Ana Sayfa

Kitap

 

 

BİR YAZARIN NOTLARI 1 - Nuri Pakdil / Edebiyat Dergisi Yayınları 


Nuri Pakdil ve Bir Yazarın Notları 1

Biraz kendim vardım, biraz hep hatırladığım, biraz sözcükler ardına gizlenmiş hiiç tanımadıklarım.

Yazmak güzel şey, bir kere daha anladım. Ve okumak yazılanları... Çoğu cümle, çoğu kelime, çoğu söz öyle tanıdık geldi ki; sanki birileri daha önce çokça yinelemişti, sanki ben dilime dolamıştım, durmadan söyleniyordum...

Bir başladınız mı okumaya, akıyor cümleler. Siz de akıyorsunuz o cümlelerle beraber. Yolculuk, bir tür. Trenle, otobüsle, uçakla, gemiyle... çoğu vakit de yaya. adım adım... adım adım... zihinsel yolculuk biraz, ruhsal yolculuk biraz. Sorular soracaksınız yorulmadan. Aslında herdaim sorduğunuz sorulardan. Kimim? Kimsin? Kim? O var ya da yok mu? Hayatın tadı tuzu nasıldır? Ben... sen... biz...

Dünyada savaş, savaş içinde kendimle en büyük savaş. Anlamayacak, anlatacaksın. Hem okuyacak, hem yazacaksın. Ağlayacak, unutulmuş tebessümleri arayacaksın. VAr olacaksın, var! Sonsuzluksa insanın kaldıramayavağı bir güçlük müdür? O'na yakışır bir! Biz kimiz? Hangi dünyadan gelen kaçıncı bin yılımızın yaş gününü kutluyoruz?

Haydi hep beraber:

Ölüm, tabutlar mı aracın?

Naz FERNÎBA


1980 - Ankara


 

 


Kitabın İncileri

Sayfa


Sanatın, edebiyatın işlevi, tüm sömürülere karşı durmak. Savaşım için yoğun direnç gerekiyor... 9

Hep acı cümle mi yazmak. 9

Ben göremiyorum şu halde aramızda akan ırmağı! 10

Yazmak, uzun yürüyüşe başlamaktır. 10

İlkin değilse de, sonra sonra, anlıyorsunuz bir koşuda olduğunuzu; yarıştığınızı. 10

İnsanlığın yükünü, çokluk yazarlar taşıyabilmişlerdir. 10

... bir bakıma: yalnızlığımı yenme denemeleri. 11

... hüznü örten yalancı bir mutluluktu bu. 11

Bulutlar ayaklarımın çok çok altındaydı o yıllarda! 11

Belki, kimi günler, yeğniydim kuşlardan da! 11

Sonra hepsini uçurdum o kelebeklerin: o ünlü kelebek accısı da bir karanlığa düştü, yitti! 11

Kalın bir çarkın altından geçiyor insan. 12

... biz, yitire yitire kazandık kendimizi. 12

Kuşkusuz, yazamamanın acısını duyuyordum: okumak, sürekli okumak azaltmıyordu bu acıyı, yoğunlaştırıyordu gitgide: ya hiç yazamazsam diye, uykum kaçardı. 12

Düşünmek, bir ipi daha atlamak için gelmiştim üniversiteye: bu ipi atladıktan sonra da, yeni bir ip tutulmayacak mıydı önüme? 13

... tramvaylar da türkü yaka yaka geçip giderdi! 13

Düşünmek değildi istenen; yinelemekti anlatılanı, söyleneni. 13

Kazan gittikçe oyuluyor, bir kuyuya mı dönüşüyordu? Esenlikle çıkabilecek miydim bu kuyudan? 13

Üniversite yıllarım, kendi kendimle düştüğüm yıllardır. 13

... sanat da edebiyat da, daha çok 'yazarak' algılanabilen bir gizdir. Yalnızca okumak, bu gizin çevresinde dolaşmadır, sürekli koku almaya çalışmadır; kesin algılama değil. 14

... tam donmamak için mektuplar yazdım. Her yere serptiğim tohumlar: mektuplarım. 14

Ne güzeldir sabahları erken kalkmak! Daha gün doğmadan kalkmak. 17

Erkenden kalktım mı, önünde yürüyorum gün'ün. Zaman, beni ezeceği yerde, ben egmen oluyorum ona. 17

