|
Kitabın
İncileri |
Sayfa |
|
|
Yaratılıştan
bu yana geçip giden binlerce yıl olmasaydı, yaşadığımız
dakikaların hiçbirini yaşayamazdık ve atalarımızın ardından
gelenlerin rastlantıları, vaatleri, kutsal birliktelikleri
ya da günahları olmasaydı kalp atışlarımızdan hiçbiri
olmazdı.’
|
15
|
|
| ‘O
gün herkesin yazgısı yazıldı, geriye, yazılanı dürmek
kalıyordu.’
|
39
|
|
|
‘Dini
için çekmek sevaptır!’
|
46
|
|
|
‘Kimse
dinlemek istemezse, öğüt vermek niye?’
|
47
|
|
| ‘Kötü
günler, yapay ışıklar aşıla aşıla geçermiş. Tıpkı
dağda, ilkbaharda, bir akarsudan karşı tarafa geçilmek
istendiğinde, bir kaygan taştan diğerine geçildiği
gibi.’
|
52
|
|
|
‘Bilge
adamın sözü, aydınlıkta dökülen su gibidir. Ama
insanlar, her çağda, en karanlık inlerden fışkıran suları
içmeyi yeğlemişlerdir.’
|
55
|
|
| ‘...
ölüm karşısında her şey unutulur.’
|
|
|
| ‘hiçbir
kadın kazandığını son kuruşuna kadar kitaplar için
sarfeden bir koca istemez.’
|
67
|
|
|
‘Bazen
tanrı, kullarını mahvolacakları yola iter.’
|
80
|
|
| ‘...
öğretebiliyorsan öğret!’
|
81
|
|
| ‘Yürekten
istediğin bir dileğin varsa, tanrıdan onu yerine getirmesi
için yalvarırsın, Ama bu işi nasıl yapacağını
emredemezsin.’
|
86
|
|
| ‘Hiçbir
ölümlü şeytanı öldüremez. Ama hiç değilse o bizim
evimizi nasıl altüst ediyorsa, biz de onunkini
edebiliriz.’
|
90
|
|
| ‘Hırsızlık,
sefillerin yaptığı bir iştir. Oysa yağma, savaş gibidir,
her çağda soylular ve şovalyeler tarafından gerçekleştirilir.’
|
91
|
|
| ‘...
yağma, yapılacaksa düşmana yapılmalıdır, topraklarını
işgal ettiğin, savaşla kale kapısını yıktığın
insanlara. Ama herhalde bir dost gibi ağırlanan evlerde değil.’
|
92
|
|
| ‘Tanrı
bütün iyilikleri bir anda kimseye vermemiştir...’
|
93
|
|
|
‘İlkbaharda
ten arzuludur.’
|
94
|
|
| ‘Ayaklarından
başına doğru çıkan düşünceler seni rahatlatır ve
canlandırır, başından ayaklarına doğru inenler ise,
cesaretini kırar ve sana ağırlık verir.’
|
95
|
|
| ‘Eskiden
araplar, her bilge söz için bir deve hediye ederlermiş.’
|
95
|
|
| ‘Geçici
bir çapkınlık ayıplanabilir ama asla küçümsenmez.’
|
95
|
|
| ‘Çok
fazla okursan, aile arasında yaşamaya katlanamazsın.’
|
97
|
|
| ‘...
damarıma basılırsa, herkesten fazla bağırırım ve herkes
susar.’
|
104
|
|
| ‘Eğer
bir daha kapılar yüzüne kapanacak olursa, kendi kendine
hayatının sona ermediğini tekrar et. Sona eren hayatlarının
birincisidir ve diğeri başlamak üzeredir. O zaman bir
gemiye bin, seni bekleyen bir kent vardır.’
|
105
|
|
|
‘Dudaklarınız
dokundu ve ayrıldı,
Kendi
mutluluğunuzu tüketmiş, diğerlerininkini ezmekten
korkuyormuşsunuz gibi,
Masum
muydunuz? Masumluk, neyi kurtarır?
Tanrı
bile keyfimiz için kuzuları boğazlamamızı söylüyor, ama
asla kurtları değil...’
|
108
|
|
| ‘Geçici
bir mutluluk mu? Hepsi öyledir; bir hafta ya da otuz yıl da
sürse, son gün geldiğinde aynı gözyaşları
dökülür.’
|
108
|
|
| ‘Bir
felaket olduğunda, tabii ki insanları ve çektiklerini düşünürüm.
Ama onun kadar, geçmişin mirası için de titrerim.’
|
118
|
|
| ‘Hangi
ressam eserlerinin ardından yaşamk ister?’
|
|
|
| ‘Yöneticilerin
en kötüsü sana sopa indireni değil, kendine sopa indirmeye
zorlayanıdır.’
|
118
|
|
| ‘Kader
ağlarını örüyor, ölüm kol geziyordu.’
|
126
|
|
| ‘Bütün
zevkler paralıdır, fiyatını söyleyeni küçük
görme.’
|
150
|
|
|
‘Düşlerindeki
kadın bir başkasının karısı,
Ama
o, kendi düşlerinden kovmuş onu.
Düşlerindeki
kadın, bir denizcinin kölesi.
Onu
Erzurum köle pazarından satın aldığı gün sarhoştu, ayıldığında
onu tanımadı.
Düşlerindeki
kadın, tıpkı senin gibi, bir kaçak.
Ve
siz, ikiniz, birbirinize sığındınız.’
|
152
|
|
|
‘Gemi
limanda beklediği sırada, ona veda etmek için aradın.
Ama
sevgilin bu vedayı istemiyordu.’
|
152
|
|
| ‘...
en yüksek dağlar en derin vadilere bakar.’
|
153
|
|
| ‘Zenginin
tanrı katına ermesi, devenin iğne deliğinden geçmesinden
çok daha zordur.’
|
174
|
|
| ‘Bir
genel ev işletmecisine rastladığımda, bakireliği
övmesini dinleyemem!’
|
175
|
|
| ‘Sizler
burada iki akrep soyundansınız. Sonuncusuna kadar
birbirinizi sokacak olursanız, dünya huzura kavuşur.’
|
176
|
|
| ‘Masal
diyorsun ha? Sen hep olgu mu istiyorsun? Olgular
silinir,geriye sadece efsane kalır, bedenden sonra ruhun kalışı
gibi, kadının ardından kokusunun kalışı gibi!’
|
206
|
|
| ‘Tanrı
insana, ‘sebepsiz öldürmeyeceksin’ demedi. Sadece
‘öldürmeyeceksin’ dedi.’
|
208
|
|
| ‘Gitmesine
yol açacak pek çok neden vardı ama kalması için de pek
çok neden vardı... ama neye yarar? Gitme kararı böyle
verilmez ki! Sakıncalar ve yararlar tartılmaz ki! Bir anda
sendeler insan... bir başka yaşama, bir başka ölüme doğru!
Utkuya ya da unutkanlığa doğru! Birden gitmek ya da yok
olmak isteğini duyacak kadar yakınları arasında birden
kendini yabancı hissetmeye hangi bakışın, hangi sözün,
hangi alayın yol açtığını kim bilebilir?’
|
215
|
|
| ‘Benim
Dağ’ım böyledir. Toprağa bağlılık, gitmeye özlem!
Bir sığınak ve bir geçit! Bal, kaymak ve kan ile yoğrulmuş
yöre! Ne cennet, ne cehennem! Arafat!’
|
215
|
|
| ‘Düşünmeye
dalmak? Seyre dalmak? Daha da ötesi... ruhun arılaşması!’
|
216
|
|