Ana Sayfa

Kitap

 

 

BÜYÜDÜKÇE - Julio Cortazar / Alan Yayınları 


Büyüdükçe, öykülerden oluşan bir kitap. İnsan farklı bakış açıları sunuyor. Bazen şaşırıyorsunuz. Durup etrafı seyrediyorsunuz. Hiç beklemediğiniz son'la karşılaştığınızda aklınızdan 'hayret' cümleleri geçiyor. Öyküler size, 'olmaz' diye düşünülenin var olabileceğini gösteriyor bir bakıma.

Cortazar da bana göre, okunması zor bir yazar. Okurken alıp başınızı dilediğiniz yere gidemiyorsunuz. Kitaba mıh'lanmak gibi bir şey. Eğer mıh'lanmazsanız ipin ucu kaçıveriyor ellerinizden. O zaman bir daha başlamak zorunda kalabiliyorsunuz, eğer anlatılana sadık bir okur iseniz. Yani okumuş olmak için okumuyor iseniz. Zaten böyle bir okursanız, derim ki; Cortazar'ı hiç okumayın. Gidin Paulo Coelho okuyun.

Velhasılı sıradan olmayan bir öykü kitabı Büyüdükçe.

Naz FERNÎBA


Çeviren: Nihal Yeğinobalı  - 1985 - İstanbul


 

 


Kitabın İncileri

Sayfa


 ... o ilk dakikadan sonra aramızda bir bağlantı olduğunu, sonsuz yitiklikte, sonsuz uzaklıktaki bir şeyin bizi sürekli birbirimize doğru çektiğini anlamıştım. 10

 Gerçeği biliyorduk, onlar da ben de. Bu yüzden, olanlarda hiçbit gariplik aramamak gerek. 14

 İnsan bir kitabı bir daha okuyabilir, ama bir kazağı bir kez bitirince bir daha öremez. 18

 Bir bakıma her arkeolog kendini, arayıp bulup ışığa çıkardığı geçmişle özdeştirir. 28

 Morand, kendi düzenlilik saplantısına, yaşamın parçalarını, müze için bir Grek vazoso onarırcasına, en ufak kırıntıları bile vıdı vıdı bir özenle yapıştırıp bir araya getirerek yeniden kurma hastalığına içinden lanet okudu. 30

 ... herkesin nazını çekmek zorunda değiliz... 43

 ... kimse kimse uğruna kendini feda etmek zorunda değildi. 44

 Hepimiz, ölümsüzüz, kardeşim. 50

 Bir yinelenişti her şey. 52

 Önemli olan şey olayların sırasıydı, bunu açıklamak da daha güçtür çünkü kişilik, belirsiz anılar ve çocukluğun söylenceleriyle ilişkilidir. 52

 Ne tuhaf, insanlar yatak yapmanın tıpkı yatak yapmak gibi, tokalaşmanın her zaman tokalaşmak gibi olduğunu, bir sardalye kutusu açmanın sonsuza dek aynı sardalye kutusunu açmak demeğe geldiğini sanırlar. 61

 Düşünce denen şey kimi zaman kendini duyurabilmek için sayısız engellerden geçmek, kendi kendini çözümlemek zorunda kalıyor sanki. 63

 Bir kere, salt aşık olmak için hiçbir açıklama gerektirmez; aşıkların ortaklaşa dostları olması ya da aynı siyasal görüşü paylaşmaları şart değildir. Başlangıçta hep, ortada hiçbir gizem olmadığını düşünür insan , karşındaki kim olursa olsun, bilgi edinmek öyle kolaydır ki. 67

 İnsan çok tuhaf, olmayacak şeylere alışıyor çoğu zaman, gizemin zamanla açıklığa kavuşacağını düşünürken gizemin içinde yaşamaya başlıyor, çekilemeyecek şeyleri çeker oluyor, sokak köşelerinde, kahvelerde vedalaşmak, her şeyin son derece basit ve rahat olması ellerindeyken; bir camdan topuz, buluşma yerine, gerçeğin ta kendisine çıkan merdivenin trabzanının alt yanında. 72

 Sana da olur mu, durup dururken, kafandaki düşüncelerden tümüyle apayrı şeyler düşünmek? 72

 Bir yastığı paylaşmanın üstüne yoktur, kişinin düşüncelerini fevkalade dururlaştırır; kimi zaman da tümden yok eder ki bu da pek dinlendiricidir. 73

 Yeşil, biz yeşiliz, ben kendim ve sen kendin, öz suyuyla dolu ağaç gövdesi ve yeşil yapraklar: yeşil, yemyeşil. 74

 ... senden ayrı düşmeksizin, bu öbür şeyin aramıza girmesine, düşüncelerimi çelip senden ayırmasına izin vermeksizin; bilinçten bir saniye bile yoksun bırakmaksızın kendimi: bu gecenin sabaha doğru ilerlediğini, sabaha dönüştüğünün bilinci ve orada, öte yanda, senin yaşadığın ve şimdi uyumakta olduğun yerde... 74

 Arada ben de korkulu düşügörürüm herkes gibi. 76

 ... insan hep bambaşka şeyler kurar kafadan... ayrıntıları bile, eşyaları. Sana da oldu mu hiç? 77

 Gözlerimin önünde, gözlerimin arkasında. Her şey nemliydi, her şey ıslak, yapışkan geliyordu ele. 79

 Dünyanın dümeni avuç içine sığan bir küçük lastik tüptür; biraz sağa döndür, bütün ağaçlar tek ağaç olup yolun kıyısına serilir; şimdi de azıcık sola çevir, o yeşil dev yarılır, hepsi de geri gei giden yüzlerce çam ağacına dönüşür, yüksek gerilim tellerini taşıyan kuleler aheste beri gelirler, teker teker, neşeli bir müzik tümcesidir bu geçit, sözler bile girebilir araya, imge pürçümleri, yolda görülenlerle ilişkisiz; lastik boru sağa dönüyor, ses yükseldikçe yükseliyor bir ses teli dayanılmaz bir gerilimle uzuyor, uzuyor ama düşünmek diye bir şey yok artık, şimdi makinadır her şey, gövde makinaya oturtulmuş ve yüze rüzgar vuruyor, unutuş gibi... 87

 İnsan olmaktansa cesur olmak her zaman daha kolaydır. 90

 Her şey hem sahici ve yumuşak hem de parmak basamadığı bir tatsızlıktaydı; sıkıcı bir film seyrederken, ey, ne yapalım, dışarı çıkmak daha da beter, diye düşünüp sinemada kalmak gibi bir şey. 107

 İnsanlar kötü yürekli değildir, çok zaman ne yaptıklarını bilmedikleri için kabalık ederler. Otobüste, dükkanlarda, iş yerlerinde de bu böyledir. 126

 Ne zaman tuhaf bir şey görsem kendi kendime büyük harflerle sorarım, acaba düşü mü görüyorum, diye. Hiç de olmayacak şey değil, çünkü düşlerimde kimi zaman pek garip şeyler görürüm ben. 126

 İnsan gülerken güçten düşer... 127

 Neden herhangi bir şey yapmak için herhangi bir kimseden izin bekleyecekmişsiniz? 128

 Nasıl iyi yürekli olduğunuzu görmek için size bir bakmak yeterli, taşradan gelmiş bir teyze filan gibi, insan size yakınlık gösterse başı belaya girmez ne de başka türlü bir tehlike... 128

 Birisinden yakınlık, özen görmek her zaman iyidir, hele gençlikte. İnsan yaşlanınca zaten kendi kendini düşünmekten başka yapacak hiçbir şeyi kalmıyor nasılsa. 129

 Akrabalardan konuşmak insanın başını belaya sokmaz... 129

 Zaman göz açıp kapayana dek geçiyor... 131

 Sen bugün pazartesi sanıp dururken bir de bakıyorsun perşembe oluvermiş. Güz bitti derken insan kendini hop diye bir dahaki iyazın ortasında buluyor. 131

 ... yapılmaması gereken şeyler vardır. 135

 Ne var ki kimi zaman kişi ağlamasının sahici olup olmadığını kestiremiyor. 139

 ... insan karalar giyince olduğundan daha ufarak durur... 140

 Bu olup bitenler anlatılacaksa içimizden birinin yazması zorunlu. 166

 ... ben ki bulutları görebiliyor, kafam dağılmadan düşünebiliyor, kafam dağılmadan yazabiliyor... olup bitenleri dağılmadan anımsayabiliyorum; ben ki ölmüşüm... 166

 ... her şeyin başlangıcı ki dönemlerin en iyisidir birşeyler anlatmak istiyorsanız. 167

 Öyle ya, herhangi bir kimsenin, sözgelişi solumaktan, ayakkabılarını giymekten utandığı duyulmuş mudur? Üstünde durmaksızın yapıp geçtiğimiz şeylerdir bunlar. Ancak olağandışı bir tuhaflık olursa, ne bileyim, ayakkabınızın içinden bir örümcek çıkarsa, soluk aldığımız zaman göğsümüz kırık bir pencere gibi hırıldıyorsa, işte o zaman olup biteni anlatmak gelir içmizden, çalışma yerimizdeki arkadaşlara ya da doktora anlatmak... Her seferinde anlatmak, midemizdeki o bizi dürtükleyen gıcığı gidermek her seferinde. 167

 Bir dediğimi bir daha demekten korkmuyorum. 168

 ... eğer sorular sormaya başlarsam hiçbir şey anlatamam. 168

 Tükenmişlikle baş etmenin birçok yollarının en iyilerinden biri fotoğraf çekmektir. 169

 İnsan elinde fotoğraf makinasıyla dolaşırken hangi konuda olursa olsun gözünden hiçbir şey kaçırmamakla sanki yükümlüdür. 169

 Bakmasını bildiğimi sanıyorum, gerçekten bildiğim bir şeyse bu. 171

 ... düşünebileceği bir yanılgıyı önceden kestirebilirse dönüp yeniden bakmak kişinin elindedir. 171

 Herhangi bir şeyi tanımlıyor değilim, daha çok bir şeyi anlamaya çalışmak sorunu bu. 172

 Başlıca çekicilik maçın yapılmakta olması değil, sonucun önceden bilinmesindeydi. 173

 ... benden bir şey isteyecekseniz tatlılıkla isteyin. 177

 Alışkanlıklar büyük baharat dolabı gibidir. 180

Bir Önceki Sayfa...

Yukarı Çıkmak İçin...