Ana Sayfa

Kitap 

 

MAHREM - Elif Şafak / Metis Yayınları 


Mahremdi hayat, mahremdi düş, mahremdi yaşanmışlar-yaşanacaklar, mahremdi yürek, mahremdi hayal... velhasılı insanın her şeyi bir bir mahremdi. Öyleydi öyle... mahremdi!

Sevdalar mahrem, savdaları yaşamak mahrem, yaşadığını kendine bile göstermesi mahremdi. Öyleydi öyle... mahremdi!

Bir zamanlar...

Şimdilerde ev içi-ev dışı, dağ başı- dağ dibi, pakı önü-kapı ardı, gökyüzü, uzay, güneş, kainat... vesaire vesaire gözönünde ... ama yine mahrem... öyle öyle, mahrem!

Olabilir...

İnsanı etkileyen bir örgüsü var Mahrem'in. Dilini ise kendime çok yakın buldum. Cümlelerse oldukça sempatikti. Ben severim bol virgüllü koccaman cümleleri. Ben severim diyeceğini olduğu gibi diyeni. Bu kitabı da sevdim. Onu tanımak hoşuma gitti ve kelimelerin anlamı beni hayrete düşürdü. Hayrete düşmek de güzel. Bir güzeli daha yaşadım.

Nazar sözlüğü yazan'ı için çok önemli imiş. Yapılan en ufak bir kayma kitabın bütün akışını değiştirebilirmiş. Öyleymiş işte... Mahrem!   


 

 


Kitabın İncileri

Sayfa


 ... kırk tarak dayanmaz derler deli kısmının tek bir saç telini taramaya öyle kuvvet verirmiş delilik insana. 10

 Mahremiyetin gitti mi elden, sen de gitmelisin tez elden! 13

 Baktın ki kem söz işiteceksin, evvela kendin dalga geç kendinle; hatta en çok sen dalga geç ki, başkalarına fırsat kalmasın. İsmini sen koy marazının; hatta davul zurnayla duyur ki merhamet yoksunu ismini, sana lakap takmaya yeltenenlerin hevesleri kursağında kalsın. Yani baktın ki başkaları seni hırpalamak üzere, kendi kendini hırpalamalısın kalkan niyetine. 20

 Şişmanları ancak şişmanlar zayıf gösterebilir. Şişman şişmanın yegane panzehiridir. 23

 Oysa gümüş bir ayna olmadan, işini tam yapamazdıgümüş tarak. Bir ayna lazımdı muhakkak. 34

 ... kadın kısmının gemisi batsa batsa, sorumluluklar ambarında açılan gedikten azar azar su ala ala değil, beklenmedik bir anda hayaller mendireğine gümbür gümbür yağan güllelerden ötürü batardı. 36

 Kaç kitap okuyunca alim, kaç diyar görünce gezgin, kaç hezimetten sonra bezgin olurdu insan? 45

 İnsanın canı neresinden acırsa, kalbi orada atardı. 45

 Aslını inkar, varlığına isyan eden tek ölümdü donmak. 53

 Öldürürken, kurbanının rızasını alan tek ölümdü donmak. 53

 Her ikisinin gözlerinde de olanca cüretiyle ışıldıyordu ölüme aşina pırıltılar. Karşılıklı iki aynaydı onlar. Baktıkça, birbirlerinin içine akıp, birbirlerinde çoğaldılar. Sonra gözlerini yumdular. 55

 Böyle şeyler hep beni bulurdu zaten. Ben doğru yerde, doğru olana meyletsem bile, bir de bakardım ki, ellerimin her tuttuğu elinde kalmış; ayak diretmiş ayaklarım, 'seninle gelmem, seni taşımam' diye tutturmuş.  73

 Eğilip tek tek toplardımparçalarımı ama her zaman dağılanlar topladıklarımdan fazla çıkardı. Ne kadar dikkat edersem edeyim, daima birşeyler kalırdı geride. Birşeyler hep yarımdı, hep iğreti, hep eksik... 73

 Zaman zalim davranmıştı ona; kaçırılan fırsatların yerine yenisini sunmamıştı. Oysa o, hep bir adım arkadan gelmişti; hep her şey olup bittikten sonra, eve gittiğinde, keşkeler eşliğinde bulmuştu nerede ne yapması lazım geldiğini. 75

 İçtekini, dışarının bakışlarından saklayamazsa, daha çabuk yenilir insan ve daha kolay öldürülür savaş meydanlarında.  77

 ... yeryüzündeki günahların en iyi seyredildiği yer gökyüzü olmuş daima.  78

 Zihin bulandıkça, görüntüler bulanıklaşır. 79

 Derler ki, aşk da unutulurmuş her şey gibi. Hem de yaşanıp bittikten, soğuyup küllendikten sonra değil, tam da doludizgin devam ederken unutulurmuş aşk. 81

 Derler ki, bazıları sadece zifiri karanlıkta görürmüş aynada. Böylelerinin hafızlarından şüphe etmeleri yersizmiş. Çünkü tekleyen hafızaları değil, yürekleriymiş. 82

 ... her sokak kavgasının alevi, bir sokak kavgası seyretmek üzere oraya toplaşanların gözleriyleharlanır. Her sokak kavgasını, seyircileri çıkartır. 89

 Sevilmemek de, ağlarken görülmek de, yapayalnız kalma sebebiymiş. 96

 Bilirdi ki, yalnızlık en çok erkeklere koyardı. 96

 Zaten kimse ne zaman aralanacağına kendi başına karar veren bir kapıydı simya. 97

 ... erkek kısmının gemisi batsa batsa, gördüğü en parlak ışığı denizfeneri zannedip, dümeni sığ sulara kırmaktan ötürü batardı. 98

 Bana hiç geçmeyen hevesler lazım. 101

 Bana hiç bitmeyen hikayeler lazım. 101

 Kaç kitap okuyunca alim, kaç diyar görünce gezgin, kaç takrarla yıpranınca müzmün olurdu insan? Kaç olunca çok, kaçta kalınca azdı rakamlar? 104

 Ne denli güzel olursa olsun seyirlik olan, hakkı vardı gözlerden ırak kalmaya. Hem gözlerden ırak kalabilseydi eğer, bu kadar güzel olmazdı zaten. 106

 Yapabileceklerinden, isteyebileceklerinden korkuyordu. Sınırsızlıktan korkuyordu, kendi kendi sınırsızlığından. 109

 Her çocuk aynı şekilde büyümez. 118

 Tez zamanda çok şey olur bazen. 119

 Bazen... böyle birdenbire yaralanıveririz. Ama her yara iyileşir. Eninde sonunda kabuk bağlar, üstünü kapatır. Gözlerden saklanır. Çünkü hiçbir yara görülmek istemez. 123

 ... eğer gözbebeklerin yaralanırsa, bir daha asla aynı gözle bakamazsın dünyaya. Baktığın her şeyin kötü yanını görmeye başlarsın. 123

 Şu dünyada en habis insanın dahi isminde bir güzellik, en viran beldede bile cennettten bir köşe vardı. Her arbedenin bağrında ürkek bir sessizlik yankılanır, her cenderenin sonunda umulmadık bir açıklık nefes aldırırdı. 125

 Cennetin de ötesi varsa eğer, kim cennette sonlanmak isterdi ki? 126

 Ölümün anlamsızlaştığı yerde hayattı ilmek ilmek çözülen. Ve hayat şaşırtmaya bayılırdı. En geveze olanın bile nutkunun tutulduğu bir an vardı; en cesurun dizlerini korkudan titreten. Fotoğrafçının düğmeye basmasıyla birlikte, coşkulu bir kutlamanın ortasında neşeyle poz verenlerin yüreklerinin sıkışıverdiği bir an... sanki yanmış bir fotoğraf, tanıklığını yaptığı mutluluğu karartan. En pısırığın bile cesarete geldiği, en dilbazın bile kekelediği, en vurdumduymazın bile içindeki dehşetin feryadını duyduğu bir an... İşte o anın ismi, gökkubbenin altındaki kadim dillerin bile kucaklamayı unuttuğu bir kelimeydi; yayılmamış söylenmemişti. 126

 ... erkek kısmı, ne zaman iğreti hayallerden kurtulmak istese, ykunun nizamına sığınırdı. 128

 Aşık olunca da büyür gözbebeği; demek ki aşık olunan hep uzaktadır. Aradaki mesafenin verdiği acıyı azaltmak için, maşuka 'gözbebeğim!' diye hitap edilir. 133

 Geçmiş, bugün ve gelecek... hepsini peşpeşe dizip, dümdüz bir çizgi çiziyorum. Bu yüzden eçmişin geçip gittiğine, geleceğin henüz gelmediğine inanıyoruz. Ve en kötüsü, zamanı önceden çizdiğimiz bu dümdüz çizgide yürümeye mecbur tutuyoruz. Ama belki de o burnunun ucunu göremeyecek kadar sarhoştur. 133

 Keşke zaman hiç ayrılmasa. Düz çizgide dümüdz yürümeyi bir türlü başaramasa. Keşke hep yalpalsa, saçmalasa, parçalasa. Biz de bakıp bakıp, yaptıklarını kınasak ve bir daha hiçbir şeyimizi ona havale etmeye kalkmasak. 134

 ... keşke ayılmasa zaman. Bol bol yanlış yapsa... Önceden yaptığı hiçbir plana uymayı beceremese... Yanlışlarının hep sonradan farkına varsa... iş işten geçtikten sonra. Kendine geldiğinde gene geç kaldığını anlasa. Yetişemese kendi hızına. Yetişmekten vazgeçip gerisin geri dönse, tam ters istikamete. Önce geleceğini harcasa kuruş kuruş. Sonra, teselli arasa yeniliklerde. Derken geçmişe gelse sıra. Bir türlü eskitemediğimiz eskiye. Kussa bütün benliğini, bütün bildiklerini. Geçmişin sırası altüst olsa... sıra mıra kalmasa... 134

 Geçmiş, geçip gitmez. Hiçbir yere gitmez. Geçmiş hep bugünün içine akar. Zaten bu yüzden, unutmak bu kadar önemli. 135

 Unutmak göz temizliği. Her bahar muhakkak yapmalı. Unutmazsak yaşayamayız! Unutmazsak yaşatmayız! 135

 Azadan azalan hemen göze çarpıyordu da, çoktan azalan görünmezliğini koruyordu. 137

 Hayallerin iğne deliğinden geçecek kadar küçük olmalı, dermişkadın kızına. Baktın ki bir hayalin geçemediiğnenin deliğinden, boşver onu. Unut gitisn. İğne deliğinden geçemeyen hayaller boş hayallerdir. Hüsrandan başka bir şey getirmezler.  140

 ... yabancıyı görmek kadar kolay değildi, tanıdıklarımızı görmek. 141

 Herkes bilir ki, beyaz çabuk kirlenir. 145

 Ve insan ait olduğu mekanı kolay kolay terk edemez.  145

 Tak tak tak. 'Kim o?' diye seslenmiş içerideki. 'Benim' demiş dışarıdaki. 'Ben diye birini tanımıyorum ' demiş içerideki. 'Nasıl olsun?' demiş dışarıdaki. 'Nasıl unutursun Ben'i. Bir kere bak hemen hatırlarsın.'

 Yüzü bulutlanmış içeriekinin, sesi titremiş. 'Git buradan' diye fısıkdamış. 'Kocam gelir birazdan. Artuk ona aitim.'

 Ben, son bir kez bakmış bacasından duman tüten, fırfırlı perdeli, aşı boyalı eve. Gidecek bir yeri yokmuş. Cami avlusunda uyumuş o gece. Sabaha karşı namaza gelmiş cemaat. Ben, Biz'e karışmış sessizce. Bir daha onu gören olmamış.

147

 Tıplı bir katilin suç işlediği yere dönmesi gibi hafızamızın takıntılı mekanları vardır. Rüyalarımızda bilmeden, geçmiş hayatlarımızın, yarım kalmışlıklarımızın mekanlarına gidip gidip geliriz. 152

 Bazen tepetaklak olur yürek. Aheste revan giderken kendi yolunda, göğüs kafesine toslar küttedek. Yüzüstü kapaklanıverir yere. 153

 Elmas bir gözdür yürek: Ve çizilmeyegörsün bir kere, artık hep sedefsi bir yırtıkla bakacaktır cümle aleme. 154

 Her şey eski haline dönüyordu. Demek ki her şey geçmişe dönebiliyor, eski bir türlü eskimeyebiliyordu.  158

 Zaman illa da, dünden bugüne, bugünden geleceğe uzanan dümdüz bir çizgide ilerlemiyordu. Zaman kah ileriye, kah geriye gidiyor; bazen yürüyor, bazen duruyor; sarhoş sarhoş yalpalıyordu. 158

 ... sevgililik böyle bir şey işte. Mahremiyet kaybı. 160

 Varmaya değil, gitmeye gitmek... 161

 Nasıl olsa, zaman ile birlikte hemen hemen herkes ve her şey uykuya çekilirdi. 161

 Oysa insan bir kabahat işlemişse, buna şahit olanlarla aynı yerde barınamaz artık. Gözgöze gelemez şahitler ile kabahatliler. Kendileri unutmak istese bile olanları, birbirlerinin gözlerinde tazelenir hafızaları. 181

 Oysa her şeyi unutmak kabildir. İyidir unutmak, göz temizliğidir. 186

 Kolay tutuşur hatıra çıraları; onlar tutuştukça hafızanın kim bilir hangi vakitte, kim bilir nerede donakalmış damarlarına kan yürür. 186

 Ağladıkça temizlenir gözbebeği, arınır.  186

 Ve ne büyük bir tesellidir gece, nasıl da güzeldir. 186

 Oysa her şeyi unutmak kabil değildir. Göz dedikleri şu hayatta tekmil gördüklerini unutmayı becerebilir d, görüldüğünü bir türlü çıkaramaz aklından. Şahitler olmasa geçmişini unutabilir insan. 186

 Görenle görülenin arasına aracı koymak iyi gelir bazen. 192

 Biliyor musun, belki de en derin yaralarımızı gözlerden alıyoruz. 192

 İnsan ait olduğu resimde ya güçlü ya da zayıf, ya çirkin ya da güzel, ya biricik ya da sıradandır. Ama ait olmadığı bir resmin içinde sıfatlarını keaybediverir. Bir de bakarsın kı, aslında o kadar güçlü değilmiş ya da o kadar zayıf. Ne o kadar çirkin ne de o kadar güzelmiş. 195

 Hep ertelediğim zaman, bir türlü varamadığım diyardı... 195

 Oysa aşk dedikleri, solup kurumaya mahkumdur, bir sebebi olduğu andan itibaren. 199

 Aşk insanı güzelleştirir. Görüntülerle oynar pervasızca; yani sıfatlarla, yani aynalarla. Küskünleri aynalarla barıştırır, yalnızları aynalarda çoğaltır. 200

 Her şey başka türlü olabilirdi. Demek ki her hikaye başka türlü nakledilebilirdi.  202

 Her zaman her şeyin görülmesi gerekmiyor. Bazı şeyler gözden ırak olmalı ve de öyle kalmalı!  204

 Söylesene, her daim kendi sonunun peşisıra gider zaman. Ve bu sebepten işte, eninde sonunda, her uçan balon patlar ve gün gelir, her sır kendini gammazlar.  210

 Bilmek istiyorum bir mahremiyeti var mı insanoğlu-insankızının, insan olmanın? Ara sıra da olsa, gözlerden kaçabileceğimiz, görülmekten kurtulabileceğimiz gececil bir an, karanlık bir nokta, kadid bir boşluk, belirsiz bir yırtık, ufacık bir çatlak, önemsiz bir kaçak... hani sanki, bit ısırmış, kene yapışmış, tırıtl kemirmiş, sülük emmiş, güve yemiş, gökten düşen üç elmanın birinden kurt çıkıvermiş kadar küçük, küçücük bir mahremiyet var mı bu seyirlik dünyada. 211

 ... mahremdir hayat. Ve mahrem olan her şey gibi, bazı bazı ırak kalabilmelidir gözden, gözlerden. 212

Bir Önceki Sayfa...

Yukarı Çıkmak İçin...