|
HARRAN GÜZELİ
ŞANLI URFA
‘Urfa’nın etrafı dumanlı dağlar
Seni sevdiğimi kim anlar
Yüreğim yanar içim yanar
Urfa’nın etrafı dumanlı dağlar’
Biliyorum böyle değildi bu türkü. Biliyorum başka düşler, başka sevdalar vardı
bu türkünün notalarında. Biliyorum Urfa dağları’nda kaç ceylana vuruldu
Şanlıurfa’nın buğday tenli delikanlıları. Bilmediğim Urfa dağları’nda gezen
ceylanların yüreğine düşen hangi sevda idi. Ve kaç ceylan vuruldu bir sevda
namlusundan çıkan aşk kurşununda. Her gün yeni bir tona boyanır doğa, her gün
yeni bir renk alır. Her gün bir devrim geçirir yanılan zamanlar. Yaşadığımız
şehirler, mahalleler, sokaklar da değişir. Değişmeyen, hep aynı kalan şehirlerin
beton yığınları arasındaki hayatlarımızın bir yanına sıkışmış, inanışlarımız,
düşünüşlerimizdir. Şehirlerin, yüreğine sızmış birer anıları vardır. Şehirler bu
anılarını bir sır gibi saklarlar. Onları konuşturmanın, sırlarını paylaşmanın en
güzel yanı onlara bakmak, onlara dokunmaktır.
Bu hafta sonunda Harran’ın yüreğindeki şehre, Urfa’ya gittik. Şehrin sırlarını
paylaşmak için... Şanlıurfa’nın tarihî ve doğal güzelliklerini paylaşmak için
binlerce insan akın ediyor bu şehre. İnanç turizminin en güzel örneğinin
sergilendiği bir yer burası.
Şanlıurfa gelişimi gecikmiş illerimizden birisi. Yeni yeni kıpırdanıyor, yeni
yeni şanına şan katıyor. Urfa’ya nasıl şanlı denildiğini sizler, tarihin
süzgecinden geçen binlerce Anadolu evladı, iyi biliyorsunuz. Şanlı olabilmek
için kaç insan düştü toprağa, kaç sevdalı kız geride kaldı... Şanlıurfalılar’ın
Eyüp’çe sabrı, İbrahim’ce ateşe meydan okumaları onları şanlı yapan en büyük
etken olsa gerek.
ATEŞİN AŞKA YENİLDİĞİ YER
Şanlıurfa’nın ilk akla gelen yeri ateşin suya dönüştüğü, zulmün ferahlığa
eriştiği yer olan Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı yerdir. Hz. İbrahim’in doğduğu
mağaraya ‘İbrahim Halilulah’ın makamı’ denirken; ateşin suya, odunların yanık
balıklara dönüştüğü yere de ‘Halil-ür Rahman gölü’ denilmektedir.
Yanımıza yaklaşan yedi-sekiz yaşlarında bir ilkokul öğrencisi, hani çok bilme
edası ile ‘siz bu gölün hikayesini biliyor musunuz?’ diye sordu. Bilmeyen yoktur
Hz İbrahim’i yakmayan ateşin kıssasını. Anlatmasını istedik, başladı anlatmaya.
Çok da güzel anlatıyor. Biz yarıda kestik bu kıssayı, ama anlattıklarının bir
karşılığını isteyeceğini biliyordum tabiî. Sonunda haklı çıktım. ‘Ağabey bir
okul harçlığı yok mu?’
Hz. İbrahim’in ateşe neden atıldığını sizlere anlatayım, ne dersiniz?
Nemrut tahtının birgün kendine kalmayacağını öğrendiğinde, belirtilen zamanda
doğacak tüm erkek çocuklarının öldürülmesini emreder. O yıl doğan çocukların
tümü öldürülür. Hz. İbrahim’in annesi hamile iken bir mağaraya gizlenir ve
Hz.İbrahim’i orada dünyaya getirir. İbrahim on yaşına kadar bu mağarada yaşar
ve daha sonra nemrut ile halkının taptığı putlar, onların bu yanlış inanışı ile
mücadele etmeye başlar. Birgün bütün putları yere devirir balta ile. Baltayı da
büyükçe bir putun üzerine bırakır. ‘Kim kırdı putları?’ denildiğinde; onların
inandığı, yardım dilediği büyük putu gösterir. Herkes bunun bir saçmalık
olduğunu, putun bunu yapamayacağını düşünerek güler. Bu hareket Nemrut’un
öfkesine sebep olur. Nemrut şehrin kalesine yüksek bir mancınık yaptırır.
Kalenin altındaki düzlüğe büyük bir ateş yaktırır. İbrahim’i mancınıkla ateşe
fırlatır. Ateş kimin, su kimin, ölüm kimin, yaşam kimin bunun farkında değildir
Nemrut. Oysa o Allah’ın kendisini ‘DOST’ (Halil) edindiği bir itaat abidesidir.
Rabbi’ne sığınır ve ateş su olur yanan odunlar balık... Hatta bu balıklar biraz
yanıktır. Halk arasında, ‘kim bu balıkları yerse ya ölecek ya da hastalanılak’
inancı doğar. Kim bilir ateşin yakmadığı İbrahimler var mıdır hâlâ aramızda?
Hâlâ Allah’ın ‘dostum’ dediği insanlar. Elbette ki inanmak ya da inanmamak
insanın hür iradesi dahilindedir. Bu tür yerlerdeki en büyük yanlış,
ziyaretlerde buradaki Allah dostlarına gösterilen sevginin yanlışlığı. Şu inanan
için bilinmelidir ki Allah’tan başka yardımcı, O’ndan başka dilek kapısı yoktur.
İnanan insanlar bu tür Allah dostlarının Allah katındaki yerinden
yararlanmalıdırlar dualarında.
SABRIN SONSUZA ULAŞTIĞI YER
Sabır direnmek, sabır beklemek, sabır sığınmak, sabır özlemek, sabır düğümleri
bol bir ipi çözmeye talip olmak... Anadolu’da binlerce sabır abidesi yatar ve
sabırla bizi beklerler. Tüm çaresizliğe rağmen O’na teslim olmaktır aslında.
Hz. Eyyub (a.s.) peygamberin bütün malı ve sağlığı elinden alınmasına rağmen o
Allah’a olan şükründen vazgeçmemiş, tam aksine sabır ve tevekkülle ona daha çok
muhabbet duymuştur. Onun hastalık çektiği mağara onu ziyarete gelenler
tarafından büyük ilgi ile karşılanıyor. Sabrımızın tükendiği vakitlerde onu
ziyaret etmek bize bir örnek teşkil edecektir. Yaşadığımız dünyada o kadar
sabırsız olmuşuz ki, en ufak bir rahatsızlıkta bütün nimetleri verene karşı
başkaldırabiliyoruz. O ise çektiği sıkıntılardan hiç şikayet etmemiş, vücuduna
düşen kurtlara bile aldırış etmemiştir. Bu dünyada sabır çekerken verilenlere
şükretme yüceliğini kaçımız gösterebiliyor?
TARİH KOKAR HARRAN GELİNİ
Şanlıurfa tarihî eserleri ile de Anadolu’nun yüreğinde mazinin kapısına
dokunmamıza büyük ışık tutuyor.
ULU CAMİ
Türkler Anadolu’yu fethetmelerinden sonra İslam’a olan inançlarından dolayı
kendilerinden önceki yaşayan tarihî eserleri koruma yoluna gitmişlerdir. Bu
eserlerin zamanla işlevini kaybetmelerinden dolayı onlara yeni işlevler
kazandırılmıştır. Urfa Ulu Camii de bunlardan biridir. M.S 457 yılında kilise
olarak yapılan bina işlevini yitirdikten sonra 1170-1175 yıllarında Nurettin
Zengin tarafından cami olarak yeniden yapılmıştır. Kızıl kilisenin çan kulesi
bugün minare olarak hâlâ işlevliğini sürdürmektedir.
HANLARI
Hani yıllarca gelip geçen yolculara bir dinlenme yeri olan hanlar da Urfa’da çok
sayıda vardır. Bunlardan en güzelleri; Gümrük hanı, Hacı Kamil Hanı, Mercek
Hanı, Topçu Hanı, Bican ağa Hanı, Millet Hanı ve Barutçu Han...
KALEDEN BİR BAŞKADIR URFA, URFA’ DA BİR BAŞKADIR KALE
Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı tepededir kale. Hani biraz vefasızdır İbrahim’lere
karşı. Kaleye dikilen sütunlar mancınık olarak kullanılmıştır Hz. İbrahim ateşe
atılırken. Yine Urfa’nın etrafını kuşatan surlar zamanla gecekonduların duvarına
bir taş olmuştur. Bizim kadar tarihine vefasız insan var mıdır bilemiyorum.
EVLERİ TAŞTANDIR
Urfa evlerinin biçimlenmesinde iklim ve doğa örtüsünün büyük bir etkisi
olmuştur. Evler genelde kalker taşından yapılmıştır. Her ev dışarıdan görünümü
ile bir kale surunu andırıyor. Hani içi size ait dışarısı başkasına... Urfa
evlerinde dikkat çeken en önemli özellik İslamî inanışların verdiği kültür
gereği, haremlik ve selamlık olarak iki bölümden oluşmasıdır. Haremlik kadın
misafirleri ağırlarken, selamlıklar da erkek misafirlerin ağırlandığı yerler
olmuştur. Ancak tüm şehirlerimizde olduğu gibi Urfa’da da taş evler yavaş yavaş
beton yığını apartmanların arasında sıkışıp kalıyor. Şehrin dışına yapılan polis
lojmanlarının eski Urfa evlerine benzetilerek yapılması çok güzel olmuş. Şehre
Gaziantep’ten girerken bu görüntü karşısında Urfa’ya girdiğinizi fark
ediyorsunuz.
ÇİĞKÖFTE NEMRUT’UN ZULMÜNDEN DOĞDU
Urfa deyince çiğköfteden bahsetmemek olmaz sanırım. Sıra gecelerinin vazgeçilmez
tadıdır çiğ köfte. Yandığımız halde onu yemekten vazgeçemeyiz nedense. Bizim
için tadı çok acı da olsa Urfalılar için pek de sorun teşkil etmiyor, hatta
acısız olması sorun onlar için. Çiğköftenin nasıl ortaya çıktığını anlatayım
size. Hz. İbrahim’i ateşe atmak için her yerden odun toplanır. Evlerde odun
bırakılmaz. Nemrut, bacasından duman çıkan evin ölüm fermanını vermiştir. Bir
aile reisi Urfa dağlarında gezen bir ceylanı avlayıp getirir. Pişirmek için ateş
yakamayan evin kadını eti yoğurarak çiğköfteyi yapar. Bundan sonra çiğ köfte
ortaya çıkar. Nemrut’un zulmünden Urfalılar’ın vazgeçemeyeceği bir yemek böylece
Urfa’da ortaya çıkmış olur. Urfa’ya gidip de çiğ köftenin tadına bakmadan sakın
dönmeyin, benden söylemsi.
IRMAKLARIN IŞIĞA DÖNDÜĞÜ YER
Atatürk barajı Urfalılar’ın hem gurur, hem de yaşam standardını yükseltecek bir
proje. Van gölü ve Tuz gölü’nden sonra Türkiye’nin en büyük yapay gölü ve
dünyanın en büyük barajları sıralamasında gövde büyüklüğü bakımından dünyanın
altıncı büyük barajı... Barajda verilen birifingin sonunda izleyenleri güldüren,
bir o kadar da barajın önemini oradaki halk için anlatan bir fotoğraf
gösterildi. Fotoğrafta tarlada traktörü üzerinde bir çiftçi var. Buraya kadar
her şey normal görünüyor. Fotoğraf karesinin içinde asıl dikkati çeken nokta
çiftçinin cep telefonu ile konuşması. Ne diyelim iyi alo’lar.
“OKUSFOTRSUZ” ŞEHİR
NOTASIZ ORKESTRA
Ufalılar’ın İbo’su bir zamanlar okusforttan bahsetmişti. Urfa’da çevre illere
göre eğitim oranı biraz daha geri kalmış. Urfa’da eğitim düşük olmasına rağmen
herkes burada bir küçük İbo. Hatta buranın eşeklerinin notalı olarak anırdıkları
söylenir halk arsında. Ve her yanı türkü kokar Urfa’nın. Her türkünün de bir
hikayesi vardır.
Hani bir türkü var, ‘kaytan bıyıklarını sürsem nerelerine’ diye. Onun hikayesini
sizlerle paylaşmak istiyorum. TRT ‘nin açtığı bir yarışmaya Urfalı bir sanatçı
da katılır. Ancak kılık ve kıyafeti pek de Ankara havasına uygun değildir.
Kapıdaki sekreter neden geldiğini öğrenince ‘bu kılıkla içeri giremezsiniz’ der.
Bunun üzerine bizim sanatçı alır sazı eline kaytan bıyıklarını sürmediği yer
bırakmaz.
KELAYNAKLAR BİRECİK’TE YAŞAR
Nesilleri tükenen kelaynaklar Urfa’nın Birecik ilçesinde koruma altına
alınmışlardır. Bu kuşlar hiç dinlenmeden dört yüz kilometre uçabildikleri halde
şimdi koruma altında uçmayı unutmuşlar. Kelaynakların neden kel kaldığını
araştıracak değilim, ama halk arasında kelaynak kuşlarının soyunun tükenmesi
durumunda kıyametin kopacağına sıkı sıkı inanılıyor. Biz ne yapıp ne edip
kelaynakların yaşamasını sağlamalıyız. Yoksa işimiz yaş.
HEP BİR VEDA VAKTİDİR AKŞAMLAR
Nedense bu tür güzelliklerin arkasından mutlaka ayrılık saatinin geldiğini
söyler akşamlar. Yediklerimiz bize kalsa da gördüklerimizi sizinle paylaşma
zevkli idi. Ama biliyorum bu Urfa’nın tadına doyamadınız. Ne yalan söyleyeyim
ben birkaç defa daha gitmeyi düşünüyorum.
Hoşça kal Urfa
Hoşça kal akşam güneşleri
İbrahim’in ateşinde GÜL
Eyyub’un sabrında bir İL
Olarak kal ŞANLIURFA
Dağlarına yeniden ceylanlar insin,
Nemrut’ların ateşi sinende sönsün
Şanlı bahtın asırlarca sürsün
Sen hep sen kal şen URFA
Hasan MAHİR
|