|
Kitabın
İncileri |
Sayfa |
|
|
...
kırk tarak dayanmaz derler deli kısmının tek bir saç
telini taramaya öyle kuvvet verirmiş delilik insana.
|
10
|
|
|
Mahremiyetin
gitti mi elden, sen de gitmelisin tez elden!
|
13
|
|
|
Baktın
ki kem söz işiteceksin, evvela kendin dalga geç kendinle;
hatta en çok sen dalga geç ki, başkalarına fırsat kalmasın.
İsmini sen koy marazının; hatta davul zurnayla duyur ki
merhamet yoksunu ismini, sana lakap takmaya yeltenenlerin
hevesleri kursağında kalsın. Yani baktın ki başkaları
seni hırpalamak üzere, kendi kendini hırpalamalısın
kalkan niyetine.
|
20
|
|
|
Şişmanları
ancak şişmanlar zayıf gösterebilir. Şişman şişmanın
yegane panzehiridir.
|
23
|
|
|
Oysa
gümüş bir ayna olmadan, işini tam yapamazdıgümüş
tarak. Bir ayna lazımdı muhakkak.
|
34
|
|
|
...
kadın kısmının gemisi batsa batsa, sorumluluklar ambarında
açılan gedikten azar azar su ala ala değil, beklenmedik bir
anda hayaller mendireğine gümbür gümbür yağan güllelerden
ötürü batardı.
|
36
|
|
|
Kaç
kitap okuyunca alim, kaç diyar görünce gezgin, kaç
hezimetten sonra bezgin olurdu insan?
|
45
|
|
|
İnsanın
canı neresinden acırsa, kalbi orada atardı.
|
45
|
|
|
Aslını
inkar, varlığına isyan eden tek ölümdü donmak.
|
53
|
|
|
Öldürürken,
kurbanının rızasını alan tek ölümdü donmak.
|
53
|
|
|
Her
ikisinin gözlerinde de olanca cüretiyle ışıldıyordu ölüme
aşina pırıltılar. Karşılıklı iki aynaydı onlar. Baktıkça,
birbirlerinin içine akıp, birbirlerinde çoğaldılar. Sonra
gözlerini yumdular.
|
55
|
|
|
Böyle
şeyler hep beni bulurdu zaten. Ben doğru yerde, doğru olana
meyletsem bile, bir de bakardım ki, ellerimin her tuttuğu
elinde kalmış; ayak diretmiş ayaklarım, 'seninle gelmem,
seni taşımam' diye tutturmuş.
|
73
|
|
|
Eğilip
tek tek toplardımparçalarımı ama her zaman dağılanlar
topladıklarımdan fazla çıkardı. Ne kadar dikkat edersem
edeyim, daima birşeyler kalırdı geride. Birşeyler hep yarımdı,
hep iğreti, hep eksik...
|
73
|
|
|
Zaman
zalim davranmıştı ona; kaçırılan fırsatların yerine
yenisini sunmamıştı. Oysa o, hep bir adım arkadan gelmişti;
hep her şey olup bittikten sonra, eve gittiğinde, keşkeler
eşliğinde bulmuştu nerede ne yapması lazım geldiğini.
|
75
|
|
|
İçtekini,
dışarının bakışlarından saklayamazsa, daha çabuk
yenilir insan ve daha kolay öldürülür savaş meydanlarında.
|
77
|
|
|
...
yeryüzündeki günahların en iyi seyredildiği yer gökyüzü
olmuş daima.
|
78
|
|
|
Zihin
bulandıkça, görüntüler bulanıklaşır.
|
79
|
|
|
Derler
ki, aşk da unutulurmuş her şey gibi. Hem de yaşanıp
bittikten, soğuyup küllendikten sonra değil, tam da
doludizgin devam ederken unutulurmuş aşk.
|
81
|
|
|
Derler
ki, bazıları sadece zifiri karanlıkta görürmüş aynada.
Böylelerinin hafızlarından şüphe etmeleri yersizmiş.