Gerçekten, sürekli bir yokuş mu çıkıyoruz ne? 18

... katiliyim çok saatlerimin... 18

İnsan için tek korunak, kendi emeği olabilecektir: büyük sorgu gününde. 20

... küçük cümleler, birbirlerine ulana ulana uzun bir cümle olur. 24

Yatağımın yanından kağıtla kalemi hiç eksik etmem. 25

Çağrısız konuklar gibi gelen sözcükler vardır. 25

Bu denli çok sevmekte acele etmediniz mi? 27

İnsanlarımız düşünsel bağlılığa alışmamış ki. 27

Tükene tükene mi çoğalacaksınız? Çok dayanıksız insanoğlu! 27

Ya, nerelerden geldiniz? Bir karanlıktan öteki karanlığa geçerek mi? 27

Karamsarlıkla kuşatılmışlardır bu kentte oturanlar. 28

Odada yürümek yolda yürümeye benzemiyor kuşkusuz. 28

Hem düş görüyorsunuz, hem de, düşünüz çok somut duruyor karşınızda. 29

Odam zaten yalnızlıktır. Ne ki, şimdi, daha başka bir yalnızlık çöktü üstüme... 34

... kefen olmuş, seriliyor yerlere bulutlar. 35

Dile gelmeyen, sözle anlatılmayan bir umarsızlık karşısında -yalnızlık, yoksulluk, bahtsızlık, her şeyin sonu bitimi işte o anda Tanrı düşüncesi doğar birdenbire kafamızda.  Van Gogh 35

Ölü; bakanları nasıl da üşütüyor! 36

Bu insanlar, birgün, yeniden gülebilecekler mi? 36

Böyle böyle tükeniyor gün: güreşimiz: her gün böyle: gireceğimiz mezardan bir çay kaşığı toprak daha kazdık. 40

İnsan, bir yerde korkuyu yense bile, ürperti, kolay kolay gitmiyor... 41

Korkusuzca bir adım attığımı anımsamıyorum. 45

Kahvelerde okunan kitapların tadı başkadır. 48

... bir yazarın, nerede olursa olsun, oturduğu her yer masanın duruşu birden değişiverir. 48

Savaş, genellikle evde kazanılır. 49

... hep insanı arıyorum Bayım. 51

İlk cümlesini zor yazdığım yazılarımı daha çok severim: edebiyatın özsuyu gerilimdir çünkü. 52

... kurulmuş çok tuzaklar vardır önümüzde. 53

Geçmişi mi düşüneyim, geleceği mi? 53

Yanımda olmasalar bile, arkadaşlarımla birlikte yürüyorum. 54

Kedilerin miyavlamaları bizi hiç mi hiç ırgalamıyor Bayım! 54

Gece, insan yolda giderken, Tanrı'yı usuna getirmeden edemez sanıyorum. İnsan, gece, yorulmadan yürüse yürüse, Tanrı'yı bulur. Bir yürümemiz kalıyor O'nu bulmak için. Tanrı'sız ne eder, nasıl geçirirbir gecesini insan? İnsan O'na bağlanmadan, nasıl bulabilir sabahı? Tanrı olmasa kim kurtaracak geceye düşeni. 54

Beni O tutuyor: yoksa, düşerim, boşluğa + insansızlığa + susuzluğa. 55

Gecenin türlü renklerinden ağıyorum kentin çatılarına. 55

Kimse farkında değilken, birden ikindi mi olur? 57

Eleştir kendini, hadi, insanoğlu! 57

İçinizden söylediğinizi, ben, yüksek sesle mi söyledim? 57

... önce kalbimizden vurulduk: herkes gizli cehennemini sürüklüyor yanında. 58

'yarın' sözcüğü, yarın hiçbir anlama gelmeyebilir Ankara'da. 58

Dinlendirilmiş toprağa benziyor yazılmamış kağıt: hangi tohum düşecek buraya? 58

Bu yazı, başka bir yazıyı doğursa diyor, yazar; başka bir yazı da daha bir başkasını. 58

Kuşkusuz, öne çıkan vurulur. 58

Bileğitaşına sürüyorum sözcükleri: sonra bir de güzel kuruluyorum. 58

Çabuk ol! Bir daha bulamayacaksın bu dakikaları. 59

İstanbul; sağı, solu, önü, arkası, altı, üstü deri kaplı bir mistik'tir. 59

Ayasofya, külü yere düşmeyen sigaraya çok benzer. 60

Yürünür; istenirse, sizi, kanatlandıran bir aşk varsa. 60

... gerçek bağımsızlık, yüzyıllar boyunca damıtılarak oluşturulan bir birikimdir... 61

Biliyoruz duvarın bu yanını. Ötesinde birşeyler bulunabilir miydi? 61

Ben, her şeyi, hiç mi hiç, az sevemedim; hele 'orta' sevemedim: hep çok sevdim. 62

Bir suç işlenirken sen de suçlu musun? 64

Bir suçu duyduğun anda mı oluşuyor sorumluluğu? 64

Büzüldü, buruştu, kurudu içi: insanın: birşeysizlikten. 64

Bir kerecik olsun diyorum içimden, birkerecik olsun, şöyle başımı kaldıramaz mıydım bir? 65

