|
MUTLULUĞA DAİR
Mutluluk da aşk gibi, sevda gibi, hüzün gibi sayısız kere üzerinde kalem
oynatılan, söz söylenen ve üzerinde sıkça düşünülen kavramdır. Kimi bu kavramın
belki sadece sözünü etmiş, kimi gerçekten yaşamış, kimi ise nasıl yaşadığının
farkında bile olmadan, mutluluktan adeta habersizce geçip gitmiş. Mutluluk
üzerine düşünenlerin, mutluluğu tadanlardan daha az sayıda olduğu
söylenebilir. Ve hatta; “harcı âlem kitapların değil ama, mutluluk üzerine
yazı yazanların hüznün çemberinde en fazla hapsolmuşlar arasından çıktığını”
düşünebilirsiniz. Onlar ki; mutluluğun tarifini yapmaya kalkıştıkları, mutluluk
üzerine düşünce üretmeye çalıştıkları halde, belki de mutlu olmayı bir türlü
beceremeyenlerdir. Yazar Fatma Karabıyık Barbarosoğlu’nun cümleleriyle;
“Mutluluk felsefeleri mutluluğu anlatmazlar çoğu defa. Mutsuz olmamanın
kıyılarında dolaştırırlar. Kıyıyı geçip ummana dalmak sizin tercihiniz. Kıyıda
bile dursanız nasibinize ansızın huzur düşebilir. Çünkü mutluluk ile mutsuzluk
arasındaki med-cezir halini ortadan kaldıran, yalnızca huzurdur. Huzur bir halin
adıdır. Ama mutluluk bir hal değildir. Kişi kendini huzur ile örten bir mekân
oluşturabilir hem içinde hem dışında.”
İnsanlar, 'seviyorum' diyorlar, fakat ardından bu söylediklerini yalanlar
nitelikte birbirlerine oyun ediyorlar. Surat asıyorlar, hakaret ediyorlar,
dövüyorlar ve hatta öldürüyorlar bile bazen... Bir düşünelim: Başa baş, dişe diş
bu savaşta, bütün yığdıklarımıza; kafes, kilit, pençe altında
bulundurduklarımıza rağmen, o eşsiz mutluluk hissini duyabiliyor muyuz? Yoksa; "gidecek,
kaybolacak, benden alacaklar" korkusu altında, simsiyah, azaplı bir dünyada
mı yaşıyoruz?
Doğrusu şu ki; mutluluk hissini duyabilirsek, onu yakından tanıyabilirsek,
içimizdeki birşeylerin yumuşaması, birşeylerin kolaylaşması lâzım. Belki
gözlerimiz yaşarıp, yanaklarımızdan aşağı iki damla göz yaşı akması lâzım. Bu
arada bakışlarımız tatlılaşır da, bize kötülük etmeyi düşünen kişi şaşırır ve
onun da yüreği yumuşar; kötü niyetinden vazgeçer. Bize gülümser bile hatta...
İnsan olarak en mutlu anımızdır bu: Parayla, güçle, zorbalıkla yapamadığımızı,
bir gülüşle, bir bakışla, bir hissedişle başarmak... Ve bu vesileyle, dünyada
elde edilmesi en güç şeyi elde edebiliriz:
Bir insanın bir insana sevgisini... Yani mutluluğu...
Yazar İlhan Selçuk'un mutlulukla ilgili yazısından birkaç cümle:
“Sultan çıkageldi. Ne başında kavuk, ne sırtında mintan, ne de kaftan.
Kıyafet değiştirerek dolaşır dedik ya; özlem duydun mu, bilincine eriştin mi
çıkagelir. Kimi zaman bir kadındır, kimi zaman bir dosttur, kimi zaman bir
haberdir, kimi zaman bir musikidir, kimi zaman bir resimdir.(...)
ŞİİR MUTLULUKTUR. Sözcüklerini inci taneleri gibi belleğine dizebilirsin,
dizelerini gözeneklerinle özümseyebilirsin, anlamını içine çekip
soluyabilirsin... Herkese yetecek kadar mutluluk var.
Mutluluk piyangosu paylaşım üzerinedir; her çekilişte ne büyük ikramiye
çıkar, ne de amorti. Çünkü mutluluk bölünemez, ancak paylaşılır. Paylaşma ile
bölme arasındaki anlam inceliği mutluluğun ta kendisidir.”
Kendimizi mutsuz hissettiğimiz bazı anlarda, gelecekte mutlu olacağımızı ve
belki bir gün mutluluğu yakalayacağımızı hayal ederiz. O gün gelince dertlerin,
sıkıntıların sona ereceğini, toz pembe günlere ayak basacağımızı düşünürüz.
Gençken; daha ileri yaşlarda, okuyorsak; tahsilimiz bitip, hayata atıldığımızda,
bekarsak; evlenince, çocuklar küçükse; büyüyünce mutlu olacağımız zannına
kapılırız. Hep, “O gün geldiğinde” deriz ve o günü bekleriz. Halbuki, ne
o gün diye bir şey vardır ve ne de o gün geldiğinde bütün sıkıntılar son
bulacaktır. Hayat; sıkıntıların, elemlerin, sevinçlerin, kederlerin bir yumak
oluşturduğu ve mutluluğun da bu yumağın içinde gizli olduğu bir süreçtir.
Mutluluk, bütün bunlar yaşanırken yakalanması ve yürekte hissedilmesi gereken
bir duygudur. Buna “Mutluluğun Öteki Yüzü” de denebilir. Bir sözde de
belirtildiği gibi, “Biraz sıkıntı, vazgeçilmez bir öğedir. Fırtınalar, gök
gürültüleri, şimşekler ve üzüntü, bizleri mutluluk ve neşe kadar zenginleştirir;
besler, verimli kılar.”
Arayı çok açmamalıyız mutlulukla... Yoksa yeniden elde etmek ve bir parça da
olsa mutlu olmak giderek zorlaşır. Eskisinden daha çok çaba ve eskisinden daha
çok gayret gerekir. Hem zaten;
“mutluluk bazen bir doruk kadar varılmaz güç,
Bazen bir gelincik kadar ömrü kısa,
Bazen bir öpücük kadar,
Bazen de bir veda gibi soğuktur.”
Ve mutluluk... ‘‘....mutluluk bazen balkona dek yükselmiş yasemin ağacından
bir dal koparıp çekingenliğinle birlikte sunmandır. Mutluluk bazen; eğri büğrü
koltuk bacaklarını, delik deşik döşemelerini görmediğim bir odadır; çünkü sen
varsın. Mutluluk bazen rüzgâr zeytin dalları arasından hışırdayarak denizin
sesini getirirken, senin alnıma utanarak kondurduğun bir öpücüktür.’’
Savaşların ezikliğinin yaşanmadığı bir dünyada mutlu olmanız dileğiyle...
İsmail BİNGÖL |