SÜMELA'DA GÖZYAŞI

 

Karadağın Bakiresi, diğer adıyla Sümela Manastırı, dağın yamacına yapıştırılmış bir kağıt gibi duruyor aşağıdan bakınca. Altındere Vadisi’ni seyrediyor nice zamandır. Çok bitik görünüyor. Biraz daha koruma altına alınmazsa, kopup tutunduğu yerden, aşağılara düşecekmiş gibi.

Manastırdaki muhteşem freskler, kimbilir bir bütün halinde ne kadar güzeldi. Gelen koparmış almış ya da imzasını atmaya pek meraklı olanlar üzerlerine çizgiler atmış. Aşağıdan, vadiden bakınca mükemmel görünen manastır, içeri girildiğinde hayal kırıklığına uğratıyor insanı.

 

Arabayla çıkıyoruz toprak yolu, yanına kadar hemen hemen. İnsanlar yürümeyi tercih ediyorlar. İnişi ağaçların arasından yapmayı daha uygun görüyorum. Dev ağaçların arasında kaya kaya biraz da, vadiye kadar iniyorum. Koku, renk eşsiz. İnsan hep orada kalmak istiyor. Yayla havası. Kimbilir burada, zamanında yaşayanlar ne kadar sağlıklı idi. Niye gittiler? Ne oldu da böyle bomboş kaldı Sümela manastırı? Bilmiyorum. Ayakta kalan kalıntılar on üçüncü yüzyıldan kalma imiş. Sonra...

 

Manastır topluluğu; ana kaya kilisesi, iki şapel ayazma, keşiş ve öğrenci odaları, misafirhane ve hizmet birimlerinden oluşuyor. Kadının biri eğilmiş taşı kaldırmaya çalışıyor. Ne arıyor? Olmadı beceremedi. Bir sopa parçasıyla kazmaya başlıyor. Altından ne çıkacak merakı mı? Bilmiyorum onun neyi merak ettiğini. Beni ilgilendiren konu ortalıkta hiçbir görevlinin olmaması ve bu kadına ne yaptığını gelip de sormaması... Zaten bir bekçisi var yaşlı başlı. Ona ne ki, kim nereyi kazmış kim nereye zarar vermiş. Hooop bayan! Siz ne yapıyorsunuz orada öyle? Dönüp bakıyor. Anlamadı sanırım. Sopa yetmemiş olacak ki çantasından çıkardığı bir metal parçayla –tedarikli gelmiş anlaşılan- kazı işlemini hızlandırıyor. Durun yapmayın! İncitmeyin. Zarar veriyorsunuz. Asık asık bakıyor.

 

Birileri olsa da söylesem. Yok. Hiçkimse yok. Her gün bu manastır birkaç parçasını vadiye bırakıyor kimseye farkettirmeden. Kimse kimseye farkettirmeden bir avuç toprağı çantasına dolduruyor. Ben taşımı vadiden almayı tercih ediyorum. Bir ay kadar önce sel, ağaçları devirip geçmiş buradan. Toprak henüz nemli. Yara yara etrafı, manastırı aşağıya çekiyor gibi geliyor bana. Üzerime düşecek sanki. Bakıyorum son kez aşağıdan. Birileri çok güzel oymuş dağa bu manzarayı.

 

bakmayacak mı tarih bize

konuşmayacak mı daha

yanılgımızdan hiç vazgeçmeyecek miyiz

biz

Naz FERNİBA

 

 

Geri Ana Sayfa Arkadaşına Gönder

Yukarı