
85
|
|
|
Başkaldırıyoruz ya, niçin? |
88
|
|
|
sözle, artık, hiçbir yere varılamayacağı
kesinlikle anlaşılmadı mı? |
88
|
|
|
Gözümüzü açınca; yurdumuza, hatta tüm
dünyaya eleştirel bir gözle bakınca, ne bulduk biz? |
88
|
|
|
Tanrı var mı, yok mu? Ölsem de, yok
diyemeyeceğim kesinlikle; çünkü içimdeki bir yeri mutlak
susturmam olanaksız. |
89
|
|
|
Kalın kütüklere çakılı çivileri söker
gibi yazarım: bazen, yapışır cümleler, çıkmaz kolayca. |
89
|
|
|
Ancak, direnerek, yenik düşülmeyeceğini
de gördüm. |
90
|
|
|
Gittikçe, hiçbir şeyi, adeta, anlamaz
duruma gelmiyor muyuz? |
90
|
|
|
İnsan öylesine yoksul ki! |
90
|
|
|
Ne ki, çağdaş insan, daha başka bir
'eğri', daha başka bir 'çarpılmışlık'tır. |
90
|
|
|
Nerede olmanızın o denli bir önemi var
mıydı? |
92
|
|
|
İnsan kardeşlerim, korunağınızı koruyun
hırsızlardan! |
93
|
|
|
Bu yumak yumak iplikleri, sabırla, çok
özgül bir makaraya sarabilecek miydim? Mermileir tam amacına
yöneltebilecek miydim? En gizli gömlekleri ulu dağlarda
kurutabilecek miydim? Anılarımı kalemtraşla açabilecek miydim?
Kalın sis tabakalarına ağır, yoğun çekiçlerle mi yanaşacaktım? |
95
|
|
|
Alışılıyor; çok dayanıklıdır insan; bunu
hep söylemez misiniz? |
105
|
|
|
... yaşam çok daha bulanık dehlizlerden
geçirir insanı... |
105
|
|
|
İnsanın, en çok, kalbi temiz olmalıdır. |
107
|
|
|
İnsanı kalbinden tutamadınız mı, görün,
nasıl kayıp gidecek elinizden! |
107
|
|
|
Kalbin gereksinizmlerine dikkat edilmedi
mi, emek de, ekmek de yitiriverir anlamını. Ne emek, ne ekmek;
önce, kalbimiz bozuluyor çünkü. |
108
|
|
|
İnsan, yirmi dört saat ilerisini
düşleyemez olmuştur. |
109
|
|
|
Çok dar bir çember çizmiyor musunuz
kendinize? |
110
|
|
|
... yaşam, çok girintili çıkıntılı... |
110
|
|
|
Yazarlar, genellikle; sözcüklerine
başkaldırırlar. |
111
|
|
|
Cehenneme de sözcüklerle varılır. |
111
|
|
|
İnsan, kendi cehennemini sözcükle kurar,
sözcükle yıkar. |
111
|
|
|
... yazar, yiğitlikle korkaklık arasında
sallanır, durur. |
111
|
|
|
Zulme başkaldırarak girmiş oluyoruz
insanlığa! |
111
|
|
|
İnsan, yaratılış bilgeliğini kavradıkça,
sorumluluğunun çemberini de genişletir. |
112
|
|