Ana Sayfa

Kitap

 

 

ŞEHRİN AYNALARI - Elif Şafak / Metis Yayınları 


Şehrin Aynaları değişik bir çizgide ilerliyor. Yabancı isimlerin öyküleri diyebilirim. Karışık. Cümleler birbirine giriyor ara sıra. Uzun bir yolculuk yapıyorsunuz. Yolculuğunuz ülke ülke, isim isim dolanıyor. Ölüm kokusu sokakları sarmış, evlerin içine girmiş. İhanet, Engizisyon, ortaçağ, Osmanlı, dünya, hayat; sunulanlar, alınanlar, bir de çalınanlar. Bir taşın yarılması. Dünyanın yuvarlak oluşu. Denizlerde kaybolan hazineler. Öyküler... öyküler... öyküler...

Acının hayatlara girdiği mekan olmuş Şehrin Aynaları. Kimi ağlamış, kimi gülmüş. Peri masalları doğmuş bazen. Yitirilenler unutulmuş yeni hayatlar kurulmuş. Kırk vakte kadar kitap tamama ermiş.

Ben yoruldum okurken. Düşüncelerimi toparlamaya çalıştım. Bir türlü ipe sapa gelir cümleler kuramadım. En çok da bölüm başlarının kenarına düşülen alıntıları sevdim.

Bölümler arasında uzunluk bakımından bir bağlantı yok. Tek sayfalık bölümleri bile var kitabın. Uzun olmayan yazıları kendime yakın buluyorum. Sanki söz kısalınca daha kesin anlamlar çıkıyor ortaya.

Yine de kitap sonunda, aklımdan bir cümle geçiremedim ona dair. Ne anlatmak istiyordu? Ne vermek istiyordu? Hayatın hangi cümlesini sunmaya çalışıyordu?

Belki şu:

'Hayatın hangi köşesinde olursa olsun, yapılan bir hata, ömrün akış yönünü değiştirebilir.'  

 

Naz FERNÎBA


2001 - İstanbul


 

 


Kitabın İncileri

Sayfa


Korkularla büyütüldüğüm, hep birilerinden, birşeylerden korktuğum için belki de bu şehir böyle dehşetengiz görünüyor gözüme. 5

Hangi gölgenin kıyafete ihtiyacı olabilir ki? 6

Hayat denizi sakin olduğunda, daha da korkunçtur; çünkü sükunetin ortasında fırtına saklıdır.  Luis de Leon 11

Hatırlanacak ne varsa hep hatırında tutacak, unutulacak ne varsa hızla unutacaktı. 20

... derinden iz süren ve geçtiği yollarda nilfam ayak izleri bırakan bir hüzün peşinden ayrılmıyordu. 25

Durup omuzlarından sarsmak istiyordu hüznü, neyin peşinde olduğunu duymak istiyordu. 25

Gayet iyi biliyordu ki, hüzün denilen şey tıpkı siyah, dalgalı bir saç teline benziyordu. Hüzün, kopardıkça çoğalıyor, çoğaldıkça arsızlaşıyordu. 26

Onları seviyordum, hâlâ da çok seviyorum onları. Yalnız hiçbir zaman onların basit dünyalarına giremedim.   Julio Cortazar 31

Mutluluğun ardından gelebilecek bir elemnin yaratacağı hüsrandan değil, mutluluğun kendisinden korkuyordu. 31

Ve geçmişi sıla belleyenler ömür boyu gurbette yaşamaya mahkum olduklarına göre, ya hafızayı hatıralşardan uzaklaştırmak lazımdı, ya da hatıraları ait oldukları zamandan. Aksi takdirde, acıtırdı geçmiş; boş yere yaralanırdı insan. 32

... o, hayatın sadece bugünden ibaret olmadığını, hatırlanmadığı müddetçe geçmiş diye bir şey kalmadığını ve aslolanın gelecekten başkası olmadığını ailenin bütün fertlerine bıkıp usanmadan anlatmalıydı. 35

Aşık olmuştu ve aşk hiç hesapta yoktu. 46

Gözlerinin içine dosdoğru bakıp, gene başaramadığını söylemek için mi?O gözlerde vaktiyle yanıp sönen tutkulardan artık eser kalmadığını bir kez daha anlayıp, acı çekmek için mi? 46