Çünkü tekleyen hafızaları değil, yürekleriymiş.
|
82
|
|
|
...
her sokak kavgasının alevi, bir sokak kavgası seyretmek üzere
oraya toplaşanların gözleriyleharlanır. Her sokak kavgasını,
seyircileri çıkartır.
|
89
|
|
|
Sevilmemek
de, ağlarken görülmek de, yapayalnız kalma sebebiymiş.
|
96
|
|
|
Bilirdi
ki, yalnızlık en çok erkeklere koyardı.
|
96
|
|
|
Zaten
kimse ne zaman aralanacağına kendi başına karar veren bir
kapıydı simya.
|
97
|
|
|
...
erkek kısmının gemisi batsa batsa, gördüğü en parlak
ışığı denizfeneri zannedip, dümeni sığ sulara kırmaktan
ötürü batardı.
|
98
|
|
|
Bana
hiç geçmeyen hevesler lazım.
|
101
|
|
|
Bana
hiç bitmeyen hikayeler lazım.
|
101
|
|
|
Kaç
kitap okuyunca alim, kaç diyar görünce gezgin, kaç
takrarla yıpranınca müzmün olurdu insan? Kaç olunca çok,
kaçta kalınca azdı rakamlar?
|
104
|
|
|
Ne
denli güzel olursa olsun seyirlik olan, hakkı vardı gözlerden
ırak kalmaya. Hem gözlerden ırak kalabilseydi eğer, bu
kadar güzel olmazdı zaten.
|
106
|
|
|
Yapabileceklerinden,
isteyebileceklerinden korkuyordu. Sınırsızlıktan
korkuyordu, kendi kendi sınırsızlığından.
|
109
|
|
|
Her
çocuk aynı şekilde büyümez.
|
118
|
|
|
Tez
zamanda çok şey olur bazen.
|
119
|
|
|
Bazen...
böyle birdenbire yaralanıveririz. Ama her yara iyileşir.
Eninde sonunda kabuk bağlar, üstünü kapatır. Gözlerden
saklanır. Çünkü hiçbir yara görülmek istemez.
|
123
|
|
|
...
eğer gözbebeklerin yaralanırsa, bir daha asla aynı gözle
bakamazsın dünyaya. Baktığın her şeyin kötü yanını görmeye
başlarsın.
|
123
|
|
|
Şu
dünyada en habis insanın dahi isminde bir güzellik, en
viran beldede bile cennettten bir köşe vardı. Her arbedenin
bağrında ürkek bir sessizlik yankılanır, her cenderenin
sonunda umulmadık bir açıklık nefes aldırırdı.
|
125
|
|
|
Cennetin
de ötesi varsa eğer, kim cennette sonlanmak isterdi ki?
|
126
|
|
|
Ölümün
anlamsızlaştığı yerde hayattı ilmek ilmek çözülen. Ve
hayat şaşırtmaya bayılırdı. En geveze olanın bile
nutkunun tutulduğu bir an vardı; en cesurun dizlerini
korkudan titreten. Fotoğrafçının düğmeye basmasıyla
birlikte, coşkulu bir kutlamanın ortasında neşeyle poz
verenlerin yüreklerinin sıkışıverdiği bir an... sanki
yanmış bir fotoğraf, tanıklığını yaptığı mutluluğu
karartan. En pısırığın bile cesarete geldiği, en dilbazın
bile kekelediği, en vurdumduymazın bile içindeki dehşetin
feryadını duyduğu bir an... İşte o anın ismi, gökkubbenin
altındaki kadim dillerin bile kucaklamayı unuttuğu bir
kelimeydi; yayılmamış söylenmemişti.
|
126
|
|
|
...
erkek kısmı, ne zaman iğreti hayallerden kurtulmak istese,
ykunun nizamına sığınırdı.
|
128
|
|
|
Aşık
olunca da büyür gözbebeği; demek ki aşık olunan hep
uzaktadır. Aradaki mesafenin verdiği acıyı azaltmak için,
maşuka 'gözbebeğim!' diye hitap edilir.
|
133
|
|
|
Geçmiş,
bugün ve gelecek... hepsini peşpeşe dizip, dümdüz bir çizgi
çiziyorum. Bu yüzden eçmişin geçip gittiğine, geleceğin
henüz gelmediğine inanıyoruz. Ve en kötüsü, zamanı önceden
çizdiğimiz bu dümdüz çizgide yürümeye mecbur tutuyoruz.
