|
Kitabın
İncileri |
Sayfa |
|
|
Korkularla büyütüldüğüm, hep birilerinden, birşeylerden
korktuğum için belki de bu şehir böyle dehşetengiz görünüyor
gözüme. |
5
|
|
|
Hangi gölgenin
kıyafete ihtiyacı olabilir ki? |
6
|
|
|
Hayat denizi sakin
olduğunda, daha da korkunçtur; çünkü sükunetin ortasında
fırtına saklıdır. Luis de Leon |
11
|
|
|
Hatırlanacak ne
varsa hep hatırında tutacak, unutulacak ne varsa hızla
unutacaktı. |
20
|
|
|
... derinden iz süren ve geçtiği yollarda nilfam ayak izleri
bırakan bir hüzün peşinden ayrılmıyordu. |
25
|
|
|
Durup omuzlarından
sarsmak istiyordu hüznü, neyin peşinde olduğunu duymak
istiyordu. |
25
|
|
|
Gayet iyi
biliyordu ki, hüzün denilen şey tıpkı siyah, dalgalı bir saç
teline benziyordu. Hüzün, kopardıkça çoğalıyor, çoğaldıkça
arsızlaşıyordu. |
26
|
|
|
Onları seviyordum,
hâlâ da çok seviyorum onları. Yalnız hiçbir zaman onların
basit dünyalarına giremedim. Julio Cortazar |
31
|
|
|
Mutluluğun
ardından gelebilecek bir elemnin yaratacağı hüsrandan değil,
mutluluğun kendisinden korkuyordu. |
31
|
|
|
Ve geçmişi sıla
belleyenler ömür boyu gurbette yaşamaya mahkum olduklarına
göre, ya hafızayı hatıralşardan uzaklaştırmak lazımdı, ya da
hatıraları ait oldukları zamandan. Aksi takdirde, acıtırdı
geçmiş; boş yere yaralanırdı insan. |
32
|
|
|
... o, hayatın sadece bugünden ibaret
olmadığını, hatırlanmadığı müddetçe geçmiş diye bir şey
kalmadığını ve aslolanın gelecekten başkası olmadığını ailenin
bütün fertlerine bıkıp usanmadan anlatmalıydı. |
35
|
|
|
Aşık olmuştu ve
aşk hiç hesapta yoktu. |
46
|
|
|
Gözlerinin içine
dosdoğru bakıp, gene başaramadığını söylemek için mi?O
gözlerde vaktiyle yanıp sönen tutkulardan artık eser
kalmadığını bir kez daha anlayıp, acı çekmek için mi? |
46
|
|
|
Sevdiğinin aniden
bir yabancıya dönüşmesini içine sindiremiyordu. |
46
|
|
|
İnsan bazen bir haritaya ihtiyaç duyar. Hiç gitmediği ya da
hep gittiği bir yerin haritasına değil; bir daha asla
gidemeyeceği bir yerin haritasına. Geçmişi bir rüya olmaktan
çıkartıp oranın hep var olduğuna ve geleceği ümitsizlikten
kurtarıp oranın hep öyle kalacağına inandıracak bir haritaya.
İnsan bazen sevgilisinin haritasını çıkarmaya ihtiyaç duyar.
Terk edilmenin acısını unutturup, acısını çoğaltacak bir
haritaya. |
47
|
|
|
Severdi farklı
kelimeler duymayı, farklı yüzler görmeyi. |
49
|
|
|
Ölebilirdi istese;
ya da yaşayabilirdi. |
51
|
|
|
Günahkarların
sustuğu yerde günahları dillenir. |
52
|
|
|
Başkalarının
işlediği bir günahı bilip de anlatmamak, o günaha ortak
olmaktan başka ne manaya gelebilirdi ki? |
52
|
|
|
Herkes unutulabilir ama lanet unutmaz. Lanet, sır saklamaz!
Birgün mutlaka konuşur. |
52 |
|
|
Oysa, dalından
düşmüş bir elma ya da yerinden olmuş bir taş gibi, hoplaya
zıplaya, yuvarlana yuvarlana, gamsız tasasız, öncesiz ve
sonrasız inebilirdi yokuştan. |
56
|
|
|
Duramamanın
rüzgarı yüzünü yalarken, güzel olan her şeyin neden bu kadar
kısa sürdüğüne hayıflanmaya bile vakit bulamadan mutlu bir
tebessümle yokuşun dibine varabilirdi. |
56
|
|
|
Varlığı odada
hüküm süren sisli, yosunlu, ağlamaklı gölü dalgalandırmadı;
suları bulandırmadı. |
57
|
|
|
Her
ne olursa olsun, inmesi çıkmasından çok daha kolay olacaktı. |
59
|
|
|
Bu yüzden oyunlarımızı gizlice oynuyoruz.
