|
FETHEDİLEMEYEN KALE
Hepimiz çocukluk yıllarımızda
birçok güzel masal okumuş veya dinlemişizdir. Bu masalların başlıca kahramanları
karşı cinsten iki insan olduğunda karşımıza maalesef hep aynı tablo çıkar:
"Erkek kızı kurtarır ve sonsuza dek mutlu yaşarlar."
Daha çocukluk yıllarında aklımıza
kurtarıcı ve kahraman cinsiyetin hep erkek olduğu düşüncesi yerleşir. Pamuk
Prenses'i prens uyandırarak hayatını kurtarır. Rapunzel hapsolduğu şatodan yine
bir prensin sayesinde kurtulur. Bu masallar ve daha niceleri küçük yaşlardan
itibaren zihnimize öyle bir kazınmıştır ki, bütün genç kızlar hayatlarının
önemli bir kısmını "beyaz atlı prens"i beklemekle geçirirler.
Peki niçin kurtarıcılar hiç kadın
olamazlar? Gerçekten de erkekler tarafından kurtarıldıktan sonra sonsuza dek
mutlu mu yaşarlar? Cevabın "evet" olduğunu düşünüyorsanız, ya umutsuz bir
romantiksiniz ya da henüz kadın-erkek ilişkileri hakkında pek fazla bilgiye
sahip değilsiniz. Pamuk Prenses ve Rapunzel'i kurtaran birer erkektir.
Amerika'yı bir erkek keşfetmiştir. Elektriği icat eden ya da İstanbul'u fetheden
de birer erkektir. Ancak ne var ki bir erkek asla ve asla bir kadını fethedemez;
onu hiçbir zaman tam olarak anlayamaz ve onun kalesindeki karanlık zindanlarda
esir olmaktan kurtulamaz.
Peki bunca icat ve keşfi
yapabilecek zekaya sahip olan erkekler nasıl olur da kadın gibi basit gözüken
bir varlığı çözemezler? Bunun tek bir açıklaması olabilir: Bir kadını
anlayabilmek için zekadan çok daha fazla ihtiyaç duyacağınız özellikler
duyarlılık ve duygusallıktır.
Biz kadınlar için en büyük
ihtiyaçlardan bir tanesi takdir edilmektir. Hayatımızı hep sonunda bir "aferin"
duyabileceğimiz işler yaparak yaşamaya çalışırız. Hayırlı bir evlat, iyi bir eş,
kusursuz bir anne veya başarılı bir iş kadını olmayı arzular; bu uğurda birçok
fedakarlık yaparak hayatımızı sürdürürüz. Tüm bunların karşılığını alabilmemiz
ise ancak takdir edilmekle olabilir.
Peki bir kadın başka ne ister?
Belki "çirkin yaşlı cadı" ile ilgili masalı da duymuşsunuzdur. Bir şövalye
mecbur olduğu için çok çirkin, yaşlı bir cadıyla evlenmek zorunda kalır. İlk
gece cadı odasında yalnızken, şövalye hiç istemeyerek odaya girer ve karşısında
çok güzel genç bir kadın bulur. Şaşkınlıktan konuşacak hali bile olmayan genç
adam, güzel kadına cadının nerede olduğunu sorar. Kadınsa "Cadı benim" diye
yanıtlar. "Ben günün sadece yarısında çok genç ve güzel bir kadın olurum, ama
diğer yarısında mutlaka çirkin ve yaşlı olmak zorundayım. Gece mi yoksa gündüz
mü güzel olacağıma sen karar vereceksin." Şövalye seçimi kadına bırakır;
neyi seçerse seçsin onun kararına saygı duyacağını söyler. Genç kadın ise
sevinçle şu şekilde yanıtlar: "Sen bana kendi irademle seçme hakkını verdin ve
kararıma saygı duyacağını söyledin. Böylece üzerimdeki lanet kalkmış oldu,
bundan sonra sonsuza dek genç ve güzel bir kadın olarak kalacağım."
Bu masaldan çıkartabileceğimiz
sonuç ise, bir kadının takdir edilmenin yanı sıra özgür iradesiyle hareket
edebilmeye ve karşı taraftan saygı görmeye ihtiyacı olduğudur. Günümüzde
Amerika'ya gidebilmek için haritalar kullanılıyor. Elektrik ve tüm elektrikli
aletler için ise kullanma kılavuzları var. Ancak, bazen binlerce sayfalık bir
kitap, bazen tek hecelik bir kelime olabilen kadınları okumak için bakmanın yanı
sıra görmek de gerekiyor. İşte erkekler bunu başaramadıkları için zindanlardaki
esaretlerine bir türlü son veremiyorlar.
Hande Akpul |