Bir hiçlikte geçtik, gittik. 65

Mahkumun yerine, 'hükmü uygulamakla görevli'nin kendi kendini öldürmesiyle 'adil' olunur mu? 65

Ölümün de, sağkalmanın da, bir şeyle temelden bir bağıntısı yoksa, ölüm de, sağ kalma da anlamsız olmayacak mı? 66

Bir de, aramız açılıyor birbirimizle: yanyana iken bile, çokluk, aramızda büyük boşluklar var. 66

Öldünüz. Birbirinizi öldürüyorsunuz. Öldürdüler. Öldük. 66

Hüzün; hissedilmesi daha ince bir iştir Bayım. 69

... solmuş gülü, sonra, kim göğsüne takat? 69

... yazmak, ancak büyük kentlerde olur. 70

... yazar, kendi kendinin tanığıdır kuşkusuz. 74

Aslında, yaşamak, tanıklık yapmaktır: o büyük sorguda. Çoğumuz, yeterince, daha bunu anlayamadık, sanıyorum. 74

O büyük sorguya inanmadan kurtulamayacağız olumsuzluklarımızdan. 74

İlk tanıklık, 'Tanrı'nın kulu' olduğumuzadır, Bayım... 74

... kula kölelik ebdeiyyen yoktur. 75

Niçin sevemedim pazar gününü, diye düşünüyorum. 75

Her gün, kendi kendimizi kana kana tüketen, kendimizin yeraltı kazıcıları mıyız? 76

... sıcaktan insana zarar gelmez ki... 79

Tanrım! Seni arıyorum! 80

İnsanın, kendi yurdunda yitirdiği bir yurt özlemini çizdi o. 84

İncirle zeytin bizim ağaçlarımızdır, Bayım, iki anıt. 85

Başkaldırıyoruz ya, niçin? 88

sözle, artık, hiçbir yere varılamayacağı kesinlikle anlaşılmadı mı? 88

Gözümüzü açınca; yurdumuza, hatta tüm dünyaya eleştirel bir gözle bakınca, ne bulduk biz? 88

Tanrı var mı, yok mu? Ölsem de, yok diyemeyeceğim kesinlikle; çünkü içimdeki bir yeri mutlak susturmam olanaksız. 89

Kalın kütüklere çakılı çivileri söker gibi yazarım: bazen, yapışır cümleler, çıkmaz kolayca. 89

Ancak, direnerek, yenik düşülmeyeceğini de gördüm. 90

Gittikçe, hiçbir şeyi, adeta, anlamaz duruma gelmiyor muyuz? 90

İnsan öylesine yoksul ki! 90

Ne ki, çağdaş insan, daha başka bir 'eğri', daha başka bir 'çarpılmışlık'tır. 90

Nerede olmanızın o denli bir önemi var mıydı? 92

İnsan kardeşlerim, korunağınızı koruyun hırsızlardan! 93

Bu yumak yumak iplikleri, sabırla, çok özgül bir makaraya sarabilecek miydim? Mermileir tam amacına yöneltebilecek miydim? En gizli gömlekleri ulu dağlarda kurutabilecek miydim? Anılarımı kalemtraşla açabilecek miydim? Kalın sis tabakalarına ağır, yoğun çekiçlerle mi yanaşacaktım? 95

Alışılıyor; çok dayanıklıdır insan; bunu hep söylemez misiniz? 105

... yaşam çok daha bulanık dehlizlerden geçirir insanı... 105

İnsanın, en çok, kalbi temiz olmalıdır. 107

İnsanı kalbinden tutamadınız mı, görün, nasıl kayıp gidecek elinizden! 107

Kalbin gereksinizmlerine dikkat edilmedi mi, emek de, ekmek de yitiriverir anlamını. Ne emek, ne ekmek; önce, kalbimiz bozuluyor çünkü. 108

İnsan, yirmi dört saat ilerisini düşleyemez olmuştur. 109

Çok dar bir çember çizmiyor musunuz kendinize? 110

... yaşam, çok girintili çıkıntılı... 110

Yazarlar, genellikle; sözcüklerine başkaldırırlar. 111

Cehenneme de sözcüklerle varılır. 111

İnsan, kendi cehennemini sözcükle kurar, sözcükle yıkar. 111

... yazar, yiğitlikle korkaklık arasında sallanır, durur. 111

Zulme başkaldırarak girmiş oluyoruz insanlığa! 111

İnsan, yaratılış bilgeliğini kavradıkça, sorumluluğunun çemberini de genişletir. 112

Bir Önceki Sayfa...

Yukarı Çıkmak İçin...