Ana Sayfa

Kitap

 

 

CUMA ya da Pasifik Arafı / Michel TOURNIER / Ayrıntı Yayınları 


Okumak için büyük bir merakla elinize aldığınız bir romanın kurgusunun, ilk gençlik yıllarında okuduğunuz  başka bir romanın kurgusuyla  hemen hemen aynı olduğunu gördüğünüzde nasıl bir tepki verirsiniz bilemiyorum. Ama ben oldukça şaşırdım. Gerçi kitabı alırken beni çeken  birşeyler olduğunu hissetmiştim, ancak bunun tam olarak ne olduğunu tanımlıyamamıştım. Çünkü kitapçıda bulunan yüzlerce kitap arasında  "CUMA ya da Pasifik Arafı", bana gülümsemişti. Evet, evet  gülümsemişti. Sanki ‘beni oku pişman olmayacaksın’ der gibiydi.

Gerçekten de hiç yanılmamışım. İlk sayfasından itibaren bana tatlı sürprizler sunan bu kitap, Daniel DEFOE’nın, ROBİNSON’nundaki miti alt üst eden, heyecan verici doğa/düşünce sentezini oluşturan farklı bir mitoloji sundu bana. Zaman zaman bir solukta okuduğum, zaman zaman da satır aralarında  uzun soluklu düşünce yolculuklarına  çıktığım bu kitap, modern felsefe ve antropolojinin kuramlarından yararlanarak insan doğasına ilişkin  DEFOE’ninkilerden oldukça farklı çıkarsamalarla yüklü ve aynı karakterlere aynı kurgu içerisinde farklı roller yüklenerek  nasıl farklı çıkarsamalar yapılabileceğini göstermesi açısından  ilginçti.


Gerçek olmak için bütün varlığıyla çabalayan bir olası.....

Şule Metin BAKIR


Çeviren: Melis ECE - 1997 


 


Kitabın İncileri

Sayfa


İnsanın bir kargaşa  ya da bir ayaklanma sırasında, kalabalığın kendisini sıkıştırarak taşıdığı sürece ayakta kalabilen, kalabalık dağılır dağılmaz aradan kayarak yere düşen şu yaralılara benzediğini biliyordu.

32


Yalnızca geçmişin dikkate değer bir varlığı ve önemi vardı. Bugün, yalnızca geçmişin ürünü anıların kaynağı olarak değerliydi. Yaşamanın sadece bu değerli geçmiş birikimini artırmak açısından önemi vardı.

33


Sonsuzluk, bize hayatımızı daha derin bir biçimde, daha dikkatlice, daha akıllıca ve şimdiki zamanın itiş kakışında yapılması imkansız bir şekilde, daha nefsine düşkün olarak ele almak için verilmişti.

33


Her insanın yaşamında ölümcül bir iniş vardır.

42


Burada yalnızca hayatta kalmaya çalışmanın sözkonusu olmadığını biliyorum. Hayatta kalmaya çalışmak ölmektir. Sabırla ve bıkmadan kurmak, örgütlemek, düzenlemek gerek.

42


Durumum, beni  erdeme artı, kötülüğe ise eksi koymaya ve erdemi cesaret, güç ve kendimi olumlama, şeyler üzerinde egemenlik olarak; kötülüğü ise  dünya nimetlerine  sırt çevirme, kendimi bırakma, kadere boyun eğme, kısaca çamur olarak adlandırmaya zorluyor.

42


Görmediğim her şey, benim için mutlak bir bilinmeyen.

45


Yalnızlığım yalnızca nesnelerin anlaşılırlıklarına saldırmakla kalmıyor, onları var olma temellerine kadar  kemiriyor.

45


Her türlü üretim  bir yaratmadır ve dolayısıyla iyidir. Her türlü tüketim bir yıkımdır ve dolayısıyla kötüdür.

50


Para, dokunduğu her şeyi, ona hem mantıklı ölçülebilir, hem de evrensel bir boyut getirerek kutsallaştırıyor. Çünkü, ne de olsa  paraya dönüştürülen mal, potansiyel olarak bütün insanlar için ulaşılabilir hale geliyor.

51


Zamanım mekanik, nesnel, çürütülemez, dakik, kontrol edilebilir bir tik-tak sesi ile sezdiriliyor.

55


Ruhun, ancak içeriyi dışarıdan ayıran deri perdesinin ötesinde kayda değer bir içeriği olduğunu ve ben noktasının çevresindeki  daha geniş çemberlere eklemlenebildiği ölçüde sonsuz derecede zenginleşebildiğini düşünüyorum.

57


Benim için renk, yalnızca  bir sertlik ya da  yumuşaklık vaadi, şekil ise  yalnızca ellerimin arasındaki bir esneklik ya da katılığın habercisidir.

66


Yalnızlık sert bir şarap.

68


Rakibinin topraklarında savaşan bir hayvanın sırtı her zaman yere gelir.

71


Yüzümüz, vücudumuzun benzerlerimizin varlığının hiç durmadan yeniden şekil verdiği, ısıttığı ve canlandırdığı parçasıdır.

73


Özne, küçük düşmüş bir nesnedir.

80


Nesne ile özne bir arada var olamazlar, çünkü ikisi de önce gerçek hayatın içine sokulmuş, sonra da ıskartaya ayrılmış olan aynı şeylerdir.

81


Başkasının varlığı, insanoğlu için temel bir öge olmasına rağmen, yeri doldurulamaz değil.

93


Uyuyan kişinin başına gelebilecekler arasında uyanmak, kuşkusuz en az beklediği ve en az hazırlıklı olduğu şeydir.

103


Bütün bu küçük dünya, büyüğünün, yani gerçek dünyanın kapılarını zorlar. Ve o kapının anahtarını elinde tutan başkasıdır.

104


Cinsiyetleri birbirine doğru çeken  içgüdünün, bir ölüm içgüdüsü olduğu doğrudur.

106


Zamanı harcama, o hayatın dikildiği kumaştır.

112


Yoksulluk bir adamı bütün erdemlerden yoksun kılar: Boş bir torbanın dik durması güçtür.

112


Alçaklar erdemin faydalarını bilselerdi, alçaklık yoluyla erdemli olurlardı.

113


Bir dişi domuzu öldüren onun soyunu bininci kuşağa dek yok etmiş olur. Beş şilinlik parayı  harcayan sterlin yığınlarını  katletmiş olur. 113
Tanrı sınırsız gücü olan, her şeyi bilen  sonsuz derecede iyi, sevecen  ve adil bir efendidir.

120


Öfke eyleme iter ama  her zaman yanlış eyleme.

135


Yalnız bir kişiyle  yaşamak zorunda  kalındığında, rahatsız olmaktan daha tehlikeli bir şey yoktur. Bu birbirlerine çok bağlı çiftleri bile parçalayan  bir dinamittir.

170


Albatros akbabadan, mavi de kırmızıdan iyidir.

173


Hayatımda en fazla değişen şey, zamanın akışı, hızı ve yönü oldu

176


... kendimde ilksel hale  dönüşmüş olarak, el yordamıyla, kurtuluşu doğanın temel güçleri ile  ruhani birliktelikte arıyorum.

182


Bir metafor ormanında el yordamıyla kendimi arıyorum.

186


... tarih bize, büyük zaferlerin, üstesinden gelinmiş  yenilgilerden  çıktığını  öğretir ve hangi seyis olursa olsun bilir ki yarışı önde götüren, her zaman varış noktasında  bir baş farkla geçilir.

193


Su ile yağın karışmadan birbirine eklenebilecekleri gibi zeka ile aptallığın birbirlerini hiçbir şekilde etkilemeksizin, aynı başta bulunabileceklerini fark ediyordu.

197


 


MİCHEL TOURNIER (1924 - ?)


Fransız romancı, öykücü ve denemeci. 1924 yılında Paris’te doğdu. Edebiyat dünyasının yaşayan en saygın ve yaratıcı yazarlarından olan Michel TOURNIER ilk romanı  CUMA ya da Pasifik Arafı’nı; 1967 yılında  43  yaşında yayımladı. TOURNIER  bu ilk romanıyla  Fransız Akademisi’nin  “Roman Büyük Ödülünü” ,KIZIL AĞAÇLAR (1967)  adlı ikinci romanıyla da  “Goncourt  Ödülünü” kazanmış ve 1972 yılında  Goncourt Akademisi Üyeliği’ne seçilmiştir.Yazarın üçüncü romanı  METEORLAR ise 1975 yılında yayımlanmıştır.

Michel TOURNIER’ın; ayrıntılı ve felsefi  spekülasyonlara dayanan bir yazım tarzı var. Meslekten felsefeci olmasının, yazılarında bu tarzın kendiliğinden oluşmasını sağladığını düşünüyorum. Yazarın romanlarında mekanlar gerçekçi olmasına rağmen, gelişen olayların mitler, efsaneler ve simgelerle örülerek, gerçekçi mekanlara uyarlandığını görmekteyiz. Metinlerde sık sık cinsel sapkınlıklara, rahatsız edici takıntılara  ve grotesk temalara yer verilir, hatta  entelektüel bir kışkırtıcılık da vardır. Bence, TOURNIER’ın  romanlarında ağırlıklı olarak, modern birey diye anılan günümüz insanına açıktan açığa bir saldırı da sözkunusudur. Ancak bu saldırılar ağdalı bir dilde değil, oldukça incelikli bir dille, başka bir hayatın dilinden yapılmaktadır. TOURNIER bu dili kendisi  “rüzgar dili” diye tanımlamaktadır. TOURNIER’ın romanlarında dikkat çeken diğer bir husus ise; ana ya da yan karakterlerden birinin çocuk olmasıdır. Çocuk karakteri  çerçevesinde masumiyet ve masumiyetin yitirilmesi de yazarın en çok işlediği temalardandır.

      Diğer Eserleri:

  • ÇALI HOROZU   (1978)

  • VEDA YEMEĞİ    ( )

  • BALTHAZAR        (1980)

  • GİLLES İLE JEANNE (1983)

  • ALTIN DAMLA     (1986)


Bir Önceki Sayfa...

Yukarı Çıkmak İçin...