Ana Sayfa

Kitap

 

 

ÜZGÜN SARDUNYALAR - Wolfgang Borchert / Bağlam Yayınları


'Yıkım ve umut, ölüm ve yaşam, umutsuzluk ve inanç arasında yeşerip filizlendi tüm yapıtları Wolfgang Borchert'in. Savaş cehenneminden dönüp geldikten sonra yazıp çizmelere ayıracak topu topu iki yıl gibi bir zaman bulabilmişti.' diyor sonsözünde Bernhard Meyer-Marwitz.

1921 yılında doğan Borchert, 26 yaşındayken 1974'te öldü. Üzgün Sardunyalar, tadına doyulmaz bir öykü demeti sunuyor. Soluk soluğaokuyorsunuz. Acıya rağmen bir ayakta durup direniş görüyorsunuz. Hayata bağlılığın yaşanmış bir görüntüsü. Seyredin... Sonra dönüp yaşayamadıklarınıza yanın.

O, kısacık ömrüne yüzlerce yaşanmışlık sığdırdı. Bunu, öyküleri okuyunca göreceksiniz. Ve diyeceksiniz, 'insan ölmeyi dilememeli!' O, yaşamak için her ziyaretçisine, acıya rağmen tebessüm etti. 'Siz, ölümdeyken gülebilir miydiniz?' diye sorduruyor kitap insana.

Ve;

'Bir an gelir her şey sona erer.'

Naz FERNÎBA


Çeviren: Kamuran Şipal - 1987 - İstanbul


 

 


Kitabın İncileri

Sayfa


Bir an gelir her şey sona erer. 28

Gecenin her şeyi gri renge boyadığı doğru değil. 30

Biri çıkıp da yağmuru sevmediğini söylemesin bana! 32

Kendi yaygaramızdan başka bir şeyi duyabilmekten çıktık mı artık? 33

Senin olduğun yer güzeldir hep! 35

Aldırma, dünya nankördür... 41

... her şey ölürdü, taşlar, caddeler, hatta ölümsüz sevgiler ölür... 43

Anlayacağın, insan hepsi birkaç santimetrecik de olsa yazgısının yukarısında bulunmalı hep; çok değil, yazgısının kendisine yetişemeyeceği ve kendisini tutup alaşağı edemeyeceği kadar yukarıda bulunsun yeter. 76

İnsan yazgısına gülebilmeli. O zaman, işte o zaman, yaşamın trajediden çok bir komedi sayılacağını anlarsın. 76

... nasıl ansızın çıkıp gelmişse, yine öyle ansızın çekip gitti. 76

... düşündüm ki, bize yabancı şeylerin büyüsüne kendimizi kaptırıyorsak, sanırım bunun tek nedeni, önceden aşınası olduğumuz şeyleri daha değerli nesneler olarak yeniden keşfetmemizdir. 87

Belki bu yolculuğun nereye yapıldığından kendisi de habersizdi ve bütün yolculukların son durağının cennet olup olmadığını bilmiyordu. 87

Hep senin arkandan geldiğimi farketmiyor musun? 92

Gençler geceki sesleri işitecek kulaktan yoksundur. 109

Geceleri boş istasyonlar dünyanın sonunu anlatır, canı çekilmiştir ve anlamını yitirmiş. Ve boştur. Boş, boş, boş. Daha ileri gitmeye kalktın mı, hapı yutarsın. 118

... zifiri karanlığın korkunç bir sesi vardır. Elinden kurtulamazsın bu sesin, göz açıp kapamadan yenik düşürür seni, dize getirir. Anılarla çullanır üzerine -dün işlediğin cinayetin anısıyla. Ve sezgilerle saldırır- yarın işleyeceğin cinayetin sezgisiyle. Ve bir çığlık büyütür içinde. 118

Ağlamak daha yumuşak, daha dayanıksız yapıyordu insanı. 130

Gördüğü her şey işte öylesine gri, öylesine çıplak ve öylesine acımasızdı. 133

Bırak, istedikleri kadar yalan söylesinler. 133

Biliyor musun, nasıldır insanın kendi eline bırakılması, kendi kendinle yalnız bırakılman nasıldır, kendi insafına terkedilmen? 138

Bir örümcek gittiği yere bir ipliği de öre sürüyüp götürür ardından, bu ipliğe güvenerek tehlikelere atabilir yaşamını, düşmeler ve tutunmalarla bunu göze alabilir. Biz düştüğümüzde bizi tutacak iplik nerede? 139

Yaşamda sevebileceğiniz, yalnızlığınızdan kurtulmada size tardım edecek az kimse vardır. 178

Bir Önceki Sayfa...

Yukarı Çıkmak İçin...