|
BİR BİLGİ OLARAK FELSEFE
İnsan sürekli
varolanlarla ilişki içinde bulunmak zorundadır. Varlığını sürdürebilmesi bu
ilişkiye bağlı bulunmaktadır. Canlılar arasında başkaları ile ilişki alanı en
geniş olan insandır. Maddî ve manevî tüm ilişkileri sadece insan
gerçekleştirebilir. Kendisi de dahil her şey varolanları oluşturur. Varolanların
toplamı da varlıktır.
Öğretim ve eğitim,
insanla varolanlar arasındaki ilişkilerin bir türüdür ve bir bilgi sorunudur.
İnsanın herhangi bir varolanla ilişki kurabilmesi ancak onu tanıması ile mümkün
olur. Tanımak ise bilgi sahibi olmak demektir. Diğer ilişkiler bu tanımadan
sonra gelir. Öyleyse insanın varolanlarla olan bütün ilişkileri bir anlamda
insan faaliyetleri anlamına gelir. O halde insanın bütün faaliyetlerinin
temelinde bilgi sorunu yatar.
İnsan varolanların
bilgisinin çok büyük kısmını öğretim yolu ile elde eder. Böylece öğretim
fertlere varolanların bilgisini kazandırmada yapılan bir faaliyettir.
İnsanlar, olay ve
olgular karşısında daima bir tutum içinde bulunurlar. İnsanlara bir tutum
kazandıran varolanlar hakkındaki bilgileridir. Yani öğrenimdir. Öğrenimi büyük
ölçüde anlayan da öğretimdir.
Eğitim ise, insanı
herhangi bir tutum içine sokar. Öyleyse eğitimin bir amacı vardır. Bu da, ferde
istenilen tutumu kazandırmaktır. Öğretimde bilgi seçimi vardır. Bilgilerin
seçilmesi eğitimde amaçlanan tutuma göre olur.
Öğretimde bilgi
seçiminde zorunluluk vardır. Her bilgi türünde asırlardır yazılmış bilgilerin
bir nesle öğretilmesi imkansızdır. Öğretimde bilgi seçiminin birinci sebebi bu
imkansızlıktır. Bunun yanısıra bilgi seçimi raslantı ile olmaz. Öğretim
yapacakta kazanılması istenen formasyon ve tutuma göre yapılacak seçim faydalı
olur. İşte hedefi eğitim politikası belirler. Hedefe varmak için öğretimde hangi
bilgilerin verilmesi gerektiği de eğitimci tarafından tayin edilir.
Öğretimde önemli
olan objektifliktir. Yani varolanın bilgisini doğru olarak vermektir. Herhangi
bir amaç için verilecek yanlış bilgi yanlış hareketlere sebep olur.
İnsan varolanı
tanımada farklı yollar kullanır. Bu yüzden farklı bilgiler vardır. Felsefe de bu
bilgiler arasında yer alan bir bilgi çeşididir. Fakat felsefe nedir? Nasıl bir
bilgi türüdür?
Bir tarafta
Descartes, “Felsefesiz yaşamak gözü kapalı yaşamaktır” derken, bir tarafta da
bir Fransız yazarı şöyle diyor: “İnsanlık için tehlike ne atom bımbasından ne de
hidrojen bombasından gelir. Tehlike filozoftan gelmektedir.Bugün dünya;
Batı-Doğu diye iki düşman kampa ayrılmış, birbirini yoketme hazırlığı ve yokolma
korkusu içindedir. Arada asıl çarpışan filozofların fikirleridir. Bir tarafta
Volter’ler, Rousseau’lar; diğer tarafta Marx’lar, Engels’ler… Büyük kitleler, bu
filozofların adını bile duymadan onların fikirleri peşinde koşup düşman kamplara
ayrılıyorlar. Demek ki bugün insanlığın içinde bulunduğu tehlike filozoftan
kaynaklanıyor. O halde kurtuluş çözümlerini de ondan beklemek lâzım…”
İşte böyle
birbirine zıt hükümlerle değerlendirilen felsefe nedir?
Fransız filozofu
Jules Lachelier, felsefe öğrenimini tamamlayıp Toulous’a tayin ediliyor. İlk
dersinde kendisine öğrencisi tarafında, “Felsefe nedir?” sorusu yöneltiliyor. O
da, “bilmiyorum” cevabını veriyor, öğrencilerinin hayretleri arasında. Olay
şehre yayılıyor. Her yerde alay konusu oluyor. Diyorlar ki; “Paris’ten bir
öğretmen tayin edilmiş. Daha öğreteceği disiplinin ne olduğunu bilmiyormuş.”
Sokrat’ın; “Bir şey
biliyorum, o da hiçbir şey bilmediğimdir” sözü ne kadar düşünmeye değer ise;
Lachelier’nin, “Felsefe nedir?” sorusuna verdiği “bilmiyorum” cevabı o kadar
anlamlı ve düşünmeye değerdir. Çünkü felsefenin kesin bir tanımını yapamayız.
Fakat böyle bir disiplinin varolduğu kesindir.
Başka inanç ve
kanaatlere saygılı olmak ve onlara hak tanımak, kendi inanç ve kanaatine bağlı
olmamak demek olmadığı gibi, bütün inanç ve kanaatler karşısında kayıtsız kalmak
da demek değildir. Herhangi bir inanç ve kanaatine sıkı sıkıya bağlı olan kişi
hoşgörü sahibi de olabilir. Öyleyse hoşgörülü, yani medenî insan yetiştirmek
için felsefeye ihtiyaç vardır. Zaten felsefe yapmak insanın kaçamayacağı bir
faaliyettir. İnsan tabiatı gereği, zorunlu olarak felsefe yapar. Bu konuda
Aristo şöyle diyor: “Felsefe yapmak mı lazımdır diyorsunuz, o halde felsefe
yapmak lazımdır. Felsefe yapmamak mı lazımdır diyorsunuz, bunu yapmak için yine
felsefe yapmak lazımdır.”
MODERN ÇAĞDA
FELSEFENİN ETKİSİ
On dokuzuncu yüzyıl
felsefesi, bir anlamda, iki karşıt kamp arasındaki bir savaşım olarak
değerlendirilebilir. Hegel gibi sanat, ahlâk, din, siyaset, tarih, edebiyat ve
bilimi de kucaklayan bir felsefe inşa etmeye çalışanlarla, binlerce ayrı, özel
sorunu araştıranlar kampı.
Çağdaş felsefelerin
altyapısı, bir yüzyıl süren siyasal, tarihsel, ekonomik, kültürel, toplumsal ve
sanatsal alanlardaki olağanüstü değişikliklerdi. Geçmiş dönemlerde bu tür
değişiklikler yavaş gelişir ve yüzyıllara yayılırken, yirminci yüzyılın ilk elli
yılı öyle büyük değişikliklere sahne oldu ki, bunların anlamını tam olarak
düşünmek için zaman yoktu.
Birinci dünya
savaşı yalnız süper güçler arasında bir savaş değildi. Viktorya çağının da bir
sonuydu. Dört yıllık savaşım kadınların ekonomik ve siyasal alanlara girmesi
sonucunu getirdi, on dokuzuncu yüzyılın ahlâk geleneğini yıktı, toplumsal
kurtuluş adı altında gençler ana babalarına karşı başkaldırdı.
Savaşın ekonomik
sonuçları kimi ülkeler için yıkım getirirken kimilerine de refah getirdi.
Amerika, ihtiraslı bir dönem geçirdi ve 1929 yılında etkisi bütün dünyada
yankılanan büyük ekonomik bunalıma girdi.
Ortaya çıkan
işsizlerin saylarının küçümsenemeyecek kadar çok olması sosyalist ve kominist
akımlara güç kattı. Bu akımların ruhsal yuvası 1917 devrimiyle ortaya çıkarılan
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’ydi.
Sosyalizm ve
kominizmin güçlenmesi İtalya’da, Almanya’da ve İspanya’da dünyayı etkileyen
büyük çatışmalara sebep oldu. Bundan sonra insafsız materyalistlerin ortaya
çıktığını görüyoruz. Öyle akımlar vardı ki, madde ve mekanik öğretilerin
etkisinde kalarak yaşamda hiçbir amaç ve umut bulamadılar. Bunun ardından ateizm
boygösterdi.
Marx’ın
felsefesinin çıkış noktasında Hegel vardır. Genel olarak Hegel’den sonra büyük
felsefe sistemlerinin sona erdiğini söylemek mümkün. Hegel’den sonra felsefe
yepyeni bir yola girmiştir ve büyük kurgusal sistemlerin yerini “varoluşçu” ya
da “eylemci” felsefeler almıştır. “Amaç dünyayı anlamak değil, onu
değiştirmektir” derken Marx’ın kastettiği de budur. İşte onun bu sözleridir
felsefe tarihinde çok önemli bir değişikliğe sebep olan.
Marx’ın
düşüncesinin hem pratik, hem de politik bir yanı vardır. Uygulamalı politika
alanında ondan daha etkili olan bir başka filozofun varolmadığını söylemek
yanlış olmaz. Marx’a göre insanların düşünce biçimlerini belirleyen, toplumda
geçerli olan maddî ilişkilerdir. Bu tür maddî ilişkiler tarihin gidişini de
belirlemektedir aynı zamanda. Ve tarihi ilerleten şey ekonomik güçlerdir.
Neyin yanlış neyin
doğru olduğunu toplumu yöneten sınıflar belirleyebilir. Hiçkimse bir başkasını
doyurmak için çalışmamalıdır. Bu yüzden, “Bütün ülkelerin emekçileri birleşin”
sloganı ile kominizm, toplum düzenlerini güç yoluyla yerlebir etme amacıyla yola
çıkmıştır.
Fakat dünya
milletlerini galeyana getiren bu sistemler de yavaş yavaş çözülmeye başlamıştır.
Çünkü bilgi yığını bir şey ifade etmez. Onun benimsenmesi, kabullenilmesi, adeta
onun yaşanması lazımdır. Bütün bunların yanında insan tabîatına uygun bir bilgi
olması gereklidir. Bu da şuna işaret eder: Öğretim tek başına yeterli değildir,
eğitim şarttır. Eğitim edinilen bilginin, bilgi sahibinin hayatını etkilemesi, o
bilgiyi hayatında tatbik edebilme hâlini kazandırmasıdır.
Hayatın her
döneminde etkili olan sistemler, yaşayış şekilleri, kültürler vesaire pek çok
toplumsal olay felsefî düşüncelerin bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Felsefe
adının kullanılması ya da kullanılmaması bu gerçeği değiştirmez. Çünkü felsefe
bir düşünce aritmetiğidir. Fakat herhangi bir amaç için verilecek yanlış bilgi
yanlış hareketlere sebep olur.
Naz Ferniba |