|
KURBAĞA ÇORBASI
Pazar yeri kalabalık. Sıcak üzerime yapışmış. Gezinmekten yorulup Uzak
Doğulu bu insanları izlemeye başlıyorum. Sevimliler. Esmer tenliler. Hep
mütebessimler. Oturup biraz soluklanacak yer bakınırken yol kenarında
büyükçe bir taş ilişiyor gözüme. Etrafı daha iyi izleyebilirim diye çöküyorum.
Hemen yanıbaşımda yeşil şeyler kıpırdanmaya başlıyor. Boğum boğum
kurbağalar... Bağlarından kurtulabilmek için sağa sola çekiştiriyorlar
bacaklarını, ama kurtulamalıyorlar. Birbirlerine bağlanmış yeşil kurbağalar
kıpır kıpırlar. Kurbağa sepetini önüne almış tonton kadına bakıyorum. O da
bana bakıyor.
“Bunlar da ne böyle?” diye soruyorum daha önce hiç kurbağa görmemiş gibi.
“Kurbağa” diyor tabiî, ama ben anlamıyorum. Yeni gelmişliğimden henüz
dillerini öğrenememişim ve bu da yeterince can sıkıcı bir durum benim için.
“Neden bağladın bu kurbağaları?” diye soruyorum. Ne sorduğumu anlamış
gibi hızlı hızlı anlatmaya koyuluyor. Ben kendi dilimde soruyorum, o kendi
dilinde cevaplıyor. Enteresan bir görüntü sunduğumuz kesin. O beni çok iyi
anlıyormuş gibi sorularımı yanıtlıyor, ben onu çok iyi anlıyormuşum gibi
gözlerinin içine baka baka dinliyorum.
“Kurbağa çorbası yapmak isteyenler satın alsın diye” diyor bana.
Hayretler içindeyim. “Kurbağa çorbası olduğunu bilmiyordum” diye
geveliyorum.
“Çok lezzetlidir” diyor ve tam bu sırada yaşlı bir kadın yanaşıp kurbağa
demetlerinden birisini eline alıyor. Kurbağalar kurtuluş umuduyla daha çok
kıpırdanıyorlar. Bacaklarını sağa sola çekiştirip bakan incecik yaşlı kadın
beğenmiyor ki geri bırakıyor kurbağa demetini.
“Neden beğenmedi?” diye soruyorum.
Gülüyor tonton kadın. “Cılızlarmış” diyor.
Cılız kurbağalara bakıyorum. Epey de etli duruyorlar oysa...
“Evimin bahçesinde de var bu kurbağalardan, çok hantallar ve neredeyse hiç
kıpırdanmıyorlar. Yakalayıp ben de mi satsam. İyi para var mı bu işte?”
Tonton kadın sağ elini bana doğru uzatıp beş parmağını gösteriyor. Ne
demek şimdi bu? Beş Baht mı? Yok, ucuz sanki. Burada oturup saatlerce
beklediğine değmez. Hem kurbağayı uzaktan seyretmeyi tercih ederim
sanırım. Ellemesem fena olmaz.
Kadın benim söylenmelerimi anlamış gibi katıla katıla gülüyor. Şaşakalıyorum
haklı olarak. Birkaç gün sonra bu pazar yeri kurbağa sohbetini, yıllardır orada
yaşayan bir arkadaşıma anlatıyorum. Ve ondan öğreniyorum tonton kurbağa
satıcısının bana neler demiş olabileceğini.
O günden sonra karşılaştığım kurbağalara daha dikkatli ve daha yakından
baktım. “Korkmayın” dedim onlara, “ben kurbağa yemem.”
Naz Ferniba
|