|
SANATÇININ EĞİTİMDEKİ AKADEMİSYEN
TAVRININ BOYUTU
Akademisyenin önceliği öğrenci
sorumluluğunu taşır. Yani görevi eğitim-öğretimdir. Bunun sağlıklı yapılabilmesi
ise alanında yaptığı araştırmalara bağlıdır. Bir sanatçı hem yapısı gereği hem
de yetiştirilme tarzı ve işlevi bağlamında akademisyenden ayrılır, ayrılmalıdır
da... Sanatçıların akademisyenlere katkıları konferans, söyleşi, panel, gösteri,
atölye çalışması gibi sürekliliği söz konusu olmayan destekleyici bağlamda
olmalıdır. Diğer türlü sanatsal faaliyetlerinden dolayı akademik raporu çok uzun
ama öğretmenliği yeterli olmayacak, süreklilik çerçevesinde de öğrenci, öğretim
elamanını, danışmanını aradığında bulamayacaktır. Bu nedenle eğitimde
aksaklıklar söz konusu olacaktır. Bu da yarardan çok zarar verecektir. Bu bir
tercih meselesidir. Sanatçı olmak istemi yada akademisyen olma misyonu. Tabii
özellikle öğrenciye örnek olma bağlamında sanatçı bir akademisyen tercih
nedenidir. Ancak bu, öğrencilerin de diyebileceği gibi sergi ve konserlerinde
titr kullanmak ve maaş almak nedeni taşıdığında okul adres yeri olmaktan ileri
gidemeyecektir. Şurası da bir gerçek ki yarı zamanlı bir öğretim elemanının
alacağı ücret salt yol parasına yetiyor.
Tüm bunlara karşın bir öncelik söz
konusudur. Öncelik akademisyenliktir. Ama araştıran akademisyen… Ayrıca bilgi
aktarımında, danışmanlık yapma görevinde, bu kişiler arandığında bulunan
olmalıdır. Sanatçıdan uygulamalı çalışmalarda zaman zaman yararlanılabilir.
Ayrıca konferans, söyleşi hatta seminer vermesi için başvurulabilir. Sürekli
eğitim öğretim adına değil…Tüm bunların nasıl yapılması, yapıldığı önemlidir.
Burada yürürlüğe sokulacak işlerde iletişim ve organizasyonun sağlıklı olması ve
öncelikle motivasyon önemlidir. Paylaşmaya, dayanışmaya, saygıya en önemlisi de
sevgiye dayanmalıdır yaşam, yaşatılanlar...Okulu salt çıkar adına kullanmayan,
idealistse, vericiyse gelen ve yararlı olanla, bu işi çok ta sağlıklı
götüremeyen görülmeli ve ayrımsanmalı idare tarafından …Denetimse baskı aracı
değil, eğitim-öğretimin devamlılığı ve sağlıklı olması adına, insancıl
tavırlarla ve saygı bağlamında olmalı. Aslında yönetilmeye muhtaç olanların
sağlıklı eğitici olacakları da tartışılır. Herkes kendi kendini yönetebilmeli..
Yetişkinlik budur. Başkalarının yönetimine gereksinme duyanın öğrenciye de bir
yararı dokunmayacak, üniversitenin önünü açamayacak ve geliştiremeyecektir.
İnsan aldığı onuru zedelememelidir. Çünkü öğretmenlik ve akademisyenlik bir
onurdur, ayrıcalıktır..
Bu arada şunun da kesinkes
ayrılması gerekir: faaliyet göstermek, bürokratik bağlamda yapılması gerekeni,
örneğin bölümün gereksinmelerini bildirmek, yazışmalar yapmak, imzaların
vaktinde atılıp bürokrasinin gereğini yaparak işlerin önünü tıkamamak vb. olası
işleri yerine getirmezse bu işten zamanında ayrılıp yıpranmamak ve yıpratmamak
gerekir. Tabii bundan önce konuşmak ve uzlaşmak yollarını aramak gerekir. Sahne
ve sahne arkası, bürokratik tavır ayrıdır.. Önemli olan bu ayrılıktaki gerçeği
bilip organizasyonu buna göre yapmak gerekir. Başarıların arkasına saklanmadan
daha da nasıl başarılı olunur, ileriye gidilir, aksaklıklar nelerdir? Bunların
üzerine gidilmelidir. Yapılanlar yadsınamaz ancak daha güzel, daha iyi olması,
aksaklıkların üzerine gidilmesi gerekir. Yani bir başarı var bu da mükemmeldir
anlayışı ilerlemenin önünü tıkar….Eksikliklerin başında diyalog kopukluğu
gelir…Doğum sancısının olması doğaldır. Bu sancının azaltılması, doğumun
sağlıklı yapılması önemlidir. Varılacak hedeflerin kısa ve uzun vadede daha
olumlu, saptırılmalara meydan verilmemesine çalışılarak ulaşmak hedeflenmelidir.
Fakülte, üniversite dışarıya
açılmalı, sınırlar zorlanmalı, sanatı hayatın içine taşımalı, farklı disiplinler
bir araya gelmeli sorgulama yapılmalı ve bu disiplinler arası çalışmanın
gerçekleşmesindeki aksaklıklar ciddi boyutta tartışılmalıdır. Tüm bunlar takım
ruhu gerektirir, var olmanın bedeli diğerini yok etmekten değil üretmekten
geçmelidir.. Ayrım yapılmamalıdır. Herkes bireysel ayrıcalıklar çerçevesinde
yapacağı çok şeye sahiptir. Sanatçının yeri ve ne boyutta olması gereğine okul
doğru karar vermelidir. Okulda olan herkes öncelikle öğretim elemanı formasyonu
taşır. O da okulda yerini sürekli almalıdır. Çünkü akademisyenlik bütünlüktür.
Yoksa en başta öğrenciyi karşınıza alırsınız.
Yöneticinin denetlemesi gerekir ama
kırmadan, dökmeden motive ederek. Bir araya gelmek, bazen büyük boyutlarda bazen
küçük birimler içinde…Buluşmak , uzlaşmak..Sorunları konuşmak gerekir... Ayrıca
çağa ve topluma , bireye uygunluğu açısından, her zaman öğretim programları
gözden geçirilmelidir. Bu değerlendirmeye öğrenciyi almak, öğrencinin de
değerlendirmesine, görüş sunmasına olanak tanımak gerekir. Yani “biz biliriz”
diyerek öğrenciyi susturmamak lazımdır. İşte burada pedagojik formasyon ön
plana çıkar. Tabii bir o kadar da deneyim gerekli ve önemlidir. Tercih edileni
tecrübesiz ve ilgisiz olandan değil, titizlikle seçmek gerekir . Böylece hiç
kimse ve kurum yıpranmaz.. Tabii eğitimi etkileyenlerden biri de mekandır. İç
koşullara, eğitime uygun mekanlar gereklidir. Ama bunun tam tersi de olabilir.
Mekanlar harika içi boş..İşbirliği salt fakülte içi değil fakülteler arası da
olmalıdır.
Bu arada dış ülkelerdeki tanıtım da
önemlidir. Ancak şunu da göz ardı etmeden; dış ülkelerdeki hakemli dergilerde
yayın yapmak Türkiye’ye, Türk insanına ne kadar katkısı olacak? Dünya insanına
katkı kadar ülke sorunlarına çözüm ve insanına fayda payı eşitlenerek her
anlamda yani hem ulusal hem uluslararası boyutta yazmak, üretmek gerekir. Ülke
özelindeki sorunları ve çözümleri hep birlikte duymak, sorgulamak ve yaşama
geçirme tavrı da çok önemsenmelidir, dış ülkelerdeki hakemli dergilerde çıkan,
çıkacak olan yazılar kadar.
Sanat modeli teknolojiyle
birleştirilip yeni bir yapılanma, üstelik kemikleşmeden, kendi içine kapanan
değil dünyaya açılan ve sürekli tartışan, sorgulayan bir tarzda… Bu nedenle
takım ruhuyla çalışılması lazım. Organizasyonda eşit davranarak. Mekanın
disiplinlerarası iletişime müsait olması, çalışma gruplarının büyük ve küçük
kurullar içinde çözümlenmesine olanak tanınması sağlanarak..Tabii bu arada maddi
olanaksızlıkların giderilmesi için sanatı, sanat eğitimini destekleyen
sponsorların bulunması da gerekiyor.. Seminerler, sempozyumlar düzenlenmeli,
Bölümler arası projeler üretilmeli, ulusal ve uluslararası sergileme ve yayın
yapılmalı. Basınla ilişki kurulmalı. Yönetimse, eğitimcilerce düzenlenen ders
içeriklerini sağlıklı yürütme olanakları sunmalı. Eğitimde ise dışarıdan alınan
modellerin öncelikle Türkiye’de uygulanması şablonuyla hareket etme yerine,
öğrencinin alttan gelen yapısı ve bunu alma olasılığının doğru yöntemlerle
gerçekleştirilmesi üzerinde durulmalıdır. Yoksa olduğu gibi aktarım yarardan çok
zarar getirecektir. Disiplinlerarası çalışma dışardan alınabilir ama hem Türk
geni ve geleneği bilinerek, hem de uygulamada disiplin içi ilişkilendirmeler
yaparak çalışma yapılır. Yani biçimi dışardan özü içerden. Yoksa bu durumda
göstermelik bir uygulama olmaktan ileri gidemez. Öze dayalı bir yöntem de
olamaz. Nitekim yaratıcılığın geri plana itildiği durumlarda, öğrencinin tercih
ettiği malzemenin küçümsendiği bir ortamda başarı da sağlanamıyor yeteri kadar.
Ama sağlanan bir şey var , öğrencinin yok edilmesi…Kazancın, otoritenin bunun
üzerine kurulması.
İyi araştıran eğitimci , iyi
araştıran öğrenci yetiştirecektir….Sorunların saptanması ve çözüm önerilerinin
üretilmesiyle, doğru bulunacaktır. Bunun için diyalog ve beraberinde motivasyon
şarttır. Tüm bunlar için katılımcı olmayı sağlamak gerekir. Yönetim, herkesin
ilkeli davranmasını bekliyorsa öncelikle kendisi ilkeli olmalıdır. .Bu bağlamda
tercihlerin doğru yapılması lazımdır.. Türkiye’deki iki önemli kurumdan biri
olan MEB de disiplin konusu aşırıya kaçmış, Üniversite de aynı şekilde özgürlük
aşırılaşmış izlenimi vermektedir. Her ikisinde de bu anlamda denge şarttır.
Akademik yükseltmelerde akademik
rapor önemlidir. Ama bir o kadar önemli olan pedagojik formasyona dayanan
eğitim, öğretimdir. Sorun gelip sisteme dayanıyor. Fakülte amaçları doğru
saptanmalı, ondan da önce seçilen fakülte doğru, kişiliğe uygun olmalı.. Böylece
daha sonra yaşanacak olan bir sürü sorun baştan çözülmüş olacaktır. Atamalar
doğru olunca baştan sona yapılanmalar da doğru olacaktır.
İnsan ilişkileri ve uygulamayı
nasıl yapmalıya aranan yanıt önemlidir. Tespitlerin doğru olması kadar,
uygulamadaki yöntemlerin de doğru olması gerekir. Eğer siz yanınızdakilerden
bir şeyler bekliyorsanız öncelikle vermesini ve prensipli olmasını
bilmelisiniz. Başkalarından bekleneni önce siz vermelisiniz ki beklentileriniz
size dönsün. Mutlu, huzurlu paylaşılan bir ortamda başarı paylaşılmış olsun..
Öğr. Gör. Tülay ÇELLEK |