Sevdiğinin aniden bir yabancıya dönüşmesini içine sindiremiyordu. 46

İnsan bazen bir haritaya ihtiyaç duyar. Hiç gitmediği ya da hep gittiği bir yerin haritasına değil; bir daha asla gidemeyeceği bir yerin haritasına. Geçmişi bir rüya olmaktan çıkartıp oranın hep var olduğuna ve geleceği ümitsizlikten kurtarıp oranın hep öyle kalacağına inandıracak bir haritaya. İnsan bazen sevgilisinin haritasını çıkarmaya ihtiyaç duyar. Terk edilmenin acısını unutturup, acısını çoğaltacak bir haritaya. 47

Severdi farklı kelimeler duymayı, farklı yüzler görmeyi. 49

Ölebilirdi istese; ya da yaşayabilirdi. 51

Günahkarların sustuğu yerde günahları dillenir. 52

Başkalarının işlediği bir günahı bilip de anlatmamak, o günaha ortak olmaktan başka ne manaya gelebilirdi ki? 52

Herkes unutulabilir ama lanet unutmaz. Lanet, sır saklamaz! Birgün mutlaka konuşur. 52

Oysa, dalından düşmüş bir elma ya da yerinden olmuş bir taş gibi, hoplaya zıplaya, yuvarlana yuvarlana, gamsız tasasız, öncesiz ve sonrasız inebilirdi yokuştan. 56

Duramamanın rüzgarı yüzünü yalarken, güzel olan her şeyin neden bu kadar kısa sürdüğüne hayıflanmaya bile vakit bulamadan mutlu bir tebessümle yokuşun dibine varabilirdi. 56

Varlığı odada hüküm süren sisli, yosunlu, ağlamaklı gölü dalgalandırmadı; suları bulandırmadı. 57

Her ne olursa olsun, inmesi çıkmasından çok daha kolay olacaktı. 59

Bu yüzden oyunlarımızı gizlice oynuyoruz.   Mario Vurgas Llosa 60

Her ne olursa olsun, biten bitmiş, giden gitmişti. 61

Hem zaten, çok geçmeden kabuk bağlardı her yara. 61

... bakacak şey çok olduğunda, kolay dağılırdı insanın dikkati. 63

Nasıl olsa aynı kökten elde edilir her zehirin panzehiri. 64

Her yolculuk kendi çizgileri içinde bir başka yolculuk gizler. Sapılmayan dönemeç, unutulan açı.  Jeanette Winterson 71

Mumların titrek ışığı kadının saçlarını okşuyordu; usul usul, nazlı nazlı. 71

Ölümü anlamak çok daha kolaydı. 75

Korkmak için sebebi olanlar korkarlardı ancak... 83

Efil efil esen bir yel ve yele kapılmış güzellikler getirirdi her gecenin sabahı. 85

Sevgi ve Arzunun aşırı halleri olabilir.  Spinoza 91

Değişiyordu. değiştiğini farkediyordu. Sahip olduğu ne varsa hepsini kaybedebileceğini hissediyordu. Ve galiba bundan üzüntü duymuyordu. 91

Hayat dediğin zaten tekin değildi; tek fark, giderek daha az tekin olmaya başlamasıydı o kadar. 92

Güllerin aksine, içine konduğu vazoda hiçbir zaman mutlu olamayacağını biliyor. 98

O, bir parmak mesafesi yakınlığında, bir buse mesafesi uzaklığındaydı. 103

Eğer istisnasız herkesi seversen, yani düşmanını seversen, sana zulmedeni seversen, sevdiklerini sevmenin ne manası kalır? 105

İlk taşı atan, ilk çiçeği verendi. 106

Ben başka türlü bir hikayenin peşindeyim. 109

Sen bana başka, bambaşka bir hikaye ver, ben de onu nakledeyim. 109

Kimse acı çekmek istemez. Ben de istemem. 109

Birbirimiz eksiksiz tanıyoruz. Sen, ben ve sensin; sen ve ben, sensin.  Mario Vargas Lloca 110

Kadın inci gibidir Isabel. Bazen senelerce, bazen de bir ömür boyu bir istiridyenin içinde saklar kendini. Fakat bir kez günışığı gördü mü çabucak unutur geçmişini. Geçmişte ne kadar saklanmışsa o kadar seyredilmek ister; ne kadar kapalı kalmışsa o kadar açığa çıkmak ister. İşte o an çıkıp geldiğinde, artık ona kimse mani olamaz. Kendi bile. 111

