|
MOĞOLİSTAN
İyi gün kötü gün…
Moğollar’ın günlere ayrı bir anlam verdiklerini farketmemek mümkün değil. Çünkü
belirgin bir şekilde bunu günlük hayata geçirmişler. Tabiî ki günlere verilen bu
önem, Budizm’den geliyor.
Önemli
ve özel işler için iyi günlerin seçilmesine özen gösteriliyor. Örneğin bir
cenaze pazartesi, çarşamba ve cuma günleri, sabah çok erken vakitlerde toprağa
veriliyor. Örneğin insanlar bir evden başka eve taşınacakları zaman iyi
günlerden birisini bekliyorlar…
Bu iyi
günleri kim belirliyor? Budizm eğitimi almış Lam’lar… Onlara gidip soruyorsunuz:
Biz taşınacağız, hangi gün bu işi yapalım? Lam bunun üzerine eve geliyor,
bakıyor ve “şu gün, şu saatte taşının” diyor.
Eskiden nasıldı, şimdi nasıl?
Yaklaşık altmış-yetmiş yıl önce Moğollar cenazelerini gömmüyorlardı: Ölen kişi
ıssız bir yere götürülüp bırakılır. Birkaç gün sonra ölüyü görmek için onun
bulunduğu yere gidilir. Eğer onu hayvanlar yemişlerse, o iyi bir insandır.
Yememişlerse, kötü bir insandır.
Şimdi
böyle mi?
Ruslar’ın gelmesinden sonra cenazeler gömülmeye başlamış. Eğer ölüm pazartesi,
çarşamba veya cuma günü dışındaki günlerde gerçekleşmişse bu günler defin için
bekleniyor. Sabah da bir tören alayıyla cenaze mezarlığa taşınıyor.
Arkana bakmadan, hızla gideceksin…
Sabah
cenaze evine gidiliyor. Ölen kişi yüksek bir masanın üstündedir. Her gelen kişi
cenazenin etrefında dönerek, ölen kişinin en yakınının (eşi, en büyük oğlu v.s)
yanına gidip onu selamlıyor. Herkes geldikten sonra cenaze arabaya
yerleştiriliyor ve ağır ağır ilerleniyor. Öyle yavaş gidiliyor ki yürüyen bir
kişi hiç zorluk çekmeden onlara eşlik edebilir. Mezarlığa kadar bu şekilde
gidiliyor.
Mezarlık bölüm bölüm. Bir bölüme erkekler, bir bölüme kadınlar, bir bölüme de
çocuklar gömülüyor. Mezarlık için özel taşlar ve toprak getiriliyor. Ölünün
başında Lam bulunuyor. Lam, Tibet dilinde elindeki tütsüyü sallayarak dualar
okuyor. Ailenin büyük erkeği ölen kişi hakkında bir konuşma yapıyor ve ölü
defnediliyor. Bunun ardından herkes arabalara ilerliyor ve telaşla biniyor.
Gelirken olduğunun tam tersi bir şekilde oldukça hızlı geriye dönülüyor. Bu
dönüş sırasında arkaya dönüp bakılmayacak. İyi değil.
Eve
geldikten sonra evin büyüğü oturuyor. Herkes üzüntüsünü ifade ettikten sonra
çekiliyor. Bu sırada evin büyüğü her misafire bir hediye veriyor.
Toprağa saygı…
Moğollar’ın millî kıyafetleri içerisinde çizme de var. Bu çizmeler oldukça
orjinal. Kalın deriden yapılmış olan bu çizmeleri kadın, erkek, çocuk… herkes
giyebiliyor. Kış mevsiminde havanın çok soğuk olması sebebiyle çizmenin içi yün
kaplı. Bir de bu çizmelerin ucu yukarıya doğru uzanıyor ve sivri uçlu.
Neden?
Bir rivayete göre … Moğol inanışında toprak kutsaldır. Ona saygı duymak gerekir.
Bu yüzden toprak sürülmez, ekilmez… Çizmelerin ucu sivri olduğu için yürürken
toprağı kazabilir. Böyle bir şeyi engellemek amacıyla bu sivri kısım yukarıya
doğru çevrilmiş.
Diğer
bir rivayete göre… Savaşçı bir millet olan Moğolar, eski zamanlarda düşmanlarına
korku salmışlar. Onların bu şiddetini azaltmak amacıyla türlü yollara
başvurulmuş. Bunlardan bir tanesi de onların rahat yürümelerini ve koşmalarını
engellemek amacına yönelik: Çizmelerin ucunu yukarıya doğru kaldırmak.
Bugün Nirvana…
Budizm’in temel ilkelerinden birisi insanın saf ve temiz yaşayarak Nirvana’ya
ulaşma çabasıdır. Nirvana, Budizm’in en üst noktasıdır. Oraya ancak iyi insanlar
varabilir. Ruh orada huzur ve mutluluk bulur. Dünya bir çile yeridir. İnsan
iyilik yaparak yaşamalı, zulüm etmekten kaçınmalı, daha da önemlisi vicdanını
temizlemelidir. Bu şekilde yaşamayı başaran insanın ruhu özgürlüğe kavuşur, yani
Nirvana’ya ulaşır.
Nirvana’ya ulaşabilen oldu mu?
Çok
eski zamanlarda çok iyi, büyük Lam’lar olduğunu öğreniyoruz. Moğollar’a göre bu
Lam’lar Nirvana’ya ulaşmak için çok çalışmışlar ve sonunda başarmışlardır. Fakat
bu asırlarca önce olmuş. Şimdi Nirvana’ya ulaşabilen kimse yok. Çünkü insanlar
son yüzyılda dinden oldukça uzaklaşmışlar. Dinî eğitimlerini tam olarak
alamamışlar. Bu yüzden de Nirvana’ya ulaşacak durumda değiller. Fakat
inançlarını kaybetmiyorlar. “Birgün yine olacak” diyorlar.
O, buraya dönecek…
Ölen
bir kişinin ruhu beden değiştiriyor. Budizm inanışında ruhlar bir bedenden başka
bir bedene geçiş yapıyorlar ve dünya hayatına devam ediyorlar. Bu yüzden ölüm
olayı karşısında çok fazla sarsılmıyorlar. Peki ruhun geri geldiğini, hangi
bedende olduğunu nasıl anlayacaklar?
Bunu da
insanlara Lam’lar söylüyorlar. Bir yakını ölen kişi Lam’a gidiyor. O da ailede
doğum yapacak biri olup-olmadığını soruyor. Eğer varsa, bebek doğduğunda
bacağında bir ben lekesi olacak ya da yüzünde şu olacak gibi sözler söylüyor.
Eğer bu söyledikleri doğan bebekte varsa ölen kişinin ruhu ona geçmiş demektir.
Naz Ferniba |