Mario Vurgas
Llosa |
60
|
|
|
Her ne olursa
olsun, biten bitmiş, giden gitmişti. |
61
|
|
|
Hem zaten, çok
geçmeden kabuk bağlardı her yara. |
61
|
|
|
... bakacak şey çok olduğunda, kolay dağılırdı insanın
dikkati. |
63
|
|
|
Nasıl olsa aynı
kökten elde edilir her zehirin panzehiri. |
64
|
|
|
Her yolculuk kendi
çizgileri içinde bir başka yolculuk gizler. Sapılmayan
dönemeç, unutulan açı.
Jeanette Winterson |
71
|
|
|
Mumların titrek
ışığı kadının saçlarını okşuyordu; usul usul, nazlı nazlı. |
71
|
|
|
Ölümü anlamak çok daha kolaydı. |
75
|
|
|
Korkmak için
sebebi olanlar korkarlardı ancak... |
83
|
|
|
Efil efil esen bir
yel ve yele kapılmış güzellikler getirirdi her gecenin sabahı. |
85
|
|
|
Sevgi ve Arzunun
aşırı halleri olabilir.
Spinoza |
91
|
|
|
Değişiyordu.
değiştiğini farkediyordu. Sahip olduğu ne varsa hepsini
kaybedebileceğini hissediyordu. Ve galiba
bundan üzüntü
duymuyordu. |
91
|
|
|
Hayat
dediğin zaten tekin değildi; tek fark, giderek daha az
tekin olmaya başlamasıydı o kadar. |
92
|
|
|
Güllerin aksine,
içine konduğu vazoda hiçbir zaman mutlu olamayacağını biliyor. |
98
|
|
|
O, bir parmak
mesafesi yakınlığında, bir buse mesafesi uzaklığındaydı. |
103
|
|
|
Eğer istisnasız
herkesi seversen, yani düşmanını seversen, sana zulmedeni
seversen, sevdiklerini sevmenin ne manası kalır? |
105
|
|
|
İlk taşı atan, ilk
çiçeği verendi. |
106
|
|
|
Ben başka türlü
bir hikayenin peşindeyim. |
109
|
|
|
Sen bana başka,
bambaşka bir hikaye ver, ben de onu nakledeyim. |
109
|
|
|
Kimse acı çekmek
istemez. Ben de istemem. |
109
|
|
|
Birbirimiz eksiksiz tanıyoruz. Sen, ben ve sensin; sen ve ben,
sensin.
Mario Vargas Lloca |
110
|
|
|
Kadın inci gibidir
Isabel. Bazen senelerce, bazen de bir ömür boyu bir
istiridyenin içinde saklar kendini. Fakat bir kez günışığı
gördü mü çabucak unutur geçmişini. Geçmişte ne kadar
saklanmışsa o kadar seyredilmek ister; ne kadar kapalı
kalmışsa o kadar açığa çıkmak ister. İşte o an çıkıp
geldiğinde, artık ona kimse mani olamaz. Kendi bile. |
111
|
|
|
Ummanların
ötesinde bir altın şehir yok.
Cemil Meriç |
113
|
|
|
Sen duyduklarına inanıyorsun. Söylenmeyene inan, çünkü insanın
sessizliği, sözcüklerden daha yakındır gerçeğe.
