YAZINSAL DEĞERİN BELİRLENMESİ SORUNU

Ülkemizde satışa sunulan yeni bir yazın ürününün yazınsal değerini kim belirliyor? Bu değer nasıl belirleniyor? Bu soruları yanıtlamak hem çok kolay, hem zor. Bir defa, yazın ünyamızda “yazınsal değer” konusunda öyle deneye yanıla, uygulana uygulana belirlenmiş, herkesin üzerinde uzlaştığı olmazsa olmaz bilimsel ölçütler yok. En başta, köklü bir nesnel yazın eleştirisi geleneği yok ülkemizde. Yüzyıllardır dinsel temele dayalı “tefsir” işi ile uğraşmış; bu konuda zmanlaşmışız. “Eleştiri” bir yerde kabalık, nezaketsizlik olarak anlaşılıyor toplumumuzda. Modern zamanlarda üniversitelerimizin edebiyat fakültelerinde batı ülkelerindekilerle koşut düzeyde yazın eleştirisi eğitimi veriliyor ama, bu eğitimi alanlar ya Türkçe öğretmeni oluyor ya da başka işlerde alışıyorlar. Çok azı, her şeye karşın profesyonel eleştirmenlik mesleğini tercih ediyor.

 

Yazınsal değerin belirlenmesi için başvurulan, şairlerin, öykücülerin, romancıların ve yayıncıların kendilerine özgü, birikimlerine göre oluşturdukları kişisel ölçütleri var. Bu nedenle de birinin beğendiğini diğeri beğenmeyebiliyor. Örneğin: Cemal Süreya’nın anlatımına göre; İkinci Yeni Şiirine “soldan faşist diyenler( A. Bezirci), sağdan ahlaksız diyenler, komünist diyenler... Yeteneksiz diyenler ( Ö.F.Toprak)...” olmuştur ( C.Süreya, Güvercin Curnatası, Bütün Yapıtları, s.116, YKY, 2. baskı, İstanbul, Nisan 2002 ). Yeni bir yapıt piyasaya sunulduğunda onun yazınsal yönden iyi ya da kötü olduğu konusunda ortaya bir uzlaşma çıkabiliyorsa, bu tamamen, deyim yerindeyse, organik çorbadan yaşamın çıkmasına benziyor! Yapıtı, yayımcılar, yayın şirketlerinin yetkilileri, ünlenmiş sanatçılar, kamu oyu beğeniyorsa  “yazınsal değer”, pardon “ürünün yazınsal bir meta olup olmadığı” anlaşılıyor.Ürünün yazınsal değeri yoksa; yani metalaştırılması olanaksızsa sessiz kalınıyor.Asıl kendine özgü etkin eleştiri yöntemimiz bu bana göre. Kurumsallaşmış eleştiri dizgesinin yokluğu, metalaştırmadan başka bir şey olan gerçek yazınsal değerin nesnel biçimde belirlenmesini, nitelikli yapıtın okuyucu ile buluşmasını engelliyor. Yazın adına yayımlananlar bir süre sonra basitçe ve ucuzca “zaman” denilen eleştirmenin acımasız nesnelliğine terk ediliyor. 

 

Yazınsal değerin belirlenmesi açısından ülkemizdeki ödüller dizgesinin işlevi de tartışmalı... Bir sürü yazın ödülü var. Bunların ancak birkaçı, jüri üyelerinin oluşumu, geçmişte ödül verilen yapıtların niteliği ve kalıcılığı bakımından saygın konumdalar. Öte yandan, öyle ödüller de var ki reklam/halkla ilişkiler amacıyla oluşturuldukları açıkça ortada... Toplumumuzun yazınsal, ekinsel gelişimine olumlu yönde katkı konusu ise uygulamada hep ikinci planda kalıyor. Bu nedenle de böyle ödülleri kimse ciddiye almıyor. Yazınsal açıdan anlamı yok bu tür ödüllerin. Bazılarının parasal anlamı var sadece. Boşuna gayret! Kamusal yetke bu başıboş ödüller dizgesine bir denetim, bir ciddiyet getirebilir belki. Ödül dağıtımına ilişkin ideolojik/siyasal tutumlar, akrabalık ilişkileri gibi nedenler de katılan yapıtların yazınsal değerinin belirlenmesinde öznel ölçütlerin kullanılmasına yol açabiliyor.

 

Sözgelimi yazınsal değeri ortalamanın altında ama, ideolojik açıdan “anlamlı” bir yapıta veya angaje yazarına ödül verilebiliyor. Jüri üyesi ünlü bir yazar olan baba, oğlunun ilk şiir kitabında yazınsal değer bulup, kitabın ödüllendirilmesine önayak olabiliyor. Çeşitli nedenlerle bir süre hapis yatıp çıktıktan sonra yazarlıkta karar kılıp kitap yayımlamak da “yazınsal değerin” birden bire anlaşılmasına olanak sağlayabiliyor ülkemizde.

 

Günümüzde yazın ürünleri piyasasında “yazınsal değer” reklamla yer değiştirmiştir! Bir romanın, bir öykü ya da şiir kitabının piyasaya sunumu, popülerleşmesi, yazınsal değeri, artık reklam ile oluşturulmaktadır. Bu anlamda, eleştiri, geçmişte kalmış, moderniteye ait yazınsal bir etkinlik olarak istenilmemektedir... Çünkü, post-modern yöntemler, kitle iletişim araçları ve medya teknikleri aracılığıyla yazınsal ürünü değerli ve alınabilir kılmakta, yazarını- gerçek yazar olmasa bile- bir çırpıda “yazar” konumuna getirebilmektedir. Şimdi tam burada şunu sormak gerekiyor: “Bu koşullarda gerçek bir yazın eleştirisine gerek var mı?” Başka bir soru da şöyle olabilir: Yazın dünyamızda “modernist bir eleştiriye” gerek var mı? Şimdilerde piyasaya çıkarılan pek çok sözümona yazın ürününün kendinden menkul “yazınsal değeri”, bu soruların yanıtını, yapılan uygulamayı tüm çıplaklığı ile ortaya koyuyor zaten.

 

Yazınsal değeri, reklam bağlamında, bir iki başyazar, yayıncı ve gazeteci belirliyor günümüzde. Örneğin:Bir yazınsal ürününüz var. Diyelim bir roman; yayıncınız da bu romandan para kazanabileceğini anladı mı, romanı piyasaya çıkarmadan önce hemen bir iki popüler gazeteciye yazı yazdırıyor, aynı gazetenin çok okunan yazarının sütununun altına, yanına reklam veriyor, negatif reklam çerçevesinde sözde kavgalar, tartışmalar çıkartılıyor ve  bir anda ülkenin gündeminde baş köşeye oturup popüler yazar olabiliyorsunuz. Hiç olan bir kitabın “yazınsal değeri” post-modern bir yöntemle birdenbire böyle oluşturuluyor. Yazınsal ürün ve değeri; “yaratılıyor”, “oluşturuluyor” adeta...

 

Bununla birlikte yadsınamaz bir gerçek de var ki, reklamla oluşturulmuş ve şişirilmiş bir yazarsanız kısa sürede yok olup gidiyorsunuz.Yazının en temel amacı olan ölümsüzlük istemine yanıt verme, yani kalıcılık siz ve yapıtınız için sonsuza dek sona eriyor. Yayıneviniz kâr ediyor o kadar. Bu süreçte, önüne gelenin, reklamla sunulanın üzerine atlayan seçmeci olmayan bilinçsiz okurun da suçu yok mu? Var ama, okur ne yapsın? O da planlanmış davranışlarda bulunsun diye manipüle ediliyor... Hem sonra Türkiye’de seçici okur çok az. Belirli bir yazarı okuyan okur sayısı çok az. İşte bu konuda toplumun ekinsel düzeyi belirleyici oluyor. Vakit öldürmek için eline ne geçerse okuyan, yazınsal değer aramayan, yazınsal değere önem vermeyen okur sayısı bir hayli yüksek. Korsan yayıncılığı da bu tip gelir düzeyi düşük, seçmeci olmayan okur kitlesi besliyor kanımca.Yeri gelmişken, el altından korsan kitap sattıran büyük yayıncılar da yok değil. On milyonluk bir kitap nasıl iki milyona basılıp kapış kapış satılıyor ve herkes bundan memnun oluyor çözümlenmesi gereken bir konu da bu. Durum böyleyse, ki böyle, dükkan raflarındaki kitapların fiyatları, vergi hariç, aşırı kâr oranları içeriyor demektir. Başka bir bakış açısından, bırakın yazınsal değeri, okurun korkunç biçimde sömürüldüğü ortaya çıkıyor. Çok cepheli ve konu dışı bu soruna değinmekle yetiniyorum...

 

            Yazınsal değerle bağlantılı diğer bir sorun da küçük yayınevlerinin kendi parasıyla kitap yayımlayan tanınmamış “yazarı” sömürmesidir. Bu tür kitap yayımlama süreci aldatmacadan başka bir şey değil. Bu tür yayınevlerinin sözde yayımcıları, yazar adayının ürününe hiç okumadan “yazınsal değer” atfedip ona yalan söyleyerek parasını almakta, asla satılmayacak, asla dağıtılmayacak, eşe dosta örnekleri verilen bin adet basılmış kitabı deposunda çürümeye terk ederek para kazanmaktadır. Bu da bir tür umut tacirliğidir ve sektördeki küçük yayın şirketleri tanınmayan yazarlara umut satarak, olanak varsa sözleşme yapmadan, kitabını telif ödemeksizin belki satar düşüncesiyle bölgesel piyasalarda pazarlayarak veya toptan Kültür Bakanlığı’na satarak her yönden kâr sağlamaktadır.

 

            Bir sanat yapıtı bütünlüğü bakımından estetik değere sahip bir varlıktır. Toplumun ekinsel gelişimi ve birikimi açısından yazınsal değerin bilimsel ve nesnel kurallar içersinde belirlenmesi nitelikli yazınsal ürünler üretilmesinin özendirilmesi açısından zorunludur. Yazınsal değer, piyasanın ve sıradan okuyucunun istemi çerçevesinde salt kâr itkisiyle hareket edilerek “ ya tutarsa” mantığıyla belirlenebilecek bir şey olmamalıdır. Yazınsal değerin kitap piyasaya sunulmadan önce nesnel biçimde saptanması önkoşul niteliğindedir. Bugün, özellikle öykücülerin, romancıların istila ettiği, şiirin dışlandığı yayın piyasasında popülerlik kazanan, yani çok sattığı söylenen kitapların hepsinin yazınsal değeri var mıdır? Ben kuşkuluyum. Çünkü, “iyi”ler çok olabilir ama, birden fazla “en iyi” olamaz. En iyiyi ortaya çıkaracak olan da bir güzel yazın ürününün yazınsal değerinin bilimsel yöntemler ve nesnel ölçütlerle belirlenmesidir.

 

      Abdullah ŞEVKİ

 

Geri Ana Sayfa Arkadaşına Gönder

Yukarı