Ummanların ötesinde bir altın şehir yok.  Cemil Meriç 113

Sen duyduklarına inanıyorsun. Söylenmeyene inan, çünkü insanın sessizliği, sözcüklerden daha yakındır gerçeğe.  Halil Cibran 115

Ömrü hayatını okumaya ve okuduklarının en azından bir kısmını insanlara nakletmeye vakfetmiş ve birgün kitaplarından başını kaldırdığında, kendisiyle birlikte bütün dünyanın yaşlandığını fark etmişti. 118

Her şey başka türlü olabilirdi; ama omamıştı işte. 118

Nehirlere benzetirdi insanların fıtratını. Yanısıra akan sularla kaynaşmayan, kendi mecrasından bir kerecik bile sapmayan, yağan yağmurla taşmayan, kuraklıkta alçalmayan, kimseye bir hayrı dokunmayan bir su birikintisi olabilirdi. 119

İsim dediğinse usul usul yoğururdu insanı, kendine bend ederdi. Her isim bir başlangıç demekti; her başlangıç, ayrı bir yol hikayeler haritasında. Başka tercihi olmadığı için değil, olduğu halde yaşamaktı yakışan insana. 120

İsimle insan yekvücut olmalıydı; sular sulara karışmalı. 120

Oysa... oysa belki de, bir musibet bin nasihattan yeğ değildi. 122

Kaçmak, ortadan kaybolmak, hiçbir yere varamadan, hiçbir hedefe ulaşmadan gitmek, sadece ve öylece gitmek istiyordu canı. Yapamadı. Aynı kayıkla geri döndü. 123

Benim ışığım içimde! 127

Bilmemek, kendi gölgenden korkmana sebep olur; bilmekse başkalarının gölgesinden. Biri içeriden kuşatır seni, öteki dışarıdan. 128

Korktuğun zaman bil ki, korku da cesaret de, aynı çemberin parçalarıdır. Bil ki çember senin içindedir. Demek ki korkak olduğun kadar cesur olabilirsin. Ne kadar derine düşersen düş, bir o kadar yükseğe çıkabilirsin. 128

Bana hakikatı değil, kendini ver. Kendini, yani rüyanı. Cemil Meriç 129

Ateş olunca yanmaktan korkmak manasızdı; çünkü ateş dediğin yakar ama yanmazdı. Demek ki, yanmak ateşin dışındakilere mahsustu; onunla tekvücut olanlara değil. 132

... hafıza dediğin, oldum ılası hatırlamayı severdi. Hatırlamaksa, zaten bir şeyi yoktan var etmek demekti. 137

Hatıralar bu kadar ıstırap verdiğine göre, en iyisi hiç hatırlamamaktı. Hiç hatırlamamak, mutlak ölüm demek olsa da! 137

Bir insana sırrınızı verdiğinizde, özgürlüğünüzü verirsiniz.   Fernando de Rojas 147

Sevmişti bu hikayeyi; tıpkı bu şehri sevdiği gibi. 153

Dünyanın yuvarlak olduğunu söyleyenler haklıydı belki de; ama kenarları olmasa da dibi vardı. 154

Bir bakıma, varmakla gitmek arasındaki o incecik çizgiyi genç yaşta ayırt etmiş ve her zaman, varmaktan değil de, gitmekten yana olmuştu. Ne var ki kaçmak, varmaktan da gitmekten de farklıydı. Gitmek başı sonu olmayan, menzili meçhul bir seyrüsefer; varmaksa güzergahı önceden çizilmiş, hedefi malum bir tırmanıştı. Gitmekte aslolan dere tepe taban tepip durmaksızın hareket ederek rüzgarı hissetmek; varmaktan aslolansa, o tepeye ulaştıktan sonra durup rüzgarı elde etmekti. Gitmek hafızası kudretli ve inatçı olanların, varmaksa hayal gücü engin ve obur olanların işiydi. Gitmek kadere diş bileyenlerin, varmaksa kadere inanmayanların tercihiydi. 157

... ne kadar uzaklık yeterince uzak olabilirdi, bunu bilmiyordu. 162

Ne kadar uzaklık yeterince uzaktı ki? 163

Tek korkan sen misin sanıyorsun? 163

Birbirimize yasak olmasak, gene de bu kadar sever miydin sevgimi? 163

Bu kadar uzak bir yere gidip, hayal kırıklığı aramaya değer miydi?  Lamartine 167

