İskenderiye: Akdeniz’in incisi

 

Mısır’da derler ki: Kahire kozmopolit bir şehirdir; Mısır’ın gerçek yüzünü görmek

istersen İskenderiye’ye gitmelisin.

 

Ben de öyle yaptım... Sokaklarında dolaştım, meydanlarında durup insanları

seyrettim... Kalabalığa karıştım. Herkesin yediği yemeklerden yedim.

Herkesin içtiği şerbetleri içtim, herkesin gittiği camilere, sinemalara gittim...

Bir turist gibi değil, komşu şehirden gelmiş bir misafir gibi dolaştım

İskenderiye’de... Başka türlü nabzını tutamazsınız şehrin. Başka türlü dilini

anlayamazsınız...

 

Siyaset

 

Mısırlılar, kişisel hayatlarında dini vecibeleri tamamiyle yerine getiremeseler

bile saygılılar. Mısır’da din düşmanlığı, İslam veya Hristiyanlık fobisi yoktur.

Hatta Yahudi düşmanlığı bile yoktur. Siyonist olmayan bir Yahudi ile bir

Müslümanın herhangi bir sorunu olamaz. Yahudi’ye sırf Yahudi olduğu için

karşı olmak Müslümana yakışmaz. Çünkü Kur’an ve Sünnet Yahudi ve

Hristiyanları ehl-i kitap olarak tanımlar; onların yiyeceklerini bize, bizim

yiyeceklerimizi onlara helal sayar.

 

Benim ziyaret ettiğim sıralarda seçimler yapılmıştı. Dolayısıyla siyaset

gündemdeydi. Görebildiğim kadarıyla gençler; ülkenin demokratikleşmesini

arzu ediyorlar; ama genellikle küçük öyküler peşindeler... “Ne olacak bu

memleketin hali?” değil de; “biz adam olmayız abi” havasındalar.

İskenderiyeli gençler genellikle dindar ve geleneklerine bağlı... Müslüman

Kardeşler’e sıcak bakıyorlar; ancak onların iş başına gelmesinden de

ürküyorlar. Onlar gelirse ülkenin Suudi Arabistan gibi olmasından endişe

ediyorlar. Aslında dindar ve liberal bir yönetim istiyorlar... Bir parça ekmek,

huzurlu bir aile, eh bir parça da eğlence... Ben öyle gördüm. Sorunları vardı,

çoktu... Fakat sanki hepsini derleyip toplasanız iş, aş ve eş diyebilirsiniz...

Öyle karmaşık sorunları yok Avrupalılar gibi...

 

Esrar hakkında ayet yok ki!

 

Benim görüştüğüm gençler enteresan bir gruptu... Arada sırada

tütsülüyorlarmış kafalarını... İçki içmiyoruz; o haram diyorlar... Haşhaş

hakkında ayet yokmuş. Fıkıh usûlünden girip ukalalık etmek de istemedim;

ama en azından ayet-i kerimedeki “hamr” lafzının, herhangi bir yoruma;

hatta kıyasa bile gerek kalmaksızın sarhoşluk verici her şeyi kapsadığını

söyledim. “Hamr” örten demek. Başörtüsüne de “humar” denilir... Aklı örten

her madde hamr kapsamına girmektedir. Yine de kısa kestim. Bu işin

müptelası olmadıklarını, kırk yılda bir, arkadaşlarından birinin evi müsait

olursa çektiklerini söylediler.

 

Ben de Kahire’de seyrettiğim bir filmin genç kahramanını örnek gösterdim. O

da süper zeka, pür kabiliyet; fakat işsizlik, plansızlık, duyarsızlık, yoksulluk

yüzünden esrarkeş olmuştu. Oysa lisedeyken iftihar tablosuna adını

yazdırmış bir çocuktu. Onu örnek göstermem hoşlarına gitti ve onayladılar.

Birlikte bir filme gitmeyi önerdiler. Memnuniyetle kabul ettim. Demu’l-Ğazal’i

seyretmek istiyordum; ancak onda yer kalmamış. Fettah Ayneyk (Aç

gözlerini!) filmine gittik. Mısır’ın Kurtlar Vadisi denilebilecek bir film.

 

Mescitler meydanı

 

Bu isimde bir meydan var İskenderiye’de... Korniş üzerinde ve Kale’ye yakın.

Yanyana üç büyük cami var burada. Meydanın ortasından tramvay hattı

geçiyor. Mescitler meydanının bir kenarındaki şerbetçiden kendime bir kasab

(şeker kamışı suyu) ısmarladım. Öğle ezanı okunmaya başladı... Abdestim de

yoktu. Bilahere kılarım dedim. Mısır parası da az kalmıştı cebimde...

Meydanda bir banka şubesi gördüm ve gidip para bozdurdum.

 

Denize ve yola en yakın olan ve hemen önümde duran en küçük caminin adı

dikkatimi çekti: İmam Busiri Camii... Oraya yöneldim. Baktım kapıda bir tür

vestiyer görevlisi var. Ayakkabımı ve çantamı ona emanet ettim. Abdestimi

alıp cemaate yetiştim. O kadar zaman geçti ve bu camide henüz

başlamışlardı farza... Mısır’ın bu yönünü seviyorum. Namazı kılmanız, namazı

vaktinde kılmanız, namazı cemaatle ve tadili erkan üzere kılmanız için bütün

tedbirler alınmış...

 

Cami duvarına nakşedilen kaside

 

Namazdan sonra cemaat boşalıncaya dek bekledim. İskenderiye’de kalan

süremi burada değerlendirmeye karar verdim. Saat ikide kalkacaktı Kahire

treni...

 

Birkaç sayfa Kur’an okudum. Sonra namaz kılınan yerin hemen yanındaki

türbeye geçtim. Bilgi istediğim kişiler yeterli malumata sahip değillerdi.

İmama sorabileceğimi söylediler. İmam ise namazdan sonra gitmişti.

Türbenin bu caminin ilk imamına ait olduğunu söyledi biri... Türbenin içi ve

caminin duvarları Kaside-i Bürde beyitleriyle doluydu. 161 beyitlik kaside, bir

şerit halinde bütün duvarlara yazılmıştı.

 

Ayrıca, türbede de Kaside Sahibi Busirî merhumu medheden iki kaside daha

levha halinde asılmıştı. Ancak çok aramama rağmen cami veya türbe ile ilgili

bilgi içeren bir pano veya levha bulamadım.

 

Teberrüken, Kaside-i Bürde’den iki beyitle sözü bağlayayım:

 

“Peygamberi yalnızca rüyalarında görmekle teselli bulan gafil bir kavim,

dünyada onun hakikatini nasıl idrâk edecek ki?

 

Bilgimizin sınırı, nihâyetinde onun da bir beşer oluşudur. Bununla birlikte o,

Allah’ın yarattıklarının en hayırlısıdır.”

Fatih OKUMUŞ

 

 

 

Geri Ana Sayfa Arkadaşına Gönder

Yukarı