Ana Sayfa

Kitap

 

 

PİNHAN - Elif Şafak / Metis Yayınları / 2001 İstanbul


Adı Pinhan. İsmi büyülü, ismi büyücü... Ondan etkilendim. Pinhan'dan... Ve adını verdiği kitaptan... Ama beni rahatsız eden birşeyler vardı hep. Sanki ar duygusunu her satırında, okurken yanımda taşıyordum. Bu da bende bir tedirginliğe sebep oldu. Nâhoş bir tedirginlikti üstelik.

Kelimelerin birbirini takip edişinde bir oyun gizli gibiydi. 'Kelimelerle oyun da olabiliyor' diye geçirdim içimden. Bu da bir ağırlıl vermiş havasına kitabın. Daha doğrusu bir kasvet çerçevelemiş onu.

Sovyet Rusya'nın o ağır, ürkütücü; bir o kadar gizemli ama ihtişamlı binalarındaki havayı hissettim Pinhan'ı okurken. Tozlu bir kokusu vardı havasının.Yağmur öncesi çıkan ufak bir yelin tozu havaya kaldırmasıyla yağacak olan yağmurun nemine yapışması. Bunun verdiği o garip koku. 

Ama bir eseri ihtişama bürüyen yazarın kelimelerle oynaması değil bana göre. Hani insanın kafasını karıştırmaktı belki amaç. Ya karışık bir kafa ne düşünebilir tamı tamına. Bilmiyorum aslında.

Akrep Arif Mahallesi'nde en çok bu kasveti hissettim ben Bu kadar çok tasvire gerçekten gerek var mıydı? Aslında bunu da bilmiyorum?

Ve sonuç... 

Beklediğim son bu değildi. 'İyi ya önemli olan sonun okuma seyrinde hissedilmemesi' derseniz eğer, derim ki 'O endamlı salınışına kitabın, bu son az gibi geldi bana'. Hikaye öyle geç başladı ve hikaye başlar başlamaz son öyle çabuk geldi ki... neye uğradığımı şaşırdım.

Birşeyler eksik kalmış mı ne? Nevres! Nevres Nakş-ı Nigar'ın sesini duydu. Onunla konuştu. Ya sonra... Madem sonrası yoktu bu işin, niye kitapta... falan ve de filan işte.

Velhasılı bitti...

'De bana, vuslatımıza daha çok var mı?'


 

 


Kitabın İncileri

Sayfa


Bugün sana nazım geçmedi. De bana, vuslatımıza çok var mı? 9

Korktu. Gidp de varamamaktan değil, varıp da dönüş yollarını kaybetmekten değil, dönüp de geride bıraktıklarını yerlerinde görememekten değil; bir kendini bulmaktan, bulduğundan korkmaktan korktu. 11

Damlalardan biri düştüğü yeri deldi geçti. 11

Dilersen kal orada. Sen nasıl dilersen, gönlün ne yöne akarsa... 16

Görünenle yetinirsen eğer sadece tırtılı bilirsin. Çirkindir ya tırtıl, gönlünü çelmez. Görünenin ötesine geçmek istersen eğer, aradan örtütü kaldırıp da gönül gözü ile bakarsan, kelebeği bulursun karşında. Güzeldir ya kelebek, gönlün ona akar. Lakin gönül gözünle görürsen eğer, kelebeğe değil tırtıla sevdalanırsın. 22

Devri tamam olan gelir, devri tamam olan gider. Gelen, gidende saklıdır; giden gelende saklı. 22

İsim dediğin, Hz. Adem'den bu yana, kendini taşıyanı kâh usul usul yoğurur, kâh efsunlu iplerle sıkı sıkı bağlardı. 23

Aşk üzerine yazılanlar kara, kapkaraydı. 24

Katreyiz alemde, lakin

Dilde derya olmuşuz

                        İ.H. Erzurumi

25

Eşikler, varacak yeri, gidecek yuvası olanlar, yüreğinde sıla hasreti taşıyanlar için yapılmıştı. Yeri yurdu olmayanlar, yönünü şaşıranlar içinse, eşik dediğin, ne bir eksik ne bir fazla, tam bir azaptı. 29

Canansız can, cansız canan olamazdı. Aşığın da maşuğun da gıdası, mayası aşktı. İki yürek bir çarpardı. 32

Biz sevdik aşık olduk,

Sevildik maşuk olduk.

Her dem yeni doğarız,

Bizden kim usanası.

                     Yunus Emre

35

İsimler büyülüdür. Sade büyülü mü, isimler hem de büyücüdür. 35

Bir isimle ol ismi taşıyan, evvela hemmam; bir zaman zaman sonra hemsıfat ve hemmeşrep; derken hemdil, hemkadeh ve hemsohbet; en nihayetinde de hemsefer oluverirler. 35

Sefer vakti kapıya dayandığında, yolcu yolunda, hancı hanında gerektir. 35

İnsanları izlerken, daha evvel hiç görmediklerini görebilir, hiç hissetmediklerini hissedebilirsin Pinhan. 40

... tekkeye boş giren boş çıkar. 44

Emanet dediğin bir vakit sonra geri alınır Pinhan. Hikaye dediğin emanet değildir. 45

Bizim nazarımızda zaten her hikaye, ta Kaalübeladan kalma eski bir hikayedir. Gel gör ki hikayesini yaşamamış olanlar bunu bilmez, onlar yeni bir hikaye arar durur kendilerine. El değmemiş olsun, tadına bakılmamış olsun isterler. Çünkü bir olmayı değil, tek olmayı arzu ederler. 45

Hayalle hafıza ateşle su gibidir. Hayal dediğin hafızayı boğmak, hafıza dediğin de hayali yıkmak ister. Onlar didişirken, biz de deriz ki 'bu yaptığınız gaflettir'. 45

... hatırlamak için hayal kurmaya, hayal edebilmek için de hatırlamaya muhtacız. Hikaye dediğin de budur zaten. Bu andır. İçinde geçmiş ve gelecek, hafıza ve hayal barınır. Her hikaye, ezeli, evveli olmayan, alabildiğine hudutsuz bir andır. Ne başta, ne sonda; tam da ortadadır. 'O vakit hayal de hafıza da anlar ki hikayeler hep eskidir, aynıdır. Velhasıl bunca süslü kelime, bunca harf tek bir noktada saklıdır. 46

Bilirim üzümün sarardı, amma tatlanmadı; yapayalnızsın amma şu varlık alemine gözlerini açarken attığın çığlık yankısız kalmadı... 46

Her gün bir yerden dönmek ne iyi

Her gün bir yere konmak ne güzel

Bulanmadan, donmadan akmak ne ala

 

Dünle beraber gitti cancağızım

Ne kadar söz varsa düne ait

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım

                               Mevlana Celaleddin

47

Şimdiyse pılını pırtısını toplamadan, ardına dönüp bakmadan çıkıp gitmek, yollara düşmek ve biryerlere varmak değil, sadece gitmekti dileği. 

Varmak değil sadece gitmek; gitmek..!

50

Miskin ademoğulları

Ekinlere benzer gider

Kimi biter kimi yiter

Yere tohum saçmış gibi.

                              Yunus Emre

52

Bi mekanım bu cihanda

Menzilim durağım anda

                             Yunus Emre

53

Resim dediğin kayıp giderdi tenin üzerinden; yağ damlası gibi kayar, keçi yolları gibi incecik, daracık izler bırakırdı peşisıra. Hoş bir resim gülümsetirdi adamı; o kadar. Tene işlemez, ele batmaz, kanatmazdı. 54

Bizi ta'n eden olursa bilsin ki,

Harama el sürmedi Ballı Behram

Seninle içtiğim şarap helaldi

Sensiz içtiğim su bile haram.

55

Yüksekten uçanların boyunu eğdiği, alçaktan kanat çırpanların da şimşek hızıyla maviliklerde gözden kaybolduğu zamanlar muhakkak ki vardı. 56

İnsan bazen ağır ağır, kademe kademe görür. Bir resmin eteklerindeki ayrıntılardan başlar görmeye ve orda burda yalpalayan, kıvrılan bakışları usul usul varırı resmin merkezine. 56

/bil ki dervişlik dediğin ne hırkandadır ne taçta/ 57

/nasılsa karışacak ten türaba/ 57

/ne de olsa derya ummandır balığa/ 57

/vuslatın yolu nedir bir de biz bilelim dersen / lüzum yoktur yola yordama / ne kadar çok yürek varsa çarpan / ne kadar çok gönül gözü varsa dost cemaline müptela / o kadar çok yol yordam var demektir / var kendin hesapla / 57

Sen kendini küçük zannedersin. Halbuki en büyük alem sen de toplanmıştır. 60

Katreyiz alemde, lakin unutma ki tek bir nokta Pinhan, tekmil sırları içinde barındırır. 60

Ben dostumu gökte ararken yerde buldum Pinhan. Lakin bulur bulmaz da yitirdim. 61

Senin yüreğine gurbet düşmüş bir kere, kavli karar etmişsin göçmeye. Gönlün o yere akmış Pinhan, elden ne gelir. 61

Her ne yöne gidersen git, kaç menzil tüketirsen tüket sakın ola kendinden utanma. 61

Biz nefsimizi silmekten değil, bilmekten yanayız; unutma. 61

Kırılmak için bükül

Düz olmak için eğril.

Dolmak için boşal,

Parçalan ki yenilen

Az şeye sahip olanlar

Çağa kavuşabilirler

Çok şeyi olanların zihni karışır.

                                Tao Te Ching 22

65

Kıyamet dediysek, alevlerin meali herkes için bir olacak değil elbet. Malum ya, her yangın nice insanı inim inim inletirken, bir de bakmışsın ki kiminin de yüzünü güldürür. Belki de budur bu işlerin hikmeti. Ne safi kötülük, ne de safi iyilik. Ne de olsa, kötünün en okkalısı bile, bazı bazı, bazılarına, mucizevi bir merhem terkip eyleyip, cılk yaraları iyileştirir. İnanması ne denli zor olsa da, kiminin ruy-ı mahşeri, kimin ruz-ı hazırı oluverir. 73

İstanbul yangını, Anadolu ise salgını ile nam salmıştı. 74

Ettiğimiz hıyanetin zullünü değil yağmur, Nuh'un tufanı dahi yıkayamadıktan sonra... 101

Lakin seveni çok olanın çekemeyeni de çok olurmuş. 121

Onun merhameti öfkesinden büyüktür. 122

... korku dediğin safi yalandır / korku ile yakaran / bir kendini sever / aşk ile yanıp tutuşan / geçer serden / her dem yeniden tutuşturur küllerini 122

İster öldür, ister al

Kurtar beni pür-yareden

İşte gönlüm, işte sen

Ben çıktım artık aradan

                        Süreyya Efendi

152

Rüya dediğin ister gece gelsin, ister gündüz, hakikatti söylenenler. 167

Bir nebze umudun kime ne zararı olabilirdi ki? 177

... her rüya bir haritadır aslında. 180

Ve her rüyanın pek çok kapısı vardır. 180

... rüya gören kurda yürür gibi gayet sarih işaretler bırakır ardında. Kimi zaman da bir yağmur çıkar yahut şiddetli bir rüzgar; ve ayakizleri siliniverir. 180

Rüya demek hatıralarımız demektir. Bazen hatırlamak istemeyiz onları. 181

Öfke sıcaktır Nevres, üflemeden yenmez. 184

Zehirin de, panzehirin de masdarı, aynı yabani otun köklerine yürüyen yağmur sularıydı. 197

Demek öfke dediğin öfke ile diniyor. 197

... rüya dediğin zıddıyla tabir olunur. 203

Hiçbir şeyi yoktu ve olsun da istemiyordu. Kente, konuşmalara, kitaplara gidiyordu. Sözcüklere doğru yola çıkıyordu.

                         Sylvie Germain, Amber Gece

207

Kimine kâfi gelir bu ten sureti

Böyle doğar, böyle sırlanır

Kimine dar gelir bu ten sureti

Hep arar, savrulur

 

Kiminin imanı korkudur

'Ve inne rabbeke leşediy dül'ikaab'

Kiminin imanı safi aşktır

'Ve ma rabbüke bizallamin lil'abiyd'

 

Her kim ki aşk için, aşkla yaşar

Aşkı arar, aşkla yanar

İşbu vücud şehrinin 

Kapısını aralar

209

Yaşanan, yaşanılan ve aslolan tekerrürdü; ve tekerrürde; ve tekerrürde hiçbir şey baki kalmazdı. 214

Dağ, tepe / bayır, ova / su ve toprak / ateş ve hava / senin kokunla yoğrulmuş / buram buram sen kokmakta / her nefeste / her iç çekşte / ve her özlemde / seni / sade seni / soluyorum / senin karşında utanmaktan değil / seni utandırmaktan / korkuyorum / öyle bir sapa yola / soktun ki / beni / öyle bir yolda rehberlik ettin ki / hep ışığı görmemek için / görüp de / gün ortasında çırılçıplak kalmamak için / yalvardım durdum / en nihayetinde / dönüp dolaşıp vardığım yerde / senden / bir senden /uzak düştüm / ayrı düştüm / belki de ilk kez / o zaman bölündüm... 215

Bugün sana nazım geçmedi.

Yazık i bu demde sana nazım geçmedi.

De bana, vuslatımıza daha çok var mı?

215

... / seni gördüm kaderimde / ebrunun halkalarını saydım / tastamam dört etti / halkalardaki kıvrımları hesapladım / tastamam senin ismin etti / isminin yanına beni de kazı dedim / boyalar isyan etti. 216

Bir de baktım ki / ben ben değilim artık / suretim başka bir suret / ismim bir başkasının ismi / gönlüm ne yöne akar / ben ne yöne / verdiğin emaneti yitirdim yollarda / hata ettim / kusur ettim / affola... 216

Bir Önceki Sayfa...

Yukarı Çıkmak İçin...