Her tiyatro sahnesi büyük bir aynaydı, izleyicilere ttulmuş; ve her ayna büyük bir tiyatro sahnesiydi, hayatın göbeğinde kurulmuş. 173

İnsanların bilmeleri yetmez, gözleriyle görmeleri de gerekir.  Michel Faucault 178

Fakat umut ciddi bir meseledir. Umut tehlikelidir. 188

Bütün bu yolculuklar geçmişini yeniden yaşamak için mi? diye sordu bu noktada Han. Şöyle de sorabilirdi aslında: 'Bütün bu yolculuklar geleceğini yeniden bulmak için mi?'  Italo Calvino 192

Yabancılığımı yabaniliğime kılıf yapıyorum. 196

Bana dair benim de bilmediğim şeyler var muhakkak. 196

An kopukluktu, zaman süreklilik. Zaman nizamdı, an düzensizlik. Akıl zamanın ellerinde yeşerirdi; sevgiyse anın. Şeytan anın efendisiydi, Tanrıysa zamanın. 206

Yaratılan her şeyin bir başlangıcı, başlangıcı olan her şeyin de muhakkak bir sonu olduğuna inanıyordu. 207

Her zaman olduğu gibi, her ikisi de, konuşulmaması gerekeni konuşmak yerine konuşulması gerekeni konuşmamayı yeğlediler. 213

Cesaretle cehaleti karıştıranlar nelere sebep olabaileceklerinin farkında bile değiller. 215

Bir kitap kendi diliyle konuşur, kendi yolunu bulur. Bulamazsa kaybolur. 215

Korkarım sen kitaplara insanlardan daha çok itimad ediyorsun. 215

Sen bakma havanın durgunluğuna, derya dediğin uyur uyur uyanır.  Nazım Hikmet 233

İnsan ilk defa gördüğü birine ilk defa görüyormuş gibi bakmalı. Daha evvel gördüklerine bakar gibi değil. 244

Yeni yürümeye başlayan çocuklar böyle bakar işte her şeyi; hayretle. 244

Tekerrür her dem yeniden gelir vücuda. 244

Gördüklerine benzemiyorum ben. Kimseye benzemiyorum. 244

Söylesene, öfkenle helalleşemez misin? 244

Hiddetinden utandı. Cinnetinden utandı. Anı anına uymayan, kâh vezir kâh rezil eden tıynetinden utandı. 245

Kaderle sille tokat kapışmaya kalkanların, geçmişi yaralılardan çıktığını bilirdi. 247

Buraya gelirken geride neler bıraktığını bilmiyorum. 247

Beklemek...

            ama neyi...

                       ve kimi...

                                hem, nereye kadar...

 Beklemek...

            ama neyi...

249

Tek korkan sen misin sanıyorsun? 250

Kimselere anlatamadığı, anlattığı takdirde anlaşılmayacağını bildiği şeyleri kendine saklıyordu. 254

... sevgili ustam, bence mutsuzlardan değil, hâlâ mutlu kalanlardan şüphe duymak gerekir. 261

Otların düşmanı yoktur; böceklerin de. Yaşayıp giderler çünkü. Bir de bana bak. Ota benziyor muyum hiç, ya da böceğe? 262

Acılar hepimiz için, bütün insanlar için. Fakat her acının bir mükafatı vardır muhakkak. 262

Ben neredeysem dünya orada. 262

Kapatılmışsınız ama yalnız değilsiniz. Açık sokaklarda yürüyüp de tutsak olan niceleri var.  Halil Cibran 263

Anlatacak çok şeyim olsa da, emin değilim anlaşılmak istediğimden. 266

Dönecek bir tavanarası yoktur bazen, ne de gidecek bir şehir. Her yer aynıdır. aslında, hiçbir yer aynı değil. Gidebilmek sadece bir özlemdir kimilerinin dilinde, olmayacak duaya amin diyenler de çıkabilir. Firar ederken kök salar kimileri; kök salarken firar edenler de olabilir. 269

Hep Doğu'yu gösteriri pusulalar; gerçi dünya yuvarlaktır. 269

Aşk sonradan gelmez hiçbir zaman. Varsa vardır, o kadar. 269

Bir Önceki Sayfa...

Yukarı Çıkmak İçin...