|
YABANCI
DİL-İNGİLİZCE-ÖĞRETİMİNDE SANAT EĞİTİMİNİN YERİ
Yabancı dillerin öğretimini
evetliyorum, ancak boyutu, niteliği hatta çeşidi tartışılmalıdır diyorum.
Ülkemizde olan güzel şeylerden biri
de Anadolu Güzel Sanatlar Liseleridir. Oradan iyi ama eksik bir örnek vereceğim:
Bu Liseye gelen öğrenci, yabancı dilde bir yıl (İngilizce) hazırlık okur, dünya
literatürünü takip etmesi amaçlanmıştır bununla.
Burada ikiye ayrılacağım: Biri
okutulan bu programın daha yararlı hale, işler hale getirilmesidir içerik
açısından. Diğeri ise Hazırlık yılında, alana yönelik bir programın eklenmesi
bağlamındadır.
İngilizce öğretiminde, eğitimsel
alanlarla hiç ilişki kurulmaz. Temel İngilizce veriliyor, burada bir gerekçedir.
Ama kendisini saygıyla anacağım değerli eğitimcimiz Hasan Bey İAGS Lisesinde
çevirileri, özellikle sanatla ilgili metinlerden yapardı. Kendisini yürekten
desteklerdim. Çünkü bu yolla öğrencinin alanı ile ilgi kurmayı sağlardı. Nitekim
doğru olan da budur. Sanırım İngilizce öğretimi, aşağı yukarı, dilbilgisini
öğretmek yöntemiyle sınırlı olduğu için, çok da başarılı olamıyor okullarda.
(Parçadan bütüne değil, belki bütünden parçaya gitmek daha mı yararlı olabilir
tartışmak gerekir.) Çeviri yaparken geri gitmelerle bir çok şey daha kalıcı
olabilir düşüncesindeyim. Tabii bireysel ayrıcalıklar göz önüne alınarak da
yapılması tamamlayıcı olur. Ama burada da eğitim, kitle eğitimi çerçevesinde
gerçekleştirildiğinden pekte amaca hitap etmiyor, ne yazık ki! Yani Bilim ve
Sanat eğitimi alan öğrencilere kendi alanlarının literatürü ile yaklaşmamak
gibi. Bir gün Üniversitede Yabancı Dil ( İng. ) alanında öğretim elemanı bir
arkadaş ki uluslararası bir kurumda da görevli elinde bir sanatçının kitabı ve
bir öğrenciyle geldiler. Arkadaş, “çeviri yapıyorum ama tam yerine oturmuyor ve
tam da anlamıyoruz doğrusu” dedi. Birlikte çevirdik, benim sanat alanındaki
literatür bilgimle... Her ikisi de “şimdi anladık, her şey yerine oturdu”
dediler ve rahat bir şekilde yanımdan ayrıldılar. Aynı şekilde birkaç yıl önce,
İngiltere’de yüksek lisans yapmış bir İngilizce öğretmeni arkadaşımdan
fotoğrafla ilgili bir metini çevirmesini rica etmiştim. Verdiği yanıt: “o alanın
literatürünü bilemiyorum, çeviremem” olmuştu. Yaşantıdaki bu örnekler, eğitime
de örnek olmalı. Değişim bu bağlamda yapılmalı.
Aslında benim üzerinde durmak
istediğim esas konu, bir yıl okunan Hazırlıkta daha sonra okunacak alanın
dersleriyle ilişki kurulmasına dairdir. Ama konu öylesine önemli ve geniş
kapsamlı ki tek boyuttan bakılmaması gerekiyor.
Öğrencilere Hazırlıkta okurken, 4
saat Temel Sanat Eğitimi veriliyordu bu liselerde. Müzik Bölümü Müziğin, Resim
Bölümü Resmin Temel Sanat Eğitimini alıyordu. Uygulamada gördük ki bu dört saat
az geliyor. 8 saate çıkardık ama Milli Eğitim Bakanlığına da 10-12 saat önerdik.
Bu yöntem devamlılık açısından doğrudur. Şimdi aynı şeyler Güzel Sanatlar
Eğitimi veren ve hazırlık okunan Fakültelerde yaşanıyor.
Düşününüz öğrenci 4 sene Güzel
Sanatlar Liselerinde kesintisiz piyano çalmış Fakülteye geliyor ve bir yıl ara
veriyor. Bu, Sanat Eğitimine bir darbedir bence. Alanıyla ilişkiyi kesmektir
adeta. Bir yıl sonra eli durmuş, yetisi yavaşlatılmış bir öğrenci ile karşı
karşıya kalacağız demektir. Tabii bu, salt Müzik alanıyla değil diğer alanların
da sorunudur. Önerim: Üniversitelerin ilgili Fakültelerine Hazırlık programı
içine Temel Tasarım dersinin yerleştirilmesidir.
Tabii bir de olayın başarı tarafı
var. Çok yetenekli, gelecek vadeden çocukları da yabancı dildeki
başarısızlıkları nedeniyle kaybediyor olmamız. Kültürlü, bakış açısı geniş
bireyler yetiştirmek amacımız, ama uygulanan halihazır programlarla bu
gerçekleştirilebiliyor mu, ona da bakmak gerekir. Yönetmelik gereği başarısızsa
ara vermek zorunluluğu doğuyor. Öğretmenlik yaşamımda gördüm ki ara verenler
daha gerilemiş olarak dönüyorlar okula genelde.
Beni düşündüren ikinci husus ise
yabancı dilde teke düşüşümüz. İngilizce dünya diline doğru gidiyor olabilir.
Bunun kolaylığı kadar getireceği özgürlük kısıtlaması ya da yerel zenginliğin
yok olması hesabına da bakmak gerekir. Çeşitlilik zenginliktir.
Öğr.
Gör. Tülay ÇELLEK |