Halil Cibran |
115
|
|
|
Ömrü hayatını
okumaya ve okuduklarının en azından bir kısmını insanlara
nakletmeye vakfetmiş ve birgün kitaplarından başını
kaldırdığında, kendisiyle birlikte bütün dünyanın yaşlandığını
fark etmişti. |
118
|
|
|
Her şey başka
türlü olabilirdi; ama omamıştı işte. |
118
|
|
|
Nehirlere benzetirdi insanların fıtratını. Yanısıra akan
sularla kaynaşmayan, kendi mecrasından bir kerecik bile
sapmayan, yağan yağmurla taşmayan, kuraklıkta alçalmayan,
kimseye bir hayrı dokunmayan bir su birikintisi olabilirdi. |
119
|
|
|
İsim dediğinse
usul usul yoğururdu insanı, kendine bend ederdi. Her isim bir
başlangıç demekti; her başlangıç, ayrı bir yol hikayeler
haritasında. Başka tercihi olmadığı için değil, olduğu halde
yaşamaktı yakışan insana. |
120
|
|
|
İsimle insan
yekvücut olmalıydı; sular sulara karışmalı. |
120
|
|
|
Oysa... oysa belki
de, bir musibet bin nasihattan yeğ değildi. |
122
|
|
|
Kaçmak, ortadan
kaybolmak, hiçbir yere varamadan, hiçbir hedefe ulaşmadan
gitmek, sadece ve öylece gitmek istiyordu canı. Yapamadı. Aynı
kayıkla geri döndü. |
123
|
|
|
Benim ışığım içimde! |
127
|
|
|
Bilmemek, kendi
gölgenden korkmana sebep olur; bilmekse başkalarının
gölgesinden. Biri içeriden kuşatır seni, öteki dışarıdan. |
128
|
|
|
Korktuğun zaman
bil ki, korku da cesaret de, aynı çemberin parçalarıdır. Bil
ki çember senin içindedir. Demek ki korkak olduğun kadar cesur
olabilirsin. Ne kadar derine düşersen düş, bir o kadar yükseğe
çıkabilirsin. |
128
|
|
|
Bana hakikatı
değil, kendini ver. Kendini, yani rüyanı.
Cemil Meriç |
129
|
|
|
Ateş olunca
yanmaktan korkmak manasızdı; çünkü ateş dediğin yakar ama
yanmazdı. Demek ki, yanmak ateşin dışındakilere mahsustu;
onunla tekvücut olanlara değil. |
132
|
|
|
... hafıza
dediğin, oldum ılası hatırlamayı severdi. Hatırlamaksa, zaten
bir şeyi yoktan var etmek demekti. |
137
|
|
|
Hatıralar bu kadar ıstırap verdiğine göre, en iyisi hiç
hatırlamamaktı. Hiç hatırlamamak, mutlak ölüm demek olsa da! |
137 |
|
|
Bir insana
sırrınızı verdiğinizde, özgürlüğünüzü verirsiniz.
Fernando de Rojas |
147
|
|
|
Sevmişti bu
hikayeyi; tıpkı bu şehri sevdiği gibi. |
153
|
|
|
Dünyanın yuvarlak olduğunu söyleyenler haklıydı belki de; ama
kenarları olmasa da dibi vardı. |
154
|
|
|
Bir bakıma,
varmakla gitmek arasındaki o incecik çizgiyi genç yaşta ayırt
etmiş ve her zaman, varmaktan değil de, gitmekten yana
olmuştu. Ne var ki kaçmak, varmaktan da gitmekten de
farklıydı. Gitmek başı sonu olmayan, menzili meçhul bir
seyrüsefer; varmaksa güzergahı önceden çizilmiş, hedefi malum
bir tırmanıştı. Gitmekte aslolan dere tepe taban tepip
durmaksızın hareket ederek rüzgarı hissetmek; varmaktan
aslolansa, o tepeye ulaştıktan sonra durup rüzgarı elde
etmekti. Gitmek hafızası kudretli ve inatçı olanların,
varmaksa hayal gücü engin ve obur olanların işiydi. Gitmek
kadere diş bileyenlerin, varmaksa kadere inanmayanların
tercihiydi. |
157
|
|
|
... ne kadar
uzaklık yeterince uzak olabilirdi, bunu bilmiyordu. |
162
|
|
|
Ne kadar uzaklık
yeterince uzaktı ki? |
163
|
|
|
Tek korkan sen
misin sanıyorsun? |
163
|
|
|
Birbirimize yasak
olmasak, gene de bu kadar sever miydin sevgimi? |
163 |
|
|
Bu kadar uzak bir
yere gidip, hayal kırıklığı aramaya değer miydi?
Lamartine |
167
|
|
|
Her tiyatro
sahnesi büyük bir aynaydı, izleyicilere ttulmuş; ve her ayna
büyük bir tiyatro sahnesiydi, hayatın göbeğinde kurulmuş. |
173
|
|
|
İnsanların
bilmeleri yetmez, gözleriyle görmeleri de gerekir.