Ama belki de o burnunun ucunu göremeyecek kadar sarhoştur.
|
133
|
|
|
Keşke
zaman hiç ayrılmasa. Düz çizgide dümüdz yürümeyi bir türlü
başaramasa. Keşke hep yalpalsa, saçmalasa, parçalasa. Biz
de bakıp bakıp, yaptıklarını kınasak ve bir daha hiçbir
şeyimizi ona havale etmeye kalkmasak.
|
134
|
|
|
...
keşke ayılmasa zaman. Bol bol yanlış yapsa... Önceden
yaptığı hiçbir plana uymayı beceremese... Yanlışlarının
hep sonradan farkına varsa... iş işten geçtikten sonra.
Kendine geldiğinde gene geç kaldığını anlasa. Yetişemese
kendi hızına. Yetişmekten vazgeçip gerisin geri dönse,
tam ters istikamete. Önce geleceğini harcasa kuruş kuruş.
Sonra, teselli arasa yeniliklerde. Derken geçmişe gelse sıra.
Bir türlü eskitemediğimiz eskiye. Kussa bütün benliğini,
bütün bildiklerini. Geçmişin sırası altüst olsa... sıra
mıra kalmasa...
|
134
|
|
|
Geçmiş,
geçip gitmez. Hiçbir yere gitmez. Geçmiş hep bugünün içine
akar. Zaten bu yüzden, unutmak bu kadar önemli.
|
135
|
|
|
Unutmak
göz temizliği. Her bahar muhakkak yapmalı. Unutmazsak yaşayamayız!
Unutmazsak yaşatmayız!
|
135
|
|
|
Azadan
azalan hemen göze çarpıyordu da, çoktan azalan görünmezliğini
koruyordu.
|
137
|
|
|
Hayallerin
iğne deliğinden geçecek kadar küçük olmalı, dermişkadın
kızına. Baktın ki bir hayalin geçemediiğnenin deliğinden,
boşver onu. Unut gitisn. İğne deliğinden geçemeyen
hayaller boş hayallerdir. Hüsrandan başka bir şey
getirmezler.
|
140
|
|
|
...
yabancıyı görmek kadar kolay değildi, tanıdıklarımızı
görmek.
|
141
|
|
|
Herkes
bilir ki, beyaz çabuk kirlenir.
|
145
|
|
|
Ve
insan ait olduğu mekanı kolay kolay terk edemez.
|
145
|
|
|
Tak
tak tak. 'Kim o?' diye seslenmiş içerideki. 'Benim' demiş dışarıdaki.
'Ben diye birini tanımıyorum ' demiş içerideki. 'Nasıl
olsun?' demiş dışarıdaki. 'Nasıl unutursun Ben'i. Bir
kere bak hemen hatırlarsın.'
Yüzü
bulutlanmış içeriekinin, sesi titremiş. 'Git buradan' diye
fısıkdamış. 'Kocam gelir birazdan. Artuk ona aitim.'
Ben,
son bir kez bakmış bacasından duman tüten, fırfırlı
perdeli, aşı boyalı eve. Gidecek bir yeri yokmuş. Cami
avlusunda uyumuş o gece. Sabaha karşı namaza gelmiş
cemaat. Ben, Biz'e karışmış sessizce. Bir daha onu gören
olmamış.
|
147
|
|
|
Tıplı
bir katilin suç işlediği yere dönmesi gibi hafızamızın
takıntılı mekanları vardır. Rüyalarımızda bilmeden, geçmiş
hayatlarımızın, yarım kalmışlıklarımızın mekanlarına
gidip gidip geliriz.
|
152
|
|
|
Bazen
tepetaklak olur yürek. Aheste revan giderken kendi yolunda, göğüs
kafesine toslar küttedek. Yüzüstü kapaklanıverir yere.
|
153
|
|
|
Elmas
bir gözdür yürek: Ve çizilmeyegörsün bir kere, artık
hep sedefsi bir yırtıkla bakacaktır cümle aleme.
|
154
|
|
|
Her
şey eski haline dönüyordu. Demek ki her şey geçmişe dönebiliyor,
eski bir türlü eskimeyebiliyordu.