Michel Faucault |
178
|
|
|
Fakat umut ciddi bir meseledir. Umut tehlikelidir. |
188
|
|
|
Bütün bu
yolculuklar geçmişini yeniden yaşamak için mi? diye sordu bu
noktada Han. Şöyle de sorabilirdi aslında: 'Bütün bu
yolculuklar geleceğini yeniden bulmak için mi?'
Italo Calvino |
192
|
|
|
Yabancılığımı
yabaniliğime kılıf yapıyorum. |
196
|
|
|
Bana dair benim de
bilmediğim şeyler var muhakkak. |
196
|
|
|
An kopukluktu,
zaman süreklilik. Zaman nizamdı, an düzensizlik. Akıl zamanın
ellerinde yeşerirdi; sevgiyse anın. Şeytan anın efendisiydi,
Tanrıysa zamanın. |
206
|
|
|
Yaratılan her şeyin bir başlangıcı, başlangıcı olan her şeyin
de muhakkak bir sonu olduğuna inanıyordu. |
207
|
|
|
Her zaman olduğu
gibi, her ikisi de, konuşulmaması gerekeni konuşmak yerine
konuşulması gerekeni konuşmamayı yeğlediler. |
213
|
|
|
Cesaretle cehaleti
karıştıranlar nelere sebep olabaileceklerinin farkında bile
değiller. |
215
|
|
|
Bir kitap kendi
diliyle konuşur, kendi yolunu bulur. Bulamazsa kaybolur. |
215
|
|
|
Korkarım sen
kitaplara insanlardan daha çok itimad ediyorsun. |
215
|
|
|
Sen bakma havanın durgunluğuna, derya dediğin uyur uyur
uyanır.
Nazım Hikmet |
233 |
|
|
İnsan ilk defa
gördüğü birine ilk defa görüyormuş gibi bakmalı. Daha evvel
gördüklerine bakar gibi değil. |
244
|
|
|
Yeni yürümeye
başlayan çocuklar böyle bakar işte her şeyi; hayretle. |
244
|
|
|
Tekerrür her dem
yeniden gelir vücuda. |
244
|
|
|
Gördüklerine benzemiyorum ben. Kimseye benzemiyorum. |
244
|
|
|
Söylesene, öfkenle helalleşemez misin? |
244
|
|
|
Hiddetinden utandı. Cinnetinden utandı. Anı anına uymayan, kâh
vezir kâh rezil eden tıynetinden utandı. |
245
|
|
|
Kaderle sille
tokat kapışmaya kalkanların, geçmişi yaralılardan çıktığını
bilirdi. |
247
|
|
|
Buraya gelirken
geride neler bıraktığını bilmiyorum. |
247
|
|
|
Beklemek...
ama neyi...
ve kimi...
hem, nereye kadar...
Beklemek...
ama neyi... |
249
|
|
|
Tek korkan sen
misin sanıyorsun? |
250
|
|
|
Kimselere
anlatamadığı, anlattığı takdirde anlaşılmayacağını bildiği
şeyleri kendine saklıyordu. |
254
|
|
|
... sevgili ustam,
bence mutsuzlardan değil, hâlâ mutlu kalanlardan şüphe duymak
gerekir. |
261
|
|
|
Otların düşmanı
yoktur; böceklerin de. Yaşayıp giderler çünkü. Bir de bana
bak. Ota benziyor muyum hiç, ya da böceğe? |
262
|
|
|
Acılar hepimiz için, bütün insanlar için. Fakat her acının bir
mükafatı vardır muhakkak. |
262
|
|
|
Ben neredeysem
dünya orada. |
262
|
|
|
Kapatılmışsınız
ama yalnız değilsiniz. Açık sokaklarda yürüyüp de tutsak olan
niceleri var. Halil Cibran |
263
|
|
|
Anlatacak çok
şeyim olsa da, emin değilim anlaşılmak istediğimden. |
266
|
|
|
Dönecek bir tavanarası yoktur bazen, ne de gidecek bir şehir.
Her yer aynıdır. aslında, hiçbir yer aynı değil. Gidebilmek
sadece bir özlemdir kimilerinin dilinde, olmayacak duaya amin
diyenler de çıkabilir. Firar ederken kök salar kimileri; kök
salarken firar edenler de olabilir. |
269
|
|
|
Hep Doğu'yu
gösteriri pusulalar; gerçi dünya yuvarlaktır. |
269
|
|
|
Aşk sonradan
gelmez hiçbir zaman. Varsa vardır, o kadar. |
269
|
|