|
158
|
|
|
Zaman
illa da, dünden bugüne, bugünden geleceğe uzanan dümdüz
bir çizgide ilerlemiyordu. Zaman kah ileriye, kah geriye
gidiyor; bazen yürüyor, bazen duruyor; sarhoş sarhoş
yalpalıyordu.
|
158
|
|
|
...
sevgililik böyle bir şey işte. Mahremiyet kaybı.
|
160
|
|
|
Varmaya
değil, gitmeye gitmek...
|
161
|
|
|
Nasıl
olsa, zaman ile birlikte hemen hemen herkes ve her şey uykuya
çekilirdi.
|
161
|
|
|
Oysa
insan bir kabahat işlemişse, buna şahit olanlarla aynı
yerde barınamaz artık. Gözgöze gelemez şahitler ile
kabahatliler. Kendileri unutmak istese bile olanları,
birbirlerinin gözlerinde tazelenir hafızaları.
|
181
|
|
|
Oysa
her şeyi unutmak kabildir. İyidir unutmak, göz temizliğidir.
|
186
|
|
|
Kolay
tutuşur hatıra çıraları; onlar tutuştukça hafızanın
kim bilir hangi vakitte, kim bilir nerede donakalmış
damarlarına kan yürür.
|
186
|
|
|
Ağladıkça
temizlenir gözbebeği, arınır.
|
186
|
|
|
Ve
ne büyük bir tesellidir gece, nasıl da güzeldir.
|
186
|
|
|
Oysa
her şeyi unutmak kabil değildir. Göz dedikleri şu hayatta
tekmil gördüklerini unutmayı becerebilir d, görüldüğünü
bir türlü çıkaramaz aklından. Şahitler olmasa geçmişini
unutabilir insan.
|
186
|
|
|
Görenle
görülenin arasına aracı koymak iyi gelir bazen.
|
192
|
|
|
Biliyor
musun, belki de en derin yaralarımızı gözlerden alıyoruz.
|
192
|
|
|
İnsan
ait olduğu resimde ya güçlü ya da zayıf, ya çirkin ya da
güzel, ya biricik ya da sıradandır. Ama ait olmadığı bir
resmin içinde sıfatlarını keaybediverir. Bir de bakarsın
kı, aslında o kadar güçlü değilmiş ya da o kadar zayıf.
Ne o kadar çirkin ne de o kadar güzelmiş.
|
195
|
|
|
Hep
ertelediğim zaman, bir türlü varamadığım diyardı...
|
195
|
|
|
Oysa
aşk dedikleri, solup kurumaya mahkumdur, bir sebebi olduğu
andan itibaren.
|
199
|
|
|
Aşk
insanı güzelleştirir. Görüntülerle oynar pervasızca;
yani sıfatlarla, yani aynalarla. Küskünleri aynalarla barıştırır,
yalnızları aynalarda çoğaltır.
|
200
|
|
|
Her
şey başka türlü olabilirdi. Demek ki her hikaye başka türlü
nakledilebilirdi.
|
202
|
|
|
Her
zaman her şeyin görülmesi gerekmiyor. Bazı şeyler gözden
ırak olmalı ve de öyle kalmalı!
|
204
|
|
|
Söylesene,
her daim kendi sonunun peşisıra gider zaman. Ve bu sebepten
işte, eninde sonunda, her uçan balon patlar ve gün gelir,
her sır kendini gammazlar.
|
210
|
|
|
Bilmek
istiyorum bir mahremiyeti var mı insanoğlu-insankızının,
insan olmanın? Ara sıra da olsa, gözlerden kaçabileceğimiz,
görülmekten kurtulabileceğimiz gececil bir an, karanlık
bir nokta, kadid bir boşluk, belirsiz bir yırtık, ufacık
bir çatlak, önemsiz bir kaçak... hani sanki, bit ısırmış,
kene yapışmış, tırıtl kemirmiş, sülük emmiş, güve
yemiş, gökten düşen üç elmanın birinden kurt çıkıvermiş
kadar küçük, küçücük bir mahremiyet var mı bu seyirlik
dünyada.
|
211
|
|
|
...
mahremdir hayat. Ve mahrem olan her şey gibi, bazı bazı ırak
kalabilmelidir gözden, gözlerden.
